28 Haziran 2011’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Türk medyasının karşısına çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ne demişti:
- Halkın seçtiği milletvekillerinin yemin etmesine izin vermeyen, antidemokratik ve hukuk dışı uygulamaların parçası olmayacağız. Bu anlayış, ilke ve demokrasi inancıyla yeminleri engellenen milletvekili arkadaşlarımıza yemin etme yolu açılmadıkça, biz CHP milletvekilleri de yemin etmeyeceğiz...
Öyle de oldu... Aynı gün TBMM’de yapılan yemin törenine CHP katılmadı... Sonra?.. Sonrası hazin!.. Günler süren polemikler, AKP ile görüşmeler, parti içinde bastırılamayan “çatlak sesler” ve sonuçta 11 Temmuz günü CHP ile AKP arasında imzalanan mutabakat... Her iki partinin grup başkanvekilleri tarafından imzalanan, parti liderlerinin onayından geçen bu ortak metinde ne deniyordu?..
- Siyaset kurumu için sorunların gündeme getirileceği, tartışılacağı, değerlendirileceği ve çözüm bulunacağı yegâne ortam TBMM’dir. Siyasi partiler sorunların çözümü için TBMM zemininde olmalıdır. TBMM’nin açılışından bugüne kadar yasama faaliyetine katılmamış olan milletvekillerinin Meclis çalışmalarına iştirak etmelerini ve katkı sağlamalarını arzu ediyoruz.
CHP’nin bu metni yeterli bulduğu ve yemin krizini bitirdiği açıklandıktan sonra Kılıçdaroğlu ne dedi peki:
- Milli iradeye duyduğumuz saygının gereği yerine getirildi...
Yemin krizi sürerken “tükürdüklerini yalayacaklar” diyen Başbakan Erdoğan’ın kriz sona erdiğinde söylediği ise yalnızca iki sözcükten ibaretti:
- Beklentimiz de buydu!..
***
Aradan neredeyse 6 ay geçti...
CHP ile AKP’nin mutabakat metninde “Meclis çalışmalarına iştirak etmeleri, katkı sağlamaları arzu edilen” milletvekilleri Silivri’de yatmaya devam ediyorlar, hem de tek kişilik hücrelerde!.. İktidar partisi, bırakın CHP ile yapmış olduğu mutabakata uymayı, CHP’nin Meclis’e getirdiği “Tutukluluk süreleri ağır ceza davalarında 3 yılla sınırlansın” önerisine bile şiddetle karşı çıkıyor!..
Son olarak, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, aslında AKP’nin içerideki milletvekilleri ya da yıllardır tutuklu yatanlarla ilgili, parmağını bile kıpırdatmaya niyeti olmadığını büyük bir pişkinlikle açıkladı!.. Ergin, bütçe konuşmasında, daha 6 ay önce mutabakat imzaladıkları CHP’lilerin gözlerinin içine baka baka aynen şunları söyledi:
- Sürelerle oynayarak uzun tutukluluk sorununu çözmeye kalkarsak arzu etmediğimiz sorunlarla karşılaşacağız maalesef... CHP’nin teklifi yasalaşırsa 2 bin 427 kişi tahliye olma durumuyla karşı karşıyadır. Bunların içerisinde polis öldürenler, terör suçu işleyenler, çocuklara karşı cinsel tacizde bulunanlar da var...
Getirdikleri yasa maddesiyle, yüzlerce kişinin katili Hizbullahçıları, çocuk ve kadın katillerini, tecavüzcüleri salıveren hükümetin, üstelik Adalet Bakanı söylüyor bunları, iyi mi?!
Bakan Ergin, yapılması gerekeni de açıkladı: “yargılama sürelerini kısaltmak!..” Aynı gün, Bakan’ın bu konuşmasını adeta bağıra bağıra yalanlayan şu haber gazetelerin birinci sayfasındaydı: “Ergenekon dosyası 1 milyon sayfayı aştı!..” Bu davalarda, bu sistemle ve bu mantıkla hızlanma olmayacağı çok açık... Hız isteyen var mı, o da ayrı bir soru tabii!.. Kısacası iktidar, Adalet Bakanı’nın ağzından muhalefetle adeta alay ediyor!..
Ayrıca iktidar partisi ya da hükümet sözcülerinin ne söylediği beni çok da fazla ilgilendirmiyor. Olaylar karşısında nasıl esnek, nasıl unutkan ya da inkârcı olabildikleri malum!.. Daha yemin krizi esnasında yazdıklarım, söylediklerim de ortada; “Güvenmeyin, ne idüğü belirsiz mutabakatlarla olmaz” demiştim, “Yemin etmeyeceğiz dedikten sonra, net bir sonuç olmadan bırakılmaz, itibar yitirirsiniz” demiştim.. Sonuç ortada!.. O nedenle, Adalet Bakanı sıfatlı kişinin bu açıklamalarından sonra CHP yönetimine soruyorum:
- O mutabakatı ne yapmayı düşünüyorsunuz?..