Serdar Durat

Nato Türkiye için Koz'mu Dur?

Değerli düşünür dostlarım,

Kozlar stratejisinde temel prensip muhatabınızı kendi çıkarlarınız doğrultusunda etkileyebilmek, karşılıklı ilişkilerinizi yönetebilmek, istediğiniz davranış-duruş biçimlerini sergilemesini sağlayabilmektir. Tabiatı ile bunu başarabilmek için öncelikle sahip olduğunuz kozlarınızın farkına varmak, bilahare geliştirmek,  onları doğrudan ve/veya dolaylı olarak rasyonel bir şekilde kullanabilmek gerekir. Uluslararası ilişkiler disiplininde kozların zamanında ve usulünce öne sürülmesi, kullanılması ülkelerin  güçlülük-caydırıcılık - itibar konumlandırılmalarında belirleyicidir.  Kozlar, milli güç unsurlarından beslenir, ittifak ilişkilerinden etkilenir. Bir başka deyişle bir ülkenin tek başına sahip olduğu kozları ; askeri gücü, demografik yapısı, jeopolitik özellikleri, ekonomik zenginlikleri, teknoloji üretme kapasitesi ile sınırlı olmakla birlikte ayni ülkenin bölgesel ve küresel anlamda diğer ülkelerle ilişkileri,   Savunma -ekonomi -kültür ve hukuk temelli  ittifaklara üyeliği  o ülkenin kozları konusunda değer sıçraması yaratır.

Sevgili okurlar, Nato 1949 yılında kurulan bir savunma paktıdır ve Türkiye, ancak 1952 yılında ve Türk askerinin Kore'deki kahramanlıkları üzerine bu pakta üye olabilmiştir. Her ne kadar siyasi kanadı  olsa da Nato, daha ziyade askeri ilişkilerin egemen olduğu, üye ülkeleri yakınlaştırdığı ve işbirliği-dayanışma içine aldığı bir organizasyondur. Ülkelerin askeri güçlerinden kendi hür iradeleri ile kendi istedikleri kadar kısmını Nato'ya tahsis etmeleri (Assigned forces)  sözkonusudur. Bunun dışında kuvvet kategorileri;

National Forces ( Milli kuvvetler), Ear mark Forces ( gerektiğinde kullanılmak üzere belirli maksatlar için rezerv tutulan kuvvetler), The other Forces (Diğer kuvvetler) olup üye ülkeler Nato komutasına vermeyi taahhüt ettikleri kuvvetin cins ve miktarını değiştirmek hakkına sahiptirler. Nitekim Nato'ya tahsis edilen kuvvetlerin sadece harekat veya taktik komutaları/kontrolları Nato'ya devredilir ancak "Tam komuta" yetkisi ve Lojistik sorumluluk daima milli makamlara aittir.

Değerli düşünürler, Türkiye'nin gerek coğrafi konumu ve gerekse güçlü ordusu ile Nato içinde önemli bir yeri vardır. Üyelerin Nato'ya karşı  finansman- insan kaynakları-ikmal malzemeleri temini ve servisi içerikli sorumlulukları bulunmaktadır. Ancak hiç bir üye ülkenin olmadığı şekilde Türkiye'nin de asla bir karış bile toprağını Nato'ya tahsis etmek gibi bir yükümlülüğü yoktur.
Nato karargahlarının, harp silah araç ve sistemleri  ile bunların komuta merkezlerinin konuşlanacağı yerler, ilgili ülke ile Nato arasında yapılan MOU (Memorandum of understanding-Mutabakat sözleşmesi) lar ile belirlenir ve her türlü yetki - sorumluluklar, operasyonel ve lojistik detaylar bu sözleşmelerde yer alır. Nato tesislerinin varlığı,  bulunduğu ülke için başta alt yapı projeleri olmak üzere çok çeşitli girdiler yaratır, istihdamı ve yerel ekonomiyi beslemesi gibi avantajlar sağlar. Fakat bahse konu avantajları ülke çıkarları doğrultusunda sürdürülebilir kılmak,  yapılacak pazarlığa yani MOU ya bağlıdır. Kaşıkla alıp kepçe ile vermek durumuna düşülmemelidir.

Bu gerçeklikler doğrultusunda ülkemize yerleştirilmesi planlanan ( bizim talebimize istinaden) Patriot füzelerinin durumunu değerlendirmeye çalışalım.

Öncelikle Patriotların teknik dizayn özellikleri ve kapasitelerine bakıldığında yüksek irtifa - kısa menzilli hava savunma sistemi oldukları görülür.

ABD menşeli olan bu füzelerin ateşleme yetkisinin  Nato makamlarında olacağı algısı yaratılmaya çalışılsa da  gerçekte kesinlikle Amerikan makamlarında olacaktır. Bu füzelerin son derece gelişmiş radarları vardır ve bu radarlar vasıtası ile tespit edilecek hava iz bilgileri anında link bağlantıları ile Almanya'daki Nato karargahına iletilmektedir. Bu karargahta ateş emrini verme yetkisi ise Amerikalı komutanlardadır. Bu şartlara rağmen patriot füzelerini topraklarımızda konuşlandırmak istemek ,Türkiye'nin kendisini yakın komşu ülkelerden gelebilecek balistik füze tehditi altında gördüğünü zımnen de olsa kabul ve beyan etmesi anlamına gelmektedir. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse Rusya-iran ve Suriye'nin münferiden veya müştereken Türkiye'ye karşı füze saldırılarında bulunabileceklerine dair ciddi emareler olduğuna inandığımız manası çıkar. Başta doğalgaz olmak üzere stratejik tedarik kaynağımız durumundaki bu iki komşumuza bu anlayışımızı izah edebilmenin pek kolay olamayacağı kanaatimi muhafaza ediyorum.

Sayın Putin'in önümüzdeki hafta ülkemize yapacağı ziyaret kapsamında masaya getireceği konulardan birinin de bu patriot'lar olacağını beklemek ve ikna edici argümanlarımızı hazırlamak gerekir.

Sınır güvenliğimizi sağlamak ve kendimizi savunmak hakkımız gayet tabi vardır. Ancak özellikle Suriye konusunda yürüttüğümüz dış politikamızın samimiyetinin sorgulandığı ve iyi komşuluk ilişkilerini idame etmek konusundaki  tutarlılığımıza dair gerek bölgesel ve gerekse küresel anlamda güven yitirdiğimiz bu dönemde inandırıcı olmak konusunda sıkıntılar  yaşadığımız çok aşikardır.

Nitekim Rusya dış işleri bakanlığı sözcüsü Lukashevich tarafından yapılan açıklamada ; Türkiye bölgede gerginliği arttıracak olan güç gösterilerine rağbet edeceğine Suriye'deki muhalif gruplar üzerindeki nüfuzunu kullanıp komşusundaki krizin çözümüne katkı verse çok daha doğru olur denilmiştir. Her ne kadar Nato genel sekreteri Rasmussen ve AB Büyükelçisi Jean Maurice Ripert Türkiye'nin kendisini savunma hakkına sonuna kadar destek veriyoruz deseler de inanın değerli dostlar bu ittifaklardaki hiç bir ülke doğrudan kendi canları yanmadıkça ve bu günkü ekonomik güç koşullar altında kesinlikle Türkiye'nin yanında bir harbe girmeyi göze almayacaklardır.

Bu kapsamda ne Nato ve ne de ABD , Birleşmiş Milletler güvenlik konseyi daimi üyelerinden olan Çin ve Rusya'nın muhalefetine rağmen Suriye'ye karşı askeri bir operasyona hatta yaptırıma dahi yanaşmayacaklardır.

Netice itibarı ile; aslında Nato üyeliği Türkiye için ciddi bir koz olarak değerlendirilebilir ancak bunun mutlak surette iç politika kaygılarından arınmış , salt ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yürütülen basiretli bir dış politika ile desteklenmesi zarureti vardır. Aksi takdirde, başka emperyal güçlerin çıkarlarına hizmet etmek durumuna düşmek ve bölgemizde yalnızlığa mahkum olmak çok muhtemeldir. Her şeye rağmen Türkiye  Nato üyeliğini sürdürmeli ve bunu gerçek bir koz haline dönüştürebilecek statejileri ve diplomasiyi hayata geçirmelidir inancındayım. Nato'dan çıkmak AB üyelik sürecimizi olumsuz yönde etkileyebileceği  gibi çağdaş medeniyet seviyesine erişmek vizyonumuzdan bizi uzaklaştırabilir, ikame edilmesi zor bir güvenlik boşluğu yaratabilir. Unutmayalım Midyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak da var.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist
28.11.2012

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS