Serdar Durat

Nevruz Hayırlara Vesile Olabilir mi ?

Değerli düşünür dostlarım,

Kürt kökenli vatandaşlarımızın baharı karşılama sevincini simgeleyen Nevruz’un yurt çapında gerçek bir bayram havası içinde barışçıl bir coşku ile kutlanabilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu kapsamda son yıllarda değişen devlet anlayışı ile Nevruz’un ayrıştırıcı-ötekileştirici bir provokasyon unsuru olmaktan çıkarılarak birleştirici-kardeşlik duygularını pekiştirici, farklı kültürler arasında yakınlaşma ve hoşgörüyü besleyici bir nitelik kazanması amacına yönelik gayretler sergilenmiştir. Hatta biraz abartılarak koca koca devlet adamlarının, bakanların, generallerin, valilerin, belediye başkanlarının kameralar önünde sırf birlik beraberlik mesajları verebilmek adına el ele tutuşarak yanan ateşlerin üzerinden atlamaları, birbirleri ile yumurta tokuşturmaları ciddiyet ve içtenlik/samimiyet sınırlarını zorlamıştır.

Tabiatı ile hemen akla gelen şu soru gelmektedir; Devlet neden diğer kültürlere aidiyeti olan gayri müslüm vatandaşlarımızın bayramlarına katılmıyor da Nevruz’a sahiplenmeye ve sempatik görünmeye çalışıyor acaba?

Değerli düşünürler, dün yaşanan sözde ‘’Erken Nevruz Kutlamaları’’ asla hoşgörülemeyecek bir inatlaşma ile ve bilerek-isteyerek planlanmış görüntüsü vermiştir. Halk otobüslerine taşlarla saldırmak,araçları yakmak,ekmeğinin peşinde koşan esnafın dükkanlarına zarar vermek, bankamatikleri kırmak,kaldırım taşlarını sökmek nedir ? Bu nasıl bir kutlamadır ? Bu kin ve nefret anlaşılabilir bir durum değildir kesinlikle patolojik bir zihniyetin ürettikleridir. Kendilerini bütün Kürt vatandaşlarımızın yegane temsilcisi olaral lanse etmeye çalışan bir gurup Milletvekili malesef bu kaosu tahrik etmişlerdir.

Mevcut pek çok araştırma sonuçları göstermektedir ki, Türkiye’de yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın sayısı yaklaşık 11 milyon civarındadır. Türkler ve Kürtler arasındaki bağları erozyona uğratan ve yok etmeye çalışan pek çok çabaya rağmen, PKK terör örgütünün hayali olan bir Türk-Kürt çatışmasının toplumsal arka planı bulunmamaktadır. Zira Kürtlerin önemli bir kesimi 1950’den itibaren başlayan ve günümüze kadar devam eden göçler nedeniyle batı illerinde yaşamaktadır. Bu dönüşüm yalnızca mekânsal bir geçiş değil, aynı zamanda sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik bir geçiş ve entegrasyon süreci de olmuştur. Nitekim Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göç eden pek çok Kürt ve Türk, Türkiye’nin kentleşme ve sanayileşme süreçlerinde toplumsal bir bütünleşme yaşamıştır. Bu bütünleşmeye rağmen, Kürtler arasında örgütün kontrolünde ve Marksist çizgide olan küçük bir azınlık, Kürtleri etnisite ve dilin ötesinde, kültür, tarih ve ortak gelecek konusunda da Türklerden ayrıştırma ve farklılaştırma amacıyla çalışmaktadır. Kürtleri temsile soyunan bu insanların kendi toplumuna kültürel değerler, inançlar ve idealler bağlamında Türklerden daha uzak olduğunun da bilinmesi gerekmektedir. Buradan hareketle, Kürtler adına konuşan aktörlere değil sessiz çoğunluğa kulak vermek ve bu çoğunluğun sesini alan çalışmaları ile ortaya koymak gerekmektedir. Kürt toplumunun seçim ve referandum süreçlerinde tehditlere ve baskılara rağmen ortaya koyduğu tavır ve içinde meslek örgütlerinin de bulunduğu bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının 2011 yılı içerisinde PKK ve BDP’den ayrışma noktasında ortaya koyduğu irade çözüm için cesaret verici niteliktedir.

Bugün Türkiye’de Kürt meselesi denilince sadece terör değil kültürel kimlik temelli bir  başka büyük ve köklü sorunun da var olduğu kabul edilmelidir. Bu iki sorunun müşterek yönleri olmakla birlikte ayrışan bir çok özelliği de mevcuttur. Bu kapsamda, terörün tamamen bitmesi nasıl ki Kürt sorununun ortadan kalkması anlamına gelmeyecekse, Kürt sorununun demokratik haklar ve özgürlükler temelinde çözüme kavuşturulması da, bütün talepler karşılansa dahi terörün sona ermesi anlamına gelmeyecektir.

Siyaset bir uzlaşı ve sorun çözme sanatı olması gerekirken; Türkiye’de etnik aidiyetlerin ve kimliklerin bir siyaset enstrümanı ve politik malzeme olarak kullanıldığı, farklılıkların zayıflık ve çatışma nedeni olarak nitelendiği görülmektedir. Siyasetçiler kadar diğer devlet seçkinleri de çözüm odaklı davranmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de yönetim ve karar süreçlerinde fonksiyonel olan herkesin, farklılaşan kültürel kimliklere yaklaşımlarında bütünsel bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır.

Çözüm sürecine odaklanıldığında, yıllardır yaşanan ve toplumu yoran sorunlar bazında alınabilecek pek çok tedbirden önce, Türklerle Kürtlerin birlikte yaşama istek ve iradelerinin somut olarak belirlenmesi ve bu konuda daha önce yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde ortaya çıkan ve bir arada yaşama tercihini ortaya koyan mutabakatın daha net bir şekilde beyan edilmesi gerekmektedir. Bu deklarasyonu müteakip, tarafların aynı topraklarda, daha demokratik, daha özgür yaşamalarını sağlayacak modelin belirlenmesi ve bu modele göre reformların gerçekleştirilmesi zorunludur. Bu reformların, kültürel haklar ve yerinden yönetim dahil pek çok başlığı kapsamasından da korkulmamalıdır. (Ref : TÜRKİYE’DE KÜRTLER VE TOPLUMSAL ALGILAR Dr. Mehmet Sadi BİLGİÇ Dr. Salih AKYÜREK )

Aksi takdirde bu kısır döngü hiç bir taraf için çözüm-pozitif açılım getirmeyecek, gereksiz enerji ve kaynak tüketiminin önü alınamayacaktır.

Netice olarak Nevruz bu şekilde asla değil ama ancak  her türlü siyasi provokasyondan arındırılmış olarak sadece sosyo-kültürel yönü ile kutlanabildiği takdirde genel bir iç barış ve huzur için hayırlara vesile olabilir. Yeter ki karşılıklı güven ortamı oluşturulabilsin.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS