Osman Balcıgil

Modernitenin Refleksi ?

Kurucularının, yöneticilerinin, katılımcılarının nasıl tarif ettiklerini bilmem ama bana göre daha çok “mordernitenin refleksi”dir Oy ve Ötesi.

Bu nedenle, modern toplumun yok edicileri varlıklarını sürdürdükçe, kalıcı olmak zorundadır.

Bir başka deyişle, Oy ve Ötesi’ne (ve benzerlerine), seçimden seçime başvurulan, sandıklar kapanınca “işi bitti”ği düşünülüp bir kenara kaldırılan birer araç gibi yaklaşmak doğru olmaz.

***

Neden böyle olduğunu anlamaya çalışmadan önce, gelin önce biraz modernite kavramı üzerinde duralım.

On yedinci yüzyılın ürünüdür modernite.

Dünya değişmiş, ortaya eskisinden farklı bir değerler sistemi çıkmıştır.

Bu sistem, zaman içinde kendi kültürel, sosyal ve politik ilişkilerini hakim kılacaktır.

Çiçeği burnunda yeni değerler sistemi, Avrupa’dan başlayarak tüm dünyada, kısa sürede, yeni bir ruh’un kol gezmesine yol açacaktır.

Bu ruh, attığı her adımda, muhafazakarlığın boşalttığı (boşaltmak zorunda kaldığı) her alana, bir daha yok olmamak üzere yerleşecektir.

***

Türkiye, Avrupa’nın tam bittiği yerde başlamaktadır.

Tabiri caizse, burnunun dibindedir...

Bu iki coğrafya, Osmanlı’yı da hesaba katacak olursak, sekiz yüz yıldır gerçekleşen muhtelif ilişkiler nedeniyle, karşılıklı iletişim içindedirler...

Doğal olarak birbirlerini etkilemişlerdir...

Savaşlarla başlayan, ticaretle devam eden temaslar, etkilerini eğitim ve kültür alanlarında da göstermiştir...

***

On yedinci yüzyıldan itibaren ise, bu etkileşim, modernitenin ithali şeklinde olmuştur.

***

Üzerine dünya kadar araştırma yapılmış, kitap yazılmış, neredeyse tüm düşünürler tarafından söz söylenmiş modernite kavramı üzerine konuşmayı burada kesmekte yarar var.

Bilenler bilir, öğrenmek ya da anlamak isteyenler ise biraz çaba göstererek ne olduğunu kavrarlar.

***

İstanbul ve İzmir gibi liman kentleri, doğal olarak modernite’nin ilk uğrak noktalarıdır.

Biraz zahmet edip 1900’lerin başlarında çekilmiş fotoğraflara, yazılmış romanlara, seyahatnamelere filan göz atmakta yarar var...

Böylelikle, modernleşme serüvenimizde dinamo olma özelliği taşıyan İstanbul ve İzmir’de, o tarihlerden itibaren, hayatın eskisinden farklı yaşanır olduğunu idrak ederiz.

Televizyonlarda hala gösterilmekte olan,1900’lerin ortalarından itibaren çekilmiş sinema filmlerinden de bunu anlamamız mümkündür.

***

Modern hayat tarzı, Anadolu topraklarında asıl mevcudiyetini, genç Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte göstermeye başlamıştır.

Önüne hedef olarak çağdaş batı medeniyeti’ni koyan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularının (başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere) gerçekleştirdiği köklü reformlar (kimisi acı vererek de olsa), ülkeyi radikal bir şekilde yeni (modernite) rotasına oturtmuştur.

***

Muhafazakarlar işte tam da buna itiraz etmekte, “cumhuriyet bir reklam arasıdır” demektedirler.

On üç yıldır geriletilmeye, toplumun hafızasından silinip atılmaya çalışılan da tam olarak budur.

***

Oy ve Ötesi’ni (ve başka pek çok sivil toplum hareketini/platformunu) doğuranın Gezi Direnişi olduğunu hatırlayalım.

***

Tekrarlamakta yarar var:

Başlangıçta “üç beş ağaca sahip çıkma” çabası gibi görünen sonra “bir hayat tarzının müdafaası” olduğu teslim edilen, muhteşem bir destanın adıdır Gezi Direnişi.

***

Gezi Parkı’nda, yaşama alanlarının her geçen gün daraltılmasına isyan eden bir avuç genç, bir anda yanı başlarında biten milyonlarla birlikte, aslında itiraz ettiklerinin, kendilerine dikte edilmeye çalışılan muhafazakarlık olduğunu haykırmışlardır...

Ve yakılan bu isyan ateşi, kısa sürede tüm ülkeye yayılmıştır...

***

Cılız bir karşı çıkmadan, devasa bir isyana dönüşen bu haykırışın asıl nedenini anlamak, çok ama çok önemlidir...

Neden sadece birkaç gün değil de haftalarca sürmüştür Gezi Direnişi?

On genç insanın hayatını kaybetmesine, yüzlerce çok ciddi yaralanmaya yol açmasına rağmen nasıl olmuşta püskürtülememiş, dinmesi için kendi haline bırakılmak zorunda kalınmıştır?

Nasıl olmuştur da bir noktada (Taksim Gezi Parkı) başlamış ama sonradan istisnasız tüm Türkiye kentlerinde, kasabalarında ve köylerinde kendini göstermiştir?

Hatta sınırları aşmış, öteki ülkelerde yaşayan yurttaşlarımıza kadar ulaşmıştır...

Başka ülkelerde, yepyeni direniş hareketlerinin filizlenmesine yol açmış, ilham vermiştir...

***

Kuşkusuz, Dünya İsyanlar Tarihi’ne adını altın harflerle kayıt ettirmiş bir “büyük isyan”dır Gezi Direnişi!

Ve bu, kuşkusuz Modernite’nin, dayatmacı muhafazakarlığa karşı isyanıdır!

Bir biçimde iktidarı ele geçiren (ne biçimde olduğunun üzerinde az sonra duracağım) muhafazakar dayatmaya karşı, modernite’nin ayağa kalkması, 17. Yüzyıldan itibaren edindiği kazanımları geri alma çabasıdır...

***

Oy ve Ötesi, tam da bu, birkaç gün içinde tüm ülkeye, oradan da dünyaya yayılan mücadelenin bir sonucudur.

***

Az önce muhafazakarlığın bir biçimde iktidarı ele geçirmiş olduğundan söz etmiş ve “ne biçimde olduğunun üzerinde duracağım” diye not düşmüştüm ya hani...

Oradan devam edelim:

Modern Türkiye’nin savunucuları, muhafazakarlar tarafından kendilerine karşı başlatılan huruç harekatının, her şeye rağmen daha önce konulmuş kurallara (modern toplumun kuralları) uygun gerçekleşeceği hatasına düştüler.

Neredeyse her konuda ve alanda böyle oldu...

Büyük bir hata yapıldı!

***

Bir örnekten hareketle ilerlemeye çalışayım:

Oy ve Ötesi’nin ortaya çıkışı, bu büyük “hata”lardan birinin fark edilmesiyle oldu.

“Hata” diyorum ama beraberinde bunun “safiyane bir hata” olduğunu da söylemem gerekiyor.

(İsteyenler safiyane kelimesini aptalca olarak da okuyabilir.)

***

Eğitimlerini çağdaş toplumlarının normlarına göre geçekleştirmiş olan modern Türkiye’nin gençleri, nerede hata yaptıklarının bugün gayet iyi farkındalar.

Ama üstüne basarak söylüyorum, Gezi Direnişi’ne kadar değillerdi!

Mesela, ortaya bir sandık konulduysa, bu gençlerden hiç biri, içine iki tane oy atmayı düşünmezdi...

(Ama başkaları düşündü!)

Çıkacak oyları çarpıtarak saymayı, sonuçları değiştirmeyi ise havsalaları almazdı...

(Ama başkaları yaptı!)

(Görüldüğü gibi, din çıkışlı olmanın ahlaklı olmaya yetmediğini, ama ahlaklı olmadan modern olunamayacağını bu ülkede daha epey anlatmak gerekiyor... Kuyruklarda öne geçmeye çalışanlara dikkat edin... Sınavlarda soru çalan kişi ve onlara bu imkanları yaratan, bazen kendilerini “Hizmet” diye adlandıran çevrelere de ona keza... Moderniteden layıkıyla nasiplenememiş ama dini referans gösteren çevrelerden alabildiğine etkilenmiş/yararlanmış olma hali...)

***

Modern Türkiye’nin genç insanları, Gezi Direnişi vesilesiyle bir araya geldiklerinde, konuşmaya başladılar...

Birbirlerine “Ne Yapmalı?” diye sorup, nerede hata yaptıklarını anlamaya çalıştılar...

“Kişiyi kendisi gibi bilmek” şeklinde söylenegelen atasözünün her zaman doğru olmayabileceğinin ayırdına vardılar.

Eğer iktidarda, tek amacı modern yaşam tarzını cehennemin dibine göndermek olan bir muhafazakar hükümet varsa...

Eğer bu iktidarın en tepesinden, en tırnağına kadar tüm unsurlarına kadar, demokrasi binilen bir tramvay olmaktan öte anlam ifade etiyorsa...

Ve siz hala seçim sandığından “namuslu sonuç”lar çıkmasını bekliyorsanız...

Buna, kelimenin tam anlamışla “hata” denileceğini keşfettiler.

***

İşte tam da bu nedenle Oy ve Ötesi, Gezi Direnişi’nin bir devamı, bir başka deyişle “modernitenin refleksi”dir.

Modern Türkiye’den yana genç insanlar, her konuda yalan söyleyen, hile yapan, aldatma yoluna başvuran muhafazakar huruç harekatı’nın, sandıklarda da hile yapıyor olabileceğini düşündüler ve önlemlerini geliştirmeye karar verdiler.

Bu kararın sonucudur, Oy ve Ötesi

Zaman onları haklı çıkardı.

Karşılarındakinin, ahlak dışı savaşan bir anlayış olduğunu kavradılar.

***

Yukarıdan bu yana saydığım nedenlerle,

Modern toplumun savunma refleksi demek olan Oy ve Ötesi’nin (ve benzeri kurumların), yeri ve zamanı geldiğinde tekrar kullanılmak üzere bir kenara kaldırılmaları yanılgısına asla kapılmamak gerekiyor.

Tersine, gelişmeleri için çaba göstermek lazım.

Çünkü savunulan sadece sandıklar değil, bir yaşam tarzıdır.

Ve bu yaşam tarzının, kısmen de olsa kaybettiği hakimiyeti geri alabilmesi için, köprülerin altından daha çok suların akması gerektiği açık seçik karşımızdadır.

Bir başka deyişle, bu daha başlangıç!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS