Osman Balcıgil

Savaş ve Ötesi...

Size ilki kötü, ikincisi daha da kötü iki konudan söz edeceğim...

İşte ilki: Suriyeli mülteciler...

Önce birkaç gazete haberi:

Dört yaşındaki Suriyeli çocuk, Bağcılar’da tramvay altında kalarak öldü... Suriyeli çocuk fast food zincirinin Şirinevler şubesinde dayak yedi... Bursa’da dereye düşen Suriyeli çocuk bulunamadı... Hatay’da, üç Suriyeli çocuk yangında öldü... Adıyaman’da otomobilin çarptığı Suriyeli çocuk...

Sıralamaya devam edecek olsam, sayfalar almaz...

***

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısını tam olarak kimse bilmiyor.

Kimilerine göre iki, kimilerine göre üç milyon...

Çoğunluk çocuklarda...

Her yaşını başını almış kadın ya da erkeğin etrafında sekiz, on  çocuk...

***

Rakamlar büyük, çok büyük...

Bir o kadar da iç kanırtıcı...

***

Büyük kentlerden birinde yaşıyor ve sokağa da çıkıyorsanız, bu acıyı, her gün iliklerinizde, kemiklerinizde hissediyorsunuzdur.

Savaş nedeniyle Suriye’den kopup gelenlerin ve özellikle de çocukların sokaklardaki halini görüp de üzülmemek, kahrolmamak elde değil.

***

Son söylemem gereken lafı, en başta söyleyeyim:

Dişe dokunur hiç bir ön çalışma yapmadan, sınır kapılarını Suriyeli mültecilere açan AKP hükümeti, bu feci tablonun bir numaralı sorumlusudur.

***

Tabii ki komşu bir ülkede savaş varken ve insanlar bu olumsuz durumdan etkilenirken kayıtsız kalınamazdı...

Tabii ki komşuluğun ve insanlığın gereği yapılmalı, bu büyük hercümerçten zarar görenlere, özellikle de çocuklara yardımcı olunmalıydı...

***

Ama bunun için, sadece kapıları açmanın yetmeyeceği öngörülmeliydi.

Göstermelik birkaç yardım çadırı kurup “meseleyi çözdüm” diyerek, işlerin yürümeyeceğini anlamak için “arif olmak” gerekmiyordu.

Bugün, Türkiye’nin bütün büyük kentlerinin sokakları, bu söylediğimin kanıtıdır!

***

Ülke yönetmek, sadece karşı karşıya kalınan felaketlere çözüm üretmeye çalışmak demek değildir.

Gelecekte karşılaşılacak felaketleri önceden tahmin edebilmeyi, önlemler geliştirmeyi de gerektirir.

***

Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı her kürsüye çıkışlarında, Suriyeli mültecilere ilgi göstermedikleri için Avrupa’ya ve ABD’ye çatıyorlar...

Durmaksızın, ülkemizin ne kadar çok para harcadığından dem vuruyorlar...

***

Batının “gelişmiş medeniyet”lerinin, dünyanın kendilerinin dışında kalan kısımlarındaki “yaşamsal problemlere” olan kayıtsızlıkları, sağır sultanların bile malumu.

Bu nedenle, her iki zat-ı şahanenin  söyledikleri “malumun ilanı” olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

***

Evet, savaşlar ve sonuçları konusunda, “medeni dünya”nın hükümetler düzeyinde sicili alabildiğine kirli.

Sınır tanımayan doktorlar, gazeteciler, avukatlar ve birkaç aktif sivil yardım kuruluşunun çabaları ise, kısıtlı bütçeleri ve katılımcı azlığı nedeniyle, çöle düşen bir damla su gibi kalıyor...

İnsanca çabalar olmanın ötesine geçemiyor, çare olamıyor...

***

Bu nedenle, Başbakan ve Cumhurbaşkanı batı medeniyeti’ne ne kadar çatsa azdır.

Öte yandan, acaba kendi kapımızın önü temiz mi?

Hiç de değil!

***

Az önce de dediğim gibi, Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı her kürsü alışlarında, Suriyeli mülteciler için harcanan paraların büyüklüğünden dem vuruyorlar.

Buna karşılık, göz önünde bulundurmadıkları çok önemli bir mesele var:

Para, çok para harcamak, meseleleri çözmek anlamına gelmiyor.

Bu tür kritik konularda, sonuç alabilmek için, işinin ehli olanlara, yalandan değil gerçekten “mürekkep yalamış” kadrolara ihtiyaç var.

Derdi gücü iktidarı yüceltmek olmayan, önüne hakikaten madurları kollamayı, korumayı koymuş uzmanlar gerekiyor.

***

Geçen on üç yıllık iktidarı döneminde, AKP’nin bunu (işi ehliyle yapmayı) bir kez bile olsun denediğine ne yazık ki hiç tanık olmadım.

“Her konunun uzmanı” İmam Hatipliler ordusu ile de ne yazık ki sorunlar çözülmüyor.

Tersine büyüyor...

***

İsterseniz ilerleyelim...

En başta “biri kötü, ikincisi daha kötü iki konudan söz edeceğim” demiştim ya hani, geçelim ikincisine...

***

Felaket tellallığı gibi olmasın ama epeydir burnuma berbat kokular geliyor.

Savaş’a dair kokular...

“Nereden çıktı şimdi bu?” demeyin.

***

Bilenler bilir, bilmeyenler için söyleyeyim, 35 yıllık mesleki deneyime sahibim...

Sürekli Basın Kartı taşıyorum...

Üstelik “bu ehliyet”i, bugünün gazeteci müsveddeleri gibi “bakkal”dan filan da almadım.

***

Burnum bir av köpeği gibi (Biliyorum, bu benzetme köpek sevmeyenlerin hoşuna gitmeyecek. Onları köpek sevenlere havale ediyorum.) iyi koku alır, gözlerim iyi görür, kulaklarım iyi duyar.

Her gazetecinin sahip olması gereken bu üç duyum bana “Savaş belasına batmadan seçimlere kadar yetişebilirsek ne ala” dedirtiyor.

İçine sürüklenmekte olduğumuz savaş, seçimlerden sonraya kalırsa, ne olacağını tabii ki sandıktan çıkacak sonuçlar tayin eder.

***

İktidar partisinin seçimden küçülerek çıkması halinde, gerçekleşecek yenilikler sonucu, savaştan uzak kalınabilir.

Peki,  ya tersi olursa?

***

Seçimden muzaffer çıksa bile, AKP’nin Türkiye’yi savaşsız yönetme yeteneği kalmamış durumda.

Ülke içi gerginlik, ekonomi ve dış ilişkilerimizin durumu, AKP’nin elini bir savaşa mahkum etmiş gibi görünüyor.

***

Böylesi bir durumda, üzüleceğimiz, sadece savaşın perişan ettiği Suriye başta olmak üzere başka ülkelerin çocukları olmayacak...

Her yaştan kendi çocuğumuz da savaştan etkilenecek, yitip gidecek, heba olacak...

Bilmem anlatabiliyor muyum?


 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS