• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 59.662
  • Dolar
  • 1,7675
  • Euro
  • 2,3245
  • Altın
  • 653,05
  • Ankara : -2 °C
  • İstanbul : 1 °C
  • İzmir : 5 °C
  • Adana : 8 °C
  • Antalya : 7 °C
  • Diyarbakır : -1 °C
Çerkezler ve Lazlar da anadil için karar aldı
Emeklilik yaşı bekleyenlere kötü haber
DİKKAT! Bankada paranız olabilir...
Yarın İstanbul'a kar geliyor
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Ne Gülen Ne Saylan…Biraz Sağdan Biraz Soldan…

Neslihan Yalman
25 Şubat 2010 Perşembe

Ece Temelkuran’ın pekçok fikrine katılmasam da, bazı konularda hakkını vermemenin haksızlık olacağını düşünüyorum.

 

Birkaç ay önce, Sedef Kabaş’ın TRT 2’deki ‘Medya Medya’ programına telefonla bağlanan Temelkuran, kadın gazetecilerin üzerindeki baskıdan bahsetmişti. Uygulanan bu cinsiter ayrım konusundaki beyanlarına aynen katılıyorum.

 

Fakat, asıl katıldığım konu, gazetecinin ‘Siyaset Meydanı’nda Türkan Saylan’ın vefatının ardından yaptığı bir tespittir.

 

Temelkuran ne söylemiştir?

 

Bu ülkede Türkan Saylan’ın çocuklarının Fettullah Gülen’in çocuklarıyla karşı karşıya geldiğini ve kendisi de dahil birçok kişinin bu ikisi arsında üçüncü bir bölgede durduğunu…

 

Ülkenin hamurunda mücadele, savaş gibi faktörlerin bulunduğunu ve bu denli renkli grupların, etnik kimliklerin yaşadığı coğrafyada didişmenin, sataşmanın ve atışmanın da bitmeyeceğini… Bitmesini beklemenin de saçmalığın daniskası olduğunu belirtmişti Temelkuran.

 

Yukarıdaki tespitlere aynen katılarak, yazımın bundan sonraki kısmını üç bölüme ayırmak istiyorum.

 

Saygı ifadesi olduğu gibi, dini bir mânâ da ihtiva eden ‘hoca’ ve tam anlamıyla karakterleşememiş insan mealindeki ‘tip’ kelimesine vurgu yaptığımı da ekliyorum.

 

Türkan Saylan ‘Hoca’ ve çağdaş ‘tipler’

 

Türkan Saylan’ın okutmak istediği kız çocukları, cumhuriyet ideolojisinin birer parçası sayılmaya çalışıldılar. Cumhuriyet, kadınların seçme ve seçilme hakları, tek eşle evlilik ve eğitim olanakları gibi temeller üzerinden dişil bir merkezde kuruldu. Fakat; bu ideolojinin savunucusu bütün dişiler adeta eril birer atmacaya dönüştüler.

 

Saçlarını kısacık ya da çene hizasında kestirdiler ve küllü kumrala boyattılar. Koyu renkli tayyörler ve pantalonlar giydiler. En önemlisi, hareketleri kabalaşıp erkeksileşti. Kız çocukları, dişil doğanın temel değerlerini yitirmek üzere yola çıkarıldılar.

 

Sabetayist ailelerin eğitimli ve maddi sıkıntı çekmeyen kızları, aristokrat sınıfın rezidans sahibi kerli ferli mensupları ve laiklik şemsiyesi altına sığınıp dini tukaka edenlerin çoğunluğu bu güruhta toplandı.

 

Biri bana söyleyebilir mi? Çağdaş yaşam tam olarak nasıl oluyor? Parayla değil mi? İnsanın seviyesi ekonomik düzeyiyle paralellik göstermez mi? Güler Sabancı’nın parası olmasa Sabancı Sanat Müzesi’ni açabilir miydi?

 

Şaraplı-kanepeli kokteyller, operalar, baleler, bir zamanlar genç kızların başlarından çekilen örtüler ve kapılardan geri çevirmeler çağdaşlığın göstergesi mi sayılıyor? Elinden rakı kadehini düşürmeyen bir sanatsever, resim satın alarak tüm ilkel içgüdülerinden arınıp, çelişkisiz, çağdaş ve demokratik bir birey mi oluveriyor? Bu kadar basit mi formül?

 

Fettullah Gülen ‘Hoca’ ve muhafazakar ‘tipler’

 

Gelelim, Türkan Saylan gibi ‘hoca’ diye hitap edilen, ama hocalığı Saylan’dan farklı bir kulvarda işleyen Fettullah Gülen’e…

 

İstanbul’da, özellikle sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ve şehre uyum sağlayamamış insan yığınlarının toplandığı bölgelerde bir otobüse bindiyseniz, mutlaka Fettullah Gülen kitabı okuyan en az bir ‘erkekle’(!) karşılaşırsınız.

 

Erkek diyorum. Çünkü; yayılmak istenen dini akidelerin insani boyutunda kadınlar için uygulanan hiç bir şey yok. Öyle olsaydı, bir Müslüman, yine Müslüman olan Konca Kuriş gibi değerli bir beyine hunharca kıyar mıydı? Hangi İslam’da işkence çektirmek var? Domuz bağının tarifi Kur’an-ı Kerim’de mi yapılıyor? Pornoya genel ahlakın dışında diyenler, işkenceyi ve hakaretamiz cümleleri bu ahlakın neresinde görüyorlar?

 

Cemaat erkeklerden örülü ve erkek öğrencilerin merkezde olduğu bir kimlikle kendini yapılandırıyor. Nurcular’a dışarıdan destek veren ve en bilinen kadın denilince, akla Nazlı Ilıcak geliyor. O bile eril bir söylemin ve görüntünün dışına çıkamıyor.

 

Zavallı başörtülü kızlar da bir köşeye sindirilerek ve özgüven eksikliğiyle yetiştirildiklerinden herhangi bir konu hakkında fikir beyan edemiyorlar bile. Cahil bırakılmaya çalışılıyorlar. Yemek, temizlik ve çocuk üçgenine kıstırılıyorlar. Üstelik, bunu sadece başörtüsüyle üniversiteye girilmez diyen kanunlar değil; cemaatlerin kendileri yapıyor.

 

Kızların her biri aynı tip kıyafetlerle ve aynı renk ‘converse’ ayakkabılarla kol kola ağır ağır geziyor sokaklarda. Fikirleri sorulduğunda sesleri zor çıkıyor. Çünkü, İslami kesim Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’ndan ya da Hidayet Şefkatli Tuksal’dan başka entelektüel ve özgün kadın araştırmacı-yazar çıkaramıyor.

 

Her bir örtülü genç kız, İran İslam Devrimi’nde olduğu gibi, siyahlara boğdurulacak beden yığınları olarak görülüyor. Kadınlığın tüm renkleri, çiçek kokuları ve narinliği hantallaştırılmaya çalışılıyor. 

 

Saylangiller ne yaparsa, Gülengiller de tersi istikamette, ama aynı şeyi yapıyor.  İki hareket de kadını dönüştürmeden direk değiştirmeyi seçiyor. Sadece, bir bayan olarak, Gülen hareketi daha tehlikeli geliyor bana.

 

Boyunduruk altına alınacak, imam nikahına ‘he!..’ diyecek, erkeği istemezse dışarıda gezmeyecek ve çok okuyup çok izlemeyecek ezik bir kadın tipi oluşturulmak isteniyor. Türkan Saylan’ın izinden gidenler de bu tipe karşı çıkıyorlar.

 

Yazıktır ki, tipe karşı çıkanlar da, kullandıkları argümanlar bağlamında karakter değil, tip yaratıyorlar. Anlayacağınız, farklı söylemler içinde olan tipler karşı karşıya geliyorlar.

 

Türkiye bu yüzden, fazla özgün adam çıkartamıyor. İnsanları tip boyutunda kalıyor. Bu sebeple, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de sosyolojik olarak bir cemaattir, Nurcular da… Ortak noktaları budur!.. Dedik ya, iki hareketin de ‘hocası’ vardır.

 

Arafta kalan var, hanımmmmm!..

 

Ben de Ece Temelkuran gibi, Saylan’ın neferlerinin dayatmak istediği ideolojiye de, Gülen’in müritlerinin uygulamaya çalıştığı hoşgörüsüzlüğe de karşı çıkıyorum. Saylan’ın ardından vazifeyi devralanların ve Gülen’in, ortak özelliklerinin empati noksanlığı olduğunu düşünüyorum.

 

Dikkat ettiyseniz, Türkan Hanım da yalnız yaşıyordu ve evli değildi, Fettullah Gülen de... Tabi ki, bu konuyu kişisel seçimler ekseninde tartışacak değilim. Herkesin yaşamına saygı duyuyorum.

 

Ama, bahsettiğim iki ismin neden temel düzeyde bir aile kurmadan; birliktelikten, ailevi değerlerden, demokratik, çağdaş ve diyaloğa açık olmaktan bahsettiklerini, bahsetmeyi geçelim fikirlerini bazen hiç de demokratik olmayan yöntemlerle dikta ettiklerini düşünmenizi isterim.

 

Sizce neden bu insanlar kendileri örnek olarak tamamen yaşamadıkları şeyleri başkalarına yaşatmaya çalışıyorlar? Mesela, neden sabahtan akşama kadar ‘beton Kemal’ diye alaya aldıkları Mustafa Kemal gibi başarılı bir kurmay çıkaramıyorlar? Neden namaz kılmayı denemeden namaza karşı çıkıyorlar? Burada kim haklı? Başı zorla açan mı, zorla kapayan mı?  Fettullah ‘Hoca’ mı, Türkan 'Hoca' mı?

 

Söyler misiniz, hangi taraf haklı? Yoksa, Temelkuran’ın dediği gibi, araftaki insanlar çoğunlukta mı?

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2951 defa okunmuştur
Yazarın Diğer Yazıları
 
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim