• ABD Sincar raporunda fena yakalandı
  • Sonar'ın anketinden ''Hayır'' çıktı
  • Kandil'le görüşüyorlardı, JÖH tepelerine çöktü
  • Bir kenti karıştıran olay ! Suriyeli sandılar ama...
  • Sinan Oğan'ın toplantısında arbede çıktı
Burcu Demir

Ne seninle ne de sensiz

2015'in son siyasi sürprizi, Suriye'deki iç savaştan kaçan mültecilerin Türkiye-AB ilişkilerini yeniden gündeme taşıması oldu. Başka bir deyişle; sığınmacıların kendi kapılarına yığılma ihtimalini düşünmek bile istemeyen birçok Avrupa ülkesi, iki milyondan fazla insanı ağırlayan Türkiye'yi hoş tutmanın fena bir fikir olmadığını hatırladı. 'Hoş tutmak'tan kasıt sadece kamplarda yaşamlarını sürdüren Suriyeliler için fon ayırmak değil aynı zamanda üyelik müzakerelerini yeniden başlatmak olarak ortaya çıktı  ki bu tabloyla beraber, uzun süredir sormayı unuttuğumuz birçok soru da kulislerde telaffuz edilmeye başlandı.

'Türkiye-AB ilişkileri ertelenen tarihler tarihçesi olmaktan bu defa gerçekten kurtulabilir miydi?'
'Türkiye, söz konusu fırsatı değerlendirip AB'ye tam üye olmayı başarabilir miydi?'
'Türkiye ne yaparsa yapsın Avrupa bütünleşmesine dahil edilmeyecek ve 'stratejik ortak' haline gelmekle yetinecek miydi?'
'Ama AB zaten genişlemekten çoktan vazgeçmiş bir Hıristiyan kulübü değil miydi?'
Aslında uluslararası konjonktür dahilinde Türkiye'ye biçilen rol gizli ya da saklı değildir. Ortaöğretim ders kitaplarında doğuyla batı arasında bir köprü şeklinde tanımlanan konum, detaylıca bakıldığında gelişmişlikle gelişmemişlik, istikrarla çatışma, yoksullukla zenginlik, demokrasiyle totaliterlik arasındaki siyasi arafa karşılık gelir. Her iki taraftan da izler taşımakla beraber ne birine aittir ne de diğerine.

Dolayısıyla, diyebiliriz ki, AB son hamlesiyle  yukarıda tarif edilen tabloyu tasdik etmiş, Ortadoğu'daki istikrarsızlığın kendine sıçramasını önleyecek bir tampo bölge olduğumuzu bize hatırlatmıştır.  Görevi layıkıyla yerine getiren partnerini vize sürecine dair kolaylıklar ve yardım fonlarıyla ödüllendirilirken aslında onu mütemadiyen reddettiği stratejik ortaklığın içine çektiği de bir o kadar gerçektir.

Şöyle ki adaylık aşamasındayken gümrük birliğine dahil olan Türkiye, vize konusunda da ayrıcalıklar elde edebilirse, adaylık ile üyelik arasına oturan yeni bir pozisyona hukuken geçmiş olur. Bilemiyorum altını çizmeme gerek var mı; Avrupalı dostlarımızın 'stratejik ortaklık'tan kast ettiği de tam anlamıyla budur. Kapıda beklemekten sıkılan Türk'leri pek gönüllü olmadıkları formüle ikna ederek ne seninle ne de sensiz anlayışından ilham alan ilişkilerin adı konulmuş olacak, böylelikle, yılların komşusu, dışlanmış ya da Ortadoğu'ya itilmiş sayılmayacağı gibi Avrupa'ya da topyekun dahil edilmeyecektir.

Sonuç olarak; Birlik'e katılmaktan ziyade, üyeleriyle ticari ilişkilerde ayrıcalıklar sağlamayı daha avantajlı bir formül addedenler çoktur ve onların baktığı açıdan söz konusu tablo herhangi bir sorun teşkil etmez. Ne var ki; Avrupa'nın ikinci çemberinde konumlanmaya razı gelmeyen ulusalcı anlayış için yeni bir tartışma mevzunun çıkacağını söylemek mümkündür. 2016'nın bu çiçeği burnunda gündem başlığı şimdiden hayırlı olsun bile denebilir.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS