Burcu Demir

Rusya'nın fendi

Siyaset bilimini akademik çerçevede  ele almış kimsenin itiraz etmeyeceğini sanıyorum; en dinamik çalışma alanlarından biri uluslararası ilişkilerse; onun en çetrefilli analizleri gerektiren başlığı Orta Doğu değil Rusya'dır. Zira, Ortadoğu ve daha birçok bölgede cereyan eden çatışmaların ardında Putin ve batılı küresel güç odaklarının kesişen ekonomik çıkarlarına rastlamamız, sıradan bir tesadüfen çok daha fazlasına karşılık gelir.

Söz konusu denklemin en güncel örneğini geçtiğimiz günlerde düzenlenen NATO zirvesinde fazlasıyla tecrübe ettik. Görüşmelerin (ya da daha samimi bir deyimle 'pazarlıkların') odak noktasında Ukrayna ve Ortadoğu'da süregelen çatışmaların yer aldığını bilmeyenimiz kalmadı. Elbette Ortadoğu'dan kasıt Irak'ın önemli bir bölümünü kontrolü altına alan IŞİD örgütü ile Suriye'nin sonlanmak bilmeyen iç savaşı oldu. Neticede, hiçbir tarafın umduğunu tam anlamıyla elde edemediği toplantılardan ibaret zirveyi değerlendirmeye Ukrayna kısmından başlamayı lakin ondan önce Rusya Federasyonu'nun yakın tarihini özetle de olsa ele almayı planlıyorum.

Bilindiği üzere; siyasi ve ekonomik etkinliğinin arttığı yıllarda uluslararası konjonktürü şekillendiren iki kutuptan biri haline gelmiş, bunun yanı sıra, Sovyet Bloğu'nun dağıldığı ve mali açıdan ciddi sıkıntıya düştüğü dönemde dahi bulunduğu bölgenin en belirleyici siyasi aktörü sıfatını kaptırmamakta diretmiş bir yapından bahsetmekteyiz. Komşularının gözünde hem önde gelen ticari partnerlerden biri şeklinde algılanmayı  hem de askeri ve istihbarat gücü tam anlamıyla tahmin edilemeyen 'gizemli ve ürkütücü ağabey' konumunda kalmayı her daim sürdürmesi de çabası. Dolayısıyla, galasnost ve perestroyka sonrasında arka bahçesi addettiği ülkelere hiçbir bölgesel ya da küresel oyuncuyu yaklaştırmama çabasına şaşırmak mümkün değil. Tam da bu noktada 'arka bahçe' terimiyle kast edilenin nereye karşılık geldiğini merak edenlerimiz çıkabilir. AB'nin Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerini içine almasına ses çıkarmadığı halde Moldovya, Ukrayna, Kafkas Ülkeleri ve Türki cumhuriyetlerine yönelik korumacı tutumunu sürdürdüğü hatta Saakaşvili yönetimindeki Gürcistan'a ABD ile yakınlaşmasının bedelini ağır ödettiği düşünülürse 'arka bahçe' algısının Rusya penceresinden tartışmaya açık bir kavram olmadığı ve sınırlarının keskin hatlarda belirlendiği anlaşılacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, AB'nin Ukrayna üzerinden meydan okuma çabalarına göz yummayacağını tahmin etmek için siyasi analist olmaya lüzum yok. Asıl soru şu ki Ortadoğu'da nasıl bir denklem karşımıza çıkacak? IŞİD'e yapılacak müdahale Irak'la mı sınırlı kalacak? Suriye sınırını da kapsar hale gelirse Rusya nasıl bir tepki verecek? Hatırlayacak olursak, kimyasal silah kullanımının hemen ardından operasyon ihtimali gündeme gelmiş, ne var ki, Rusya'nın Esed yönetimine destek veren tavrından vazgeçmemesi sonucu geri adım atılmış ve operasyona katılacağını en başında belirten Türkiye uluslararası konjonktürde yalnız bırakılmıştı.

Aslında Türk dış politikasının bugüne değin en mühim başarısı Suriye konusunda karşıt kulvarlarda yer aldığı Rusya ile hiçbir ticari ve siyasi ilişkisini sekteye uğratmadan sürdürebilmesi oldu. Lakin bundan sonra ne yapacağı da bir o kadar önemli! IŞİD'le mücadele edilmesi gerektiği hususunda herkes hemfikir olsa da sıra Suriye'ye geldiğinde menfaatleri çatıştıran bir denklem ortaya çıkıyor. Rusya'nın fendi batılı küresel güç odaklarını yenecek ve Suriye konusunda geri adım atmaya bir kez daha ikna edecek mi? İki taraf ta geri adım atmadığı ve Türkiye'nin  ABD ile ortak hareket etmeyi sürdürdüğü takdirde Rusya ile şimdiki diyalog korunabilecek mi? Türkiye yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih eder ve bölgeye yapılacak müdahalelerde etkin rol oynamaz ise, kendisini terör örgütleriyle işbirliği halinde gösterme çabaları uluslararası basın nezdinde ortaya çıkacak mı? Böylesi bir durumda nasıl bir savunma mekanizması geliştirilecek?

Soruların cevaplarını görmek adına önümüzdeki günleri bekleyeceğiz. Şu  an itibariyle emin olduğumuz yegane husus; ana gündem başlıklarının iç politikadan uzaklaşarak dışa odaklı bir çerçeveye kaydığı... Görünen o ki; uzun bir müddet daha uzlaşmadan nasibimizi almayacağız; vargücüyle çatışan bir coğrafyada yaşamayı her yönüyle tecrübe edeceğiz, soran olursa çok derin ideolojik ve mezhepsel sorunlarımızın varlığından bahsedeceğiz. Yanı başımızda dökülen kanın kilometrelerce uzağımızdaki ülkelerin parasal menfaatlerine hizmet ettiğini kim bilir neden sonra fark edeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS