Osman Balcıgil

Operadaki Hayalet ve Tüketici Güven Endeksi

“Hoppala!” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Gerçekten de öyle.

Hoppala!

***

Meselenin özü şu: Haber 3’ün patronu Aydın Özdalga, sahibi olduğu haber sitesi için yazmamı isterken, kültür “filan” gibi konulara ağırlık vermemi istemişti.

Ben de, olur, demiştim.

Doğrusunu söylemek gerekirse, gündelik siyasetin, bir başka deyişle sıradan hayhuyun uzağındaki konulara yelken açmak benim de hoşuma gidecekti.

Otuz yıla yakın emek verdiğim gazetecilik ve televizyonculuğa arkamı dönüp, romancılığın engin sularına yönelişimin sebebi de bu değil miydi zaten?

Bir meslekte bulamadığım huzuru, kabuğuma çekilme imkanı veren ama yazmaktan da kopmayacağım bir başka “meslek”te bulabileceğimi umut etmiştim...

Umduğum gibi olmadığını söyleyemem...

Geçen süre içinde altısı yayınlanmış, (biri Haziran ayında yayınlanacak) yedi roman yazdım...

Sekizincinin üzerinde çalışıyorum.

Demek istediğim şu:

Ben de gündelik siyasetin meraklısı değilim aslında!

Gelin görün ki, Türkiye’de yaşıyorsanız, kafanızı bitmek tükenmek/tüketmek bilmeyen gündelik siyasetten arındırmanız kolay değil.

***

Oysa müzikal, opera filan gibi kelimelerin sık telaffuz edildiği medeni ülkelerde durum bunun tam da tersi.

Oralarda toplum siyasetle pek uğraşmaz.

Seçim zamanı geldiğinde sandığa gider ve pek yapılmaz ya yapılmışsa da “algı operasyonlarını” filan görmezden gelir, içindeki sesi dinler.

Öteki zamanlarda ne mi yapar?

Oooo, hiç endişe etmeyin onlar için.

Yapacak dünya kadar işleri vardır:

Bahçesiyle uğraşır, spor yapar, müzik dinler, konsere, operaya, müzikale gider...

Hasılı kelam, şiir gibi bir hayat yaşarlar.

Tepede gördüğünüz (Operadaki Hayalet ve Tüketici Güven Endeksi) başlığının esbab-ı mucibesi de tam olarak budur!

***

İstanbul caddelerinde The Phantom of the Opera’nın afişlerini görünce, mahallemde hayalet görmüş gibi oldum desem yalan olmaz.

Bu muhteşem müzikali, otuz yıl kadar önce Londra’da seyrettiğim yıllara geri döndüm.

Andrew Lloyd Webber’in “iş”lerinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllardı...

65’te The Likes of Us, 70’te Jesus Chirist Superstar, 76’da Evita, 81’de Cats, 84’de Starlight Expess isimli şaheserlere imza atan Webber, 86’da The Phantom of the Opera ile, efsanevi şöhretinin zirvesine ulaşmıştı.

Sanatçının imza attığı istisnasız tüm eserleri seyretmiş bir hayranı olarak, The Phantom of the Opera’nın 7 Nisan-17 Mayıs arasında İstanbul’da Zorlu Center’da sahne alacak olmasına ne kadar sevinmiş olabileceğimi eminim tahmin etmişsinizdir.

Düşünsenize, 40 ülkenin 110 şehrinde, 65 bin performansla 80 milyonluk bir izleyici kitlesine ulaşan ölümsüz eser İstanbul’da da gösterilecek.

***

Müzikalin, üzerinde yarım beyaz maske bulunan ünlü siyah afişini İstanbul caddelerinde gördüğümden bu yana, kulağımda hep Sarah Brightman’ın, Christine rolündeki performansı çınlıyor.

Webber ile Brightman’ın evli olduğu yıllardı...

Sonra köprülerin altından çok sular aktı...

Çift ayrıldı, Christine rolünü geçen otuz yıl içinde onlarca sanatçı canlandırdı.

Geçenlerde, bir gazetede Sarah Brightman’ın uzaya gidecek ilk soprano olacağını okudum. Eğer bir aksilik olmazsa, bu yıl gerçekleşecekmiş yolculuk.

Çok şey oldu dedim ya geçen otuz yıl içinde, onlardan biri de, The Phantom Of the Opera’nın devamı Love Never Dies’ın sahneye konulmuş olmasıydı.

2010 yılında, yine Londra’da Love Never Dies’ı seyrettiğimde, Sarah Brightman’ın eksikliğini hissederek biraz hayal kırıklığına uğramıştım.

***

Fransız romancı Gaston Leroux, 1909’da yayınlanan aynı isimli kitabında, aşkın ne kadar derin yaşanabileceğini anlatır.

Takıntının, ihtirasın, çılgınlığın insanları hangi uç noktalara ulaştırabileceğini göstermek ve görmek açısından önemli bir yapıttır The Phantom of the Opera.

Yüz yıl sonra, bugün bile adından söz ettiriyor olması ve geçen yüz yıl içinde birbirinden değişik çok sayıda forma bürünmüş olması da bunun göstergeleridir.

***

Okumakta olduğunuz yazımı yazmaya otururken, zihnim bir yandan da yeni yayınlanan Türkiye İstatistik Kurumu ve Merkez Bankası’nın işbirliği ile yürüttükleri Tüketici Eğilim Anketi’nin sonuçlarıyla meşguldü.

Öyle olmasaydı, muhtemelen, başlığı sadece Operadaki Hayalet olan bir yazı yazacaktım.

Başta da söylediğim gibi, Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız, böyle bir lüksünüz pek olamaz.

Gündelik hayhuy, başınızı alıp engin denizlere açılmanıza bir türlü izin vermez.

Benim de öyle oldu!

Bir yandan Andrew Lloyd Weber’in müzikale dönüştürdüğü Gaston Leroux’un ünlü romanını düşündüm, öte yandan dumanları tüten, taze Tüketici Eğilim Anketi ile boğuştum.

Yeni anketin, özellikle de Tüketici Güven Endeksi bölümünün The Phantom of the Opera kadar ilginizi çekeceğini tahmin ettim!

Bağışlayın ama, geri kalmış bir ülke vatandaşı olarak, bu durumdan belli belirsiz “zevk” alabileceğiniz bile geldi aklıma!

Marjları 0 ile 200 arasında olan endeksin, 100’den küçük olmaması gerekiyor.

Bu rakamın altına düşmesi, tüketicinin güveninin kötümser olduğu anlamına geliyor.

Endekse baktığımızda, geçen aya (Şubat) göre, güvenin 5.4 azalmış olduğunu görüyoruz.

Şubat ayında 68.06 olan endeks, 64.39’a kadar gerilemiş durumda.

Neden mi böyle olmuş?

Tabii ki ekonomistlerin söyleyeceği yüzlerce laf vardır bu konuda.

Ama müsaadenizle ben, bir “çıkıntılık” yapıp, durumu, tıpkı The Phantom of the Opera’da olduğu gibi,  TAKINTI, İHTİRAS, ÇILGINLIK gibi kavramlarla izah edeceğim.

İşin içinde büyük bir “aşk” filan yoksa da, durum tam olarak böyle!

***

Sizsiniz ya dünyanın merkezindeki kişi, geri kalan her şey, herkes boş.

O nedenle, istediğinizi, dilediğiniz gibi söyleyebilir, keyfinize göre davranabilirsiniz.

Kim tutar sizi?

Kimse!

Opera sizden sorulmaktadır!

Düne kadar lideri olduğunuz hükümet için, en kritik zamanda (seçime giderlerken) “Yanlış yoldalar!” diyebilirsiniz pekala.

Piyasalar, dolar filan nefes alıp verişinizi saniyesi saniyesine izlerken, kredi kuruluşlarının gözleri tam da sizin üzerinizdeyken üstelik.

Dediğim gibi, kim tutar sizi?

Kimse!

Dünyanın merkezisinizdir ya siz!

Tıpkı Operadaki Hayalet gibi yani...

En kötü ihtimalle, yakarsınız operayı, olur biter!

***

Bu arada, uyarınıza gelirse, 7-17 Mayıs tarihlerinde Zorlu Center’da sahne alacak The Phantom of the Opera’yı seyretmeyi ihmal etmeyin.

Size bir de link veriyorum. Yine uyarınıza gelirse, tıklayın ve Sarah Brightmon’un, üstelik Antonio Banderas ile yorumunu izleyin. Mutlu olun. Buna hakkınız var:

https://www.youtube.com/watch?v=S88rkpPu8_g


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS