- IMKB

- 59.662
- Dolar

- 1,7675
- Euro

- 2,3245
- Altın

- 653,05
- Ankara : -2 °C
- İstanbul : 1 °C
- İzmir : 5 °C
- Adana : 7 °C
- Antalya : 7 °C
- Diyarbakır : 0 °C
'Medyayı Putin gibi yönetiyor'

ABDdeki Johns Hopkins Üniversitesi hükümet için çarpıcı bir iddiada bulundu.
GÖZE ÇARPANLAR |
24 Ocak 2010 / 13:55Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya Kafkaslar Enstitüsünün bir yayınında hükümetin büyük medya yayın organları üzerinde kontrol temin ederek, ideolojik hegemonyasını güvence altına alma girişiminde bulunduğu iddia edildi.
ABDdeki Johns Hopkins Üniversitesinin Orta Asya Kafkaslar Enstitüsünde ayda iki kez yayımlanan "Turkey Analyst" adlı dergide Türk basını incelendi. "Doğan Ayrılırken Türk Medyasının Özgürlüğü Çöküyor" başlıklı analizi Enstitünün Araştırma Direktörü Svante E.Cornell yazdı.
Türk basınında yaşanan gazete-televizyon devirlerinin özetlendiği analizde, Türkiyede medyanın manzarasında pek çok kusurun bulunduğu iddia edildi. Analizde bunlardan başlıcasının büyük holdinglerin "medya manzarası" üzerindeki hâkimiyeti olduğu öne sürülürken, "Ancak, Türkiyedeki medya görünümündeki temel sorun Uzanlar ve Doğanlar değildir ? kendilerini içinde buldukları kuyuyu kazma konusunda önemli katkıları bulunsa bile. Sorun geçen beş yılda medya sahipliğinde meydana gelen transferlerin basın özgürlüğüne karşı sistemli bir kampanyayla aynı kapıya çıkıp çıkmayacağıdır" denildi.
2007ye kadar büyük medya organlarının hükümetle görece samimi bir ilişkiye sahip olduğu, 2007deki siyasi krizle birlikte medyada eleştirinin daha fazla yer almaya başladığı, kriz derinleşirken medyada sahip değiştirmelerin hızının arttığı kaydedilen analizde, şu ifadelere yer verildi: "-2008de Frankfurtta bir mahkemenin bir zimmete geçirme davasında, Avrupadaki Türk yardım örgütleri tarafından toplanan 16 milyon avronun yönlendirildiği, diğerleri yanında AKP yanlısı Kanal 7 televizyonunun da bulunduğu kuruluşta, Başbakan Erdoğana yakın bazı yetkililere suç isnadında bulunması, uzun süredir politik İslami besleyip büyüttüğü tartışmaları yapılan muhafazakâr hareketin uygulamalarına ışık tuttu.
-DMGnin (Dogan Media Group) buraya kadar olan (2002-2007 arasındaki) pozisyonu, AKPnin etkin destekçilerinden biri olma konumundan görece tarafsız bir noktaya çevrildi. Ülkenin en etkili liberallerinden Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi AKP lehindeki yorumcular DMG bünyesinde iken grubun önde gelen gazetecilerinden Ertuğrul Özkök giderek daha fazla eleştirmeye başladı. DMG yayın organları Frankfurtta Deniz Feneri olarak bilinen davayı göze çarpar bir şekilde işledi. Bu Başbakan Erdoğanın DMG sahibi Aydın Doğanı alenen şantajla suçlamasını ve tüm taraftarlarının DMG yayın organlarını boykot etme çağrısına yol açtı. Bir süre sonra DMG şirketlerinde vergi müfettişleri görülmeye başlandı. 2009 boyunca vergi yetkilileri DGMye 3 milyar doların üzerinde vergi cezası tahakkuk ettirdiler. Ekim itibarıyla Doğan şirketin krizden kurtulması amacıyla birkaç medya organının ?özellikle Milliyet, Vatan ve Star TVnin satılacağını ilan etti."
TÜRK BASININDAKİ GELİŞMELERİN ETKİLERİ
Analizde bu gelişmeler sırasında hükümet yanlısı medya gruplarının TMSFye devirlerine karşı korunduğu, vergi müfettişlerinin bu gruplardaki kuralsızlık iddialarına aynı düzeyde ilgi göstermedikleri iddia edildi. "Etkiler" bölümüne şöyle devam edildi: "-Bu, Alman mahkemelerinin Deniz Feneri davasında suç isnat ettikleri yayın organları ve hatta Kanal 7 için de böyle olmuştur. Birlikte alındığında özetlenen olaylar, AKP ve müttefiklerinin kendi görüşlerine uygun yeni bir Türk medya ortamı oluşturma maksatlı iki uçlu bir kampanyası izlenimi vermektedir. Bunun ilk unsuru, kalan eleştirel medya organlarının yıldırılmasını da getirecek şekilde, büyük medya sahipliklerinin hükümet yanlısı gruplara sistematik bir şekilde transfer edilmesi, ikincisi ise sıklıkla ancak sürekli olmayan bir şekilde AKPnin İslami muhafazakâr bakışını destekleyecek ve kimi durumlarda yasalara uygun olmayan şekilde finanse edilmiş gibi görünen hükümet yanlısı yeni medya organlarını büyütmektir.
-Politika ve medya ilişkisi Türkiye için yeni değil. Örneğin Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal son dönemlerinde dost bir medya çevresi oluşturma arayışındaydı. Ancak Özal bile Türk siyasetindeki bütün hâkimiyetine karşın, medyanın politika ve eylemlerini dikkatle inceleyen eleştirel sesi ve sözünden kaçınamamıştı.
-Basın özgürlüğüne tek tehdidin asla sadece medya görünümünün AKP esinli bir dönüşümü olmadığı belirtilmelidir. Eski otoritercilik de kendini ortaya koymaktadır?
HÜKÜMET MEDYA KONTROLÜYLE İDEOLOJİK HEGEMONYASINI GÜVENCEYE ALIYOR
-Bununla birlikte AKP iktidarı döneminde medyanın manzarasında görülen yenilenme, büyüklük ve kapsam itibarıyla modern Türk tarihinin başka hiçbir dönemiyle karşılaştırılamaz. Hükümet tarafının, büyük medya yayın organları üzerinde kontrol temin etmek suretiyle ideolojik hegemonyasını güvence altına alma yönünde bir girişimi bulunduğu sonucu, kendini dayatmaktadır...
-Medya görünümünün değişmesi Türkiyede hâlihazırda var olan oto sansür uygulamasını ağırlaştırdı. Kalan bağımsız medya organlarının editör ve sahiplerinin şimdi AKPye ya da İslami muhafazakârlığa zarar ziyan verecek haberleri oluşturmadan önce iki kez ve sıkı bir şekilde düşündükleri sanılıyor.
PUTİN MODELİ
-Bu eleştirel seslerin tamamen sessizliğe gömüldüğü anlamına gelmemelidir ancak marjinalleşmişlerdir. Daha çok Putin Rusyasındaki eleştirel haberleri yayınlamaya devam eden Ekho Moskvyye benzer biçimde, ateşli bir hükümet karşıtı olan Cumhuriyet gazetesinin varlığına izin verilmektedir. Gerçekte, medya ile ilgili konularda AKPnin Avrupa tarzı bir medya özgürlüğü için çaba göstermekten çok Rusyadaki Putin modeline yakın olmaya dikkat ettiği görülmektedir."
BATILI GÜÇLERİN TÜRKİYEDEKİ GELİŞMELER KARŞISINDAKİ SESSİZLİKLERİ ŞAŞIRTICI
Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü "Turkey Analyst" dergisi analizinin "Sonuçlar" bölümünde ise "Batının basın özgürlüğü önemi hakkındaki mutabakatı göz önüne alındığında ?basın özgürlüğünde bir düşüşün Türkiyenin AB üyeliği beklentisi üzerinde büyük olumsuz etkisi açık olmasına karşın- Türkiyedeki gelişmeler karşısında sessizlikleri şaşırtıcıdır. AB Komisyonu DMGye karşı kesilen cezalar konusunda endişelerini dile getirdi; fakat yüksek siyasi düzeyde, ABD ve AB yetkililerinin basın özgürlüğünün anahtar mesaj olduğunu Türk mevkidaşlarıyla görüşmelerinde en yüksek düzeyde gündeme getirdiklerine ilişkin bir belirti yok" denildi.
Analizin "Sonuçlar" bölümü şöyle devam etti: "Bunun bir nedeni muhalefetin eleştirisinde, AKPnin Türkiyenin geleceği için liberal demokratik vizyonu nedeniyle görülen eksiklik olabilir. Şu ana kadar AKPnin medya politikaları vasıtasıyla, çoğulculuk ve demokratikleşmeye karşı çalışacak bir ideolojik hegemonya elde etme süreci içinde olduğuna kuşku yoktur. Bununla birlikte bu durumun liberal bakış açısından da gösterilmesine ihtiyaç vardır. Türkiyede siyasi muhalefet eskiyi savunma tutkusuyla motive olduğu sürece, medya özgürlüğünü yasalarla kendiliğinden baskılayacak dar görüşlü sistem, otoriterciliğin postmodern versiyonuyla karşı karşıya bırakacak mutlak meşruiyet endişeleri, Türkiyenin ?uluslar arası olduğu kadar içerde de- layık olduğu etkiyi elde etmesini engelleyecek.
Yine de şikâyet etmek için bir neden yok. Türkiyenin Batıdaki dostları medyanın görünümündeki gelişmelerin bağımsız medyaya karşı sistematik bir şiddetli saldırı haline gelmesi beklentisinin aksini umabilirler. Ancak bu olayları görmezden gelmemek, dostlara davranmanın bir yoludur. Türkiyede demokratik bir çöküşün Türkiyeyi Avrupayla entegre olmuş gerçek bir Batılı müttefik olarak görmeyi umanların davasına yardım etmeyeceği, yol aşağı sürüklenme felaketine karşı bir reçetedir."
ABDdeki Johns Hopkins Üniversitesinin Orta Asya Kafkaslar Enstitüsünde ayda iki kez yayımlanan "Turkey Analyst" adlı dergide Türk basını incelendi. "Doğan Ayrılırken Türk Medyasının Özgürlüğü Çöküyor" başlıklı analizi Enstitünün Araştırma Direktörü Svante E.Cornell yazdı.
Türk basınında yaşanan gazete-televizyon devirlerinin özetlendiği analizde, Türkiyede medyanın manzarasında pek çok kusurun bulunduğu iddia edildi. Analizde bunlardan başlıcasının büyük holdinglerin "medya manzarası" üzerindeki hâkimiyeti olduğu öne sürülürken, "Ancak, Türkiyedeki medya görünümündeki temel sorun Uzanlar ve Doğanlar değildir ? kendilerini içinde buldukları kuyuyu kazma konusunda önemli katkıları bulunsa bile. Sorun geçen beş yılda medya sahipliğinde meydana gelen transferlerin basın özgürlüğüne karşı sistemli bir kampanyayla aynı kapıya çıkıp çıkmayacağıdır" denildi.
2007ye kadar büyük medya organlarının hükümetle görece samimi bir ilişkiye sahip olduğu, 2007deki siyasi krizle birlikte medyada eleştirinin daha fazla yer almaya başladığı, kriz derinleşirken medyada sahip değiştirmelerin hızının arttığı kaydedilen analizde, şu ifadelere yer verildi: "-2008de Frankfurtta bir mahkemenin bir zimmete geçirme davasında, Avrupadaki Türk yardım örgütleri tarafından toplanan 16 milyon avronun yönlendirildiği, diğerleri yanında AKP yanlısı Kanal 7 televizyonunun da bulunduğu kuruluşta, Başbakan Erdoğana yakın bazı yetkililere suç isnadında bulunması, uzun süredir politik İslami besleyip büyüttüğü tartışmaları yapılan muhafazakâr hareketin uygulamalarına ışık tuttu.
-DMGnin (Dogan Media Group) buraya kadar olan (2002-2007 arasındaki) pozisyonu, AKPnin etkin destekçilerinden biri olma konumundan görece tarafsız bir noktaya çevrildi. Ülkenin en etkili liberallerinden Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi AKP lehindeki yorumcular DMG bünyesinde iken grubun önde gelen gazetecilerinden Ertuğrul Özkök giderek daha fazla eleştirmeye başladı. DMG yayın organları Frankfurtta Deniz Feneri olarak bilinen davayı göze çarpar bir şekilde işledi. Bu Başbakan Erdoğanın DMG sahibi Aydın Doğanı alenen şantajla suçlamasını ve tüm taraftarlarının DMG yayın organlarını boykot etme çağrısına yol açtı. Bir süre sonra DMG şirketlerinde vergi müfettişleri görülmeye başlandı. 2009 boyunca vergi yetkilileri DGMye 3 milyar doların üzerinde vergi cezası tahakkuk ettirdiler. Ekim itibarıyla Doğan şirketin krizden kurtulması amacıyla birkaç medya organının ?özellikle Milliyet, Vatan ve Star TVnin satılacağını ilan etti."
TÜRK BASININDAKİ GELİŞMELERİN ETKİLERİ
Analizde bu gelişmeler sırasında hükümet yanlısı medya gruplarının TMSFye devirlerine karşı korunduğu, vergi müfettişlerinin bu gruplardaki kuralsızlık iddialarına aynı düzeyde ilgi göstermedikleri iddia edildi. "Etkiler" bölümüne şöyle devam edildi: "-Bu, Alman mahkemelerinin Deniz Feneri davasında suç isnat ettikleri yayın organları ve hatta Kanal 7 için de böyle olmuştur. Birlikte alındığında özetlenen olaylar, AKP ve müttefiklerinin kendi görüşlerine uygun yeni bir Türk medya ortamı oluşturma maksatlı iki uçlu bir kampanyası izlenimi vermektedir. Bunun ilk unsuru, kalan eleştirel medya organlarının yıldırılmasını da getirecek şekilde, büyük medya sahipliklerinin hükümet yanlısı gruplara sistematik bir şekilde transfer edilmesi, ikincisi ise sıklıkla ancak sürekli olmayan bir şekilde AKPnin İslami muhafazakâr bakışını destekleyecek ve kimi durumlarda yasalara uygun olmayan şekilde finanse edilmiş gibi görünen hükümet yanlısı yeni medya organlarını büyütmektir.
-Politika ve medya ilişkisi Türkiye için yeni değil. Örneğin Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal son dönemlerinde dost bir medya çevresi oluşturma arayışındaydı. Ancak Özal bile Türk siyasetindeki bütün hâkimiyetine karşın, medyanın politika ve eylemlerini dikkatle inceleyen eleştirel sesi ve sözünden kaçınamamıştı.
-Basın özgürlüğüne tek tehdidin asla sadece medya görünümünün AKP esinli bir dönüşümü olmadığı belirtilmelidir. Eski otoritercilik de kendini ortaya koymaktadır?
HÜKÜMET MEDYA KONTROLÜYLE İDEOLOJİK HEGEMONYASINI GÜVENCEYE ALIYOR
-Bununla birlikte AKP iktidarı döneminde medyanın manzarasında görülen yenilenme, büyüklük ve kapsam itibarıyla modern Türk tarihinin başka hiçbir dönemiyle karşılaştırılamaz. Hükümet tarafının, büyük medya yayın organları üzerinde kontrol temin etmek suretiyle ideolojik hegemonyasını güvence altına alma yönünde bir girişimi bulunduğu sonucu, kendini dayatmaktadır...
-Medya görünümünün değişmesi Türkiyede hâlihazırda var olan oto sansür uygulamasını ağırlaştırdı. Kalan bağımsız medya organlarının editör ve sahiplerinin şimdi AKPye ya da İslami muhafazakârlığa zarar ziyan verecek haberleri oluşturmadan önce iki kez ve sıkı bir şekilde düşündükleri sanılıyor.
PUTİN MODELİ
-Bu eleştirel seslerin tamamen sessizliğe gömüldüğü anlamına gelmemelidir ancak marjinalleşmişlerdir. Daha çok Putin Rusyasındaki eleştirel haberleri yayınlamaya devam eden Ekho Moskvyye benzer biçimde, ateşli bir hükümet karşıtı olan Cumhuriyet gazetesinin varlığına izin verilmektedir. Gerçekte, medya ile ilgili konularda AKPnin Avrupa tarzı bir medya özgürlüğü için çaba göstermekten çok Rusyadaki Putin modeline yakın olmaya dikkat ettiği görülmektedir."
BATILI GÜÇLERİN TÜRKİYEDEKİ GELİŞMELER KARŞISINDAKİ SESSİZLİKLERİ ŞAŞIRTICI
Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya Kafkaslar Enstitüsü "Turkey Analyst" dergisi analizinin "Sonuçlar" bölümünde ise "Batının basın özgürlüğü önemi hakkındaki mutabakatı göz önüne alındığında ?basın özgürlüğünde bir düşüşün Türkiyenin AB üyeliği beklentisi üzerinde büyük olumsuz etkisi açık olmasına karşın- Türkiyedeki gelişmeler karşısında sessizlikleri şaşırtıcıdır. AB Komisyonu DMGye karşı kesilen cezalar konusunda endişelerini dile getirdi; fakat yüksek siyasi düzeyde, ABD ve AB yetkililerinin basın özgürlüğünün anahtar mesaj olduğunu Türk mevkidaşlarıyla görüşmelerinde en yüksek düzeyde gündeme getirdiklerine ilişkin bir belirti yok" denildi.
Analizin "Sonuçlar" bölümü şöyle devam etti: "Bunun bir nedeni muhalefetin eleştirisinde, AKPnin Türkiyenin geleceği için liberal demokratik vizyonu nedeniyle görülen eksiklik olabilir. Şu ana kadar AKPnin medya politikaları vasıtasıyla, çoğulculuk ve demokratikleşmeye karşı çalışacak bir ideolojik hegemonya elde etme süreci içinde olduğuna kuşku yoktur. Bununla birlikte bu durumun liberal bakış açısından da gösterilmesine ihtiyaç vardır. Türkiyede siyasi muhalefet eskiyi savunma tutkusuyla motive olduğu sürece, medya özgürlüğünü yasalarla kendiliğinden baskılayacak dar görüşlü sistem, otoriterciliğin postmodern versiyonuyla karşı karşıya bırakacak mutlak meşruiyet endişeleri, Türkiyenin ?uluslar arası olduğu kadar içerde de- layık olduğu etkiyi elde etmesini engelleyecek.
Yine de şikâyet etmek için bir neden yok. Türkiyenin Batıdaki dostları medyanın görünümündeki gelişmelerin bağımsız medyaya karşı sistematik bir şiddetli saldırı haline gelmesi beklentisinin aksini umabilirler. Ancak bu olayları görmezden gelmemek, dostlara davranmanın bir yoludur. Türkiyede demokratik bir çöküşün Türkiyeyi Avrupayla entegre olmuş gerçek bir Batılı müttefik olarak görmeyi umanların davasına yardım etmeyeceği, yol aşağı sürüklenme felaketine karşı bir reçetedir."
Etiketler: Asya, Turkey, Liberal, Bağımsız, Orta, DGM, Vatan, Taraf, Star, Cumhuriyet, Ekim, Türk, Turgut Özal, TMSF, Avrupa, ABD, medya, Rusya, Türkiye, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Aydın, Aydın Doğan, ATV
1487
Günün Popüler Haberleri
Bu Kategorinin Diğer Haberleri
Son Dakika Haberleri
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim








































