• Başbakan'dan flaş seçim barajı açıklaması
  • Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na şok sözler
  • 15 Temmuz ile ilgili gündemi sarsacak Devlet Bahçeli iddiası
  • Gözaltına alınmıştı; Atatürk'e benzeyen Göksel Kaya serbest
  • İşte Tunceli'de öldürülen teröristler
Osman Balcıgil

Şah Fırat: AKP'nin İhanet Yürüyüşü..

Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı’na “Onlar” diye başlar ve defalarca ihanet’i tarif eder.

Bir yerinde şöyle der destanının:

“Ateşi ve ihaneti gördük.

Murat nehri, Canik dağları ve Fırat…”

Anlayacağınız Fırat, daha önce de tanık olmuştur ihanete…

Bu ilk değildir…

***

AKP iktidar olduğu günden bu yana, büyük ölçüde bilerek kısmen de bilmeyerek bir “ihanet yürüyüşü” gerçekleştiriyor...

“Bilmeyerek” kavramının, bazı durumlarda bir karşılığı vardır belki ama söz konusu vatan olunca...

Bir toprak parçası, vatan haline kolay gelmiyor!

Bu nedenle değil mi zaten vatana ihanet’tin özrünün olmaması...

***

Bütün bunları hamaset olsun diye söylemiyorum.

Biraz sabredin, neden Nazım’la başladığımı, neden ihanet’ten söz ettiğimi anlayacaksınız.

***

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Siz de biliyorsunuz, AKP iktidara geldiği günden bu yana, tek başına hükmetmenin sarhoşluğunu yaşıyor...

Michael Bakunin, “İktidar kirletir, mutlak iktidar mutlaka kirletir!” der.

Türkiye toplumu bu önemli tespiti, açık ve seçik olarak, “yeni egemen”lerin iktidarı devraldığı ilk günden bugüne yaşadı ve gördü.

Ne yazık ki bir süre daha görmeye katlanacak...

Oysa modern devletler, iktidarları kirlenme tuzaklarından koruyacak mekanizmaları çoktan kurdular ve iki yüz yıldan fazla bir zamandır da kullanıyorlar.

AKP ise tersine, yönetimi devraldığı günden itibaren, aslında iyileştirilmeye muhtaç olan bütün bu mekanizmaları (sanki marifetmiş edası da takınarak) yıkmak, parçalamak, yok etmek için elinden gelen tüm çabayı gösterdi, göstermeyi sürdürüyor...

***

Evet, ülkenin seçme yaşına gelmiş insanlarının yüzde 52 size oy vermiş olabilir...

Ama bu yüzde, size, her konuda tek başınıza davranma yetkisi veriyor demek değildir.

Mesela, ülke insanlarının tümünün onurunun söz konusu olduğu durumlarda, akaryakıt vergisi fazlalaştırma misali “yaptım oldu” ya da “geri alıyorum, bitti” diyemezsiniz.

***

Peki, bu tür konularda, asla mı karar alınamaz?

Tabi ki alınabilir.

Bir “milli mutabakat” sağlanabilirse...

Müsaadenizle, milli mutabakat nedir, ne değildir, nasıl sağlanır bunları burada uzun uzun tartışarak asıl konudan uzaklaşmak istemiyorum.

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ’NDE ASLINDA NE OLDU?

AKP’nin, ihanete dair son ve “Eyvah” dedirten adımı, Süleyman Şah Türbesi’ne yapılan operasyondur.

İktidar partisinin kurmayları, Türkiye’nin ülke dışındaki son toprak parçasını terk etmeye, hiçbir siyasal partinin görüşüne başvurmadan, tek destek arayışına gerek duymadan (operasyon esnasında PKK/YPG’yle kurulan ilişkiye hiç girmeyeceğim), kendi başlarına karar verdiler.

Tıpkı, akaryakıt vergisine zam yapmaya karar verir gibi!

***

Kamuoyuna “bir başarı hikayesi” gibi takdim edilen bu operasyonun detaylarını gazetelerden okudunuz, televizyonlarınızdan izlediniz. Tekrarlamıyorum.

Onun yerine ben size, dilim döndüğünce, “Aslında Süleyman Şah Türbesi’nde ne oldu?” onu anlatmaya çalışayım:

Nazım’ın şiirinde de adı geçen Fırat’ın üzerinde,  Suriye topraklarında, Osmanlı’nın hükmettiği dönemden bile önce kurulmuştur Süleyman Şah’ın türbesi.

Kimi tarihçiler, 1075’e kadar götürürler türbenin geçmişini ve içinde Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın yattığını söylerler.

Kimilerine göreyse, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey’in dedesi Süleyman Şah’ın türbesidir.

Osmanlı sultanlarından Abdülhamit, “dede yadigarı” diyerek 1889’da onarımını sağlamıştır.

AKP zihniyetinin her fırsatta ayaklar altına almaktan zevk duyduğu Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, işgalcilerle masaya oturduklarında, Musul ve Kerkük petrollerinden bile daha fazla önem vermişlerdir Süleyman Şah Türbesi’ne.

Bu türbenin Türk Askeri’nce korunacağının, tepesinde Türk bayrağının dalgalanacağının garantisini almadan da kalkmamışlardır masadan.

(Ayağa giyecek postalın, atacak tek merminin, belki göndere çekilecek bayrağın bile kalmadığı günlerdir...)

Acaba, Osmanlı Padişahı Abdülhamit, İstanbul, Bursa gibi bir payitahta taşıtamaz mıydı büyük dedelerinden biri olan Süleyman Şah’ın türbesini?

Ya da Genç Cumhuriyet’in kurucuları için de daha kolay olmaz mıydı türbeyi sınırın dibine bir yere taşımak?

***

Farkındayım, tam bu noktada, özellikle AKP politikalarını candan savunan okurların akıllarından geçme ihtimali olan bazı önemli soruları da sormam ve onlar için de cevaplar bulmam gerekiyor.

Mesela şöyle sorular:

  • Türbe sökülüp getirilmeseydi de, ülke Orta Doğu bataklığına mı sürüklenseydi?
  • Ya IŞİD türbeyi işgal etseydi ne yapardık?
  • Değer miydi dünya kadar vatan evladının bu uğurda ölmesine?

Hepsi de akıllıca (ama geç kalmış) sorular...

Kaldı ki bütün bu sorulara şöyle bir karşı soruyla da cevap verilebilir:

Ya Suriye, kendisinden izin alınmadan yapılan bu operasyona tepkisini yeni türbe alanını uçaklarıyla bombalayarak gösterirse? O zaman (ve sonrasında çıkacak savaşta) vatan evlatları ölmez mi?

***

Bayanlar ve Baylar,

Yine kaldı ki bütün bunlar, ne AKP yöneticilerinin ne de onu körü körüne destekleyenlerin sormayı asla hak etmedikleri, tersine sorumluluğunu taşıdıkları sorulardır!

Neden mi?

Lütfen, başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere, AKP’li yöneticiler ne kadar  “muhteşem tarih bilgisi ve şuuruna, siyasal öngörüye sahip” olduklarını söyledikçe, salonlar alkıştan yıkılmış, miting alanları atılan sloganlarla inlediğini hatırlayın...

Sözde “AKP alimleri”nin İslam dünyasına, Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’ya, Araplar’a, Kürtler’e dair tezlerinin, güzel ülkemizi bu noktaya getireceği, ilk günden belliydi oysa!

Biraz tarih okuyan, azıcık coğrafya bilen, dış politikadan zerrece nasiplenmiş insanların bile, AKP’nin sözde “politika”larını yürürlüğe koyarken dile getirdikleri itirazları şöyle bir gözünüzün önüne getirin...

Denmedik laf bırakmamıştı “yeni egemen”ler ve onların “yılmaz” şakşakçıları bu tür itirazlar karşısında!

***

Fırat’ta ve öteki tüm nehirlerde, köprülerin altından çok su aktı ve bugüne gelindi.

Bugün, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

Bir yıldan beri birinci adam, 2003’ten bu yana büyükelçi, dışişleri bakanı vesaire olarak ülkenin dış politikasına yön veren Davutoğlu’nun “kitabını yazdığı” hazin bir dibe vuruş öyküsüdür karşımızda duran!

Bilerek ya da bilmeyerek...

***

Mesele akaryakıta zam yapmak olsa “yanlış hesaplamışım, bilmeden, istemeden oldu, öngöremedim” diyebilirsiniz belki ve cezasını da bir daha seçilmeyerek ödersiniz, olur biter.

İyileştirilmeye muhtaçken, koca bir ülkenin dış politikasını üstelik külliyen çökerttiyseniz, hatta ülke dışındaki son vatan toprağının elden çıkmasına yol açtıysanız, bunun cezası bir daha seçilmemek gibi basit bir ceza olmaz.

En başta da dediğim gibi, vatana karşı işlenmiş suçlarda, “bilmemek” özür sayılmaz...

***

Hele ki bu vatan, zamanında Nazım Hikmet’in söylediği gibi Fırat da dahil olmak üzere her yerde ihanet’i görmüş ve küllerinden yeniden doğmuşsa...

Yani kıymetliyse...

Çok kıymetliyse...

***

Fırat da dahil her yerde “ihaneti gören” Nazım Hikmet,

Kuvayı Milliye Destanı’nı kaleme alırken,

bakın sahip olduğumuz bu kıymeti nasıl tarif eder:

“Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.

Kan içindeydi yüzü gözü.

Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.

Kaçanı kovalamıyordu yalnız

                      ulaşmak da istiyordu bir yerlere

ve sadece kahretmiyor

                      yaratıyordu da.

Ve kılıçların,

                  nalların,

                             ellerin

                                      ve gözlerin pırıltısı

                ardarda çakan aydınlık bir bütündü.

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü

ve şu türküyü duydu :

        «Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

          Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

                                      bu memleket bizim…”

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS