Umut ve ölüm; birbirlerine zıt iki kavram... İnsan; ölüm döşeğindeyken bile uzun yıllar yaşamayı umuyor ya da geleceğe dair düşlerinin gerçekleşeceğini umarken bir anda nokta koyabiliyor yaşama. İşte, böylesine ezeli rakip ve böylesine düşmanlardır umut ile ölüm... Bu iki düşman yeni bir savaşa girişti geçirdiğimiz hafta boyunca. Yitirdiğimiz 30 maden isçisine baktığımızda ilk raundu açık ara ölümün kazandığını söyleyebiliriz ama geride kalan isçi, memur, emekli, kısacası herkes için maç henüz bitmedi.
Umutları yerin beş yüz kırk metre altında kalanların aileleri kaderlerine küsüp alıştırmalı mı kendisini, yoksa yanlış politika izleyip “kadere karşı mı gelelim” diyenleri mi sorgulamalı? Ölüm; Allah’ın emri derler de, peki ya bile bile ölüme gitmek, göz göre göre ihmallerin kurbanı olmak? İçine sinmez tabi kimsenin! Kimilerinin yediği önünde yemediği arkasındayken ve ekmek kavgası yapanların neler çektiğini anlamazken; sorumluluğu üstlenmesi beklenemez tabi. Ayni kişiler; otuz sekiz yaşındaki kahramanın nişanlısıyla yuva kurma umutlarını ya da otuz dört yaşındaki, çocuklarının süper babasının eşiyle birlikte yaşlanma umutlarını da anlayamaz. Tıpkı, iş güvencesi ve hak ettiği ücreti talep eden diğer emekçileri anlamadıkları gibi...
Umutlar umutsuzluğa dönüşmek üzereyken, yani yurttaşlar çaresizlik içinde son nefesini vereceği anı bekliyorken yeni bir güneş doğuyor, yine Anadolu'dan. Bu öyle bir güneş ki kadercileri, sadaka kültürünü destekleyenleri, halkı kölesi gibi görüp eline geçen her fırsatta azarlayanları şimdiden cayır cayır yakmaya başladı. Bu öyle bir güneş ki neredeyse yarım asırdır üzerindeki ölü toprağını atmaya çalışanları bir anda canlandırdı. Bu güneşin adı, Kemal Kılıçdaroğlu ve değişen CHP...
Kılıçdaroğlu’na şimdiye kadar görülmemiş bir ilginin gösterilmesinin nedeni dürüst ve sakin kişiliğinin yanında aş ve iş vurgusunu sürekli gündemde tutmasıydı. Söylemlerinde haklıydı Kılıçdaroğlu; iş olmadan aş alınmaz, aş girmeyen eve mutluluk uğramaz ya da kişi ev halkının gülümsemesini görmek için can güvenliğine bakmaksızın bulduğu ilk işe balıklama atlar. İşte, daha parti başkanlığına aday olmadan önce de Kılıçdaroğlu, öncelikli hedeflerinin yoksulluğu bitirmek olması gerektiğini söylüyordu. Bunun içinse yolsuzluğun önüne geçilmeli. Gerekiyorsa, (ki gerektiği ayan beyan ortadadır) herkese dokunulmalı ve kendisine özel dört kez mali af çıkaranlara yargı yolu açılmalıdır.
Yoksulluğu bitirecek başka bir önlemse CHP'nin gerçekleştirmeyi hedeflediği projelerin arasında da yer alan evdeki kadına maaş bağlanması ve her evden bir kişinin çalışmasının sağlanmasıdır bana göre. Tabi inanıyorum ki bunu yapacak olan yetkililer kimseyi rencide etmeyecek bir şekilde işleyecektir.
Her seçim sonrası iktidara gelenlerin yakınması adettendir; ancak bu kez gerçekten tam anlamıyla bir enkaz devralınacak. Kim ne derse desin, ekonomiden tutun da dış politikaya kadar tüm konularda sekiz yıllık süre zarfında başarılı şekilde yöneltilmedik. Kurumlar arası çatışmanın ayyuka çıktığı, rejimin sorgulandığı bir yönetim tarzını anımsamıyorum. Tüm olumsuzlukların izinin silinmesi yıllar alsa da birilerinin çıkıp kötü gidişata dur demesi gerekiyordu. Tabandan yukarı doğru esen sert rüzgârlar Kılıçdaroğlu’nu gösteriyor bize. Ama içimden yükselen bir ses; "keşke" diyor: "Keşke, otuz isçi ölümün soğukluğuyla tanışmasaydı da bugün bizimle birlikte güzel ve aydınlık bir Türkiye'de yaşayabilmeyi umabilseydi..."