İnternet başta, bütün medya iki gündür Bekir Coşkun haberleri ile çalkalanıyor. Aslında deprem öncesi, öncü sarsıntılar referandum arifesinde hissedilmişti.
Bekir Coşkun’un Hürriyet’ten gidişi de olay olmuştu. Gücü özgürlüğünde sloganını kullanan Habertürk büyük reklamlarla (ve basında yazıldığı üzerine, büyük paralar karşılığında) Bekir Coşkun’u transfer etmişti. Bu aşk uzun sürmedi, Coşkun Habertürk’ten de ayrıldı. Bekir Coşkun’un Habertürk’ten gönderilmesinde iktidarın baskısı olduğunu söyleyen kitle hiç azımsanacak kadar değil.
Türkiye’de basın holdingleşip, medya düzenine geçtiği için iktidarlarla iyi geçinmek zorunda. Bunun içinde başbakan Erdoğan’ın dediği gibi, yaşayabilmek ve dahaçok zenginleşmek adına, tarafını seçmelidir.
73 milyonluk bir ülke Türkiye. Bu koca ülkede 1 milyon satabilen gazete yok. Tamam kitap okunmuyor ama gazeteler neden bir milyon bile satamıyor? Neden kimse, özellikle basın yöneticileri bu konuyu umursamıyor? Çünkü gazeteler ya iktidara baskı oluşturmak için kullanılıyor ya da yağ çekmek, yalakalık yapmak için kullanılıyor Türkiye'de. Okunmamak kimsenin problemi değil!
Bir milyon bile satamayan gazetelerin çoğu, istediği kadar reklam alsın, şirketine para kazandırmıyor. Gazete satışından para kazanamayan patronaj, gazete gücünü gazete dışındaki iş alanlarında kullanır! Bu anlamda iktidara mecburdur ve iktidarın isteklerine boyun eğer! Basın dışında işlerle meşgul olan, holdingleşen basın, iktidara muhalif yazarlarını feda etmeye mecbur kalır.
Bekir Coşkun’un suçu ise, bugün özgürlükçü ve demokrat olarak sunulan kimi kiralık köşeciler gibi kalemini satmaması ve muhalif olmasıdır.
Baskı artıyor
Ankara'da elele dolaşanları uyaran polis, İstanbulda sanat galerisini basan şehir eşkıyaları... Dünmahelle baskısından şikayet edenler bugün mahalle terörüne imza atar oldular. Sergi açılışlarını basmaya başladılar. Şükür referandum yapıldı ve ülkemize demokrasi geldi!
Oysa durum hiç de öyle değil. Dünün etkili kesimi bugün ezileni oldu. Kemalistler, ikitdar yanlısı çoğu gazetede öcü gibi gösteriliyorlar. Türkiye’nin gün geçtikçe korku imparatorluğuna doğru ilerlemekte olduğunu daha önce defalarca yazmıştım. Bunun örneklerini referandum sürecinde çok defa gördük. Hayır oyu verenlere, hayır için oy isteyenlere resmen linç uygulandı.
İktidar muhalefete karşı çok sert. Üstelik muhalif basına karşı tavrının pek sevecen olmadığını da hepimiz biliyoruz. Muhalefet üzerinde bir baskı ve hoşgörüsüzlük ortamının oluşmadığını kimse söyleyemez! Başbakan Erdoğan bile defalarca Doğan grubu gazetelerini kastederek “almayın o gazeteleri“ demişti. İstiyor ki, muhalefet olmasın. Hep alkışlansın.
Şu gerçeği kimse yok sayamaz: Sultan Süleyman'a kalmayan bu dünya baskıdan, şiddetten, tehdit ve engellemelerden medet uman siyasi iktidarlara da kalmaz, kalmadı, kalmayacak!
Bu yazıya 7 yorum yapıldı.
tbrk edyrum yine gercekleri one sürmüssünz..
BeğendimBeğenmedimsyın yazarın olaylara bkış açısına ve değerlendirme biçimine bayılıyorum. çok net. ha vallaha doğru diyorrsunuz. tebrikler efendim....
BeğendimBeğenmedimsyn yolagiden büyük bir gelişim içinde. bu sitede yeni tanıdım eski yazılarını da bi çırpda okudum.. fark ediliyor bakalım hangi gazete kapacak kendisini
BeğendimBeğenmedimyolsuzlukların adı demokrasi, çalıp çırpmalar ise anlayışlı ilkeler, halkı sömürmek zulmetmek ise hürriyet die adlandırdılar... şimdi bu ülke için evet diyenlere soruyorum sizler bunun içinmi evet oyunu basıpta bu tüm yaşananlardan memnuniyet duyarak huzur içinde uyuyorsunuz geceleri..?
BeğendimBeğenmedimKaleminize sağlık, kısa ve öz bir makale. Aynen bu dünyadan ne firavunlar geldi geçti, hiç kimseye kalmadı ve imparatorluklarıda silinip gitti.
BeğendimBeğenmedimNiceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenlerde senin gibiydiler.
Ömer Hayyam bundan asırlar önce söylemiş ve aynen geçerli bir dörtlük.