Osman Balcıgil

Savaşa Hayır !

Her ne koşulda, biçimde, renkte olursa olsun, savaşa karşıyım.

İlk okunduğunda yanlış gibi görünebilir.

Ama değil.

Gerekçelerim var.

***

Önce gelin genel bir doğruya, ardından da aktüel duruma göz atalım

***

Denir ki, “bağımsız bir devletin toprak bütünlüğü ihlal edilir, siyasi egemenliği ayaklar altına alınırsa” girişilecek savaş haklı bir savaştır.

Dünya yüzünde gerçekleşen tüm savaşlara, bu en temel kıstas, bir başka deyişle genel doğrudan hareketle haklı ya da haksız isimi verilir.

Neymiş, eğer bağımsız bir devletin toprak bütünlüğü ihlal edilmiyor, siyasi egemenliğine tecavüzde bulunulmuyorsa, yapılacak/çıkartılacak her savaş haksız bir savaştır.

(Aman ne olur hemen “delilenmeyin”! “Orada öyle olmuştu haksızdı, burada şöyle olmuştu haklıydı” filan diye bir sürü örnek vermeye kalkmayın... Dedim ya: Ben savaşa külliyen karşıyım. Haklısına da haksızına da... Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız.)

***

Ülke olarak nefesimizi kesmiş neye varacağını izlediğimiz “savaş ihtimali”, az önce yaptığım tarife göre, üstelik tümüyle haksız olduğumuz bir mesele olarak kapımızı çalmakta.

Kaldı ki bugün şikayetçi olunan herkes tarafından malum konuların en önemli müsebbiplerinden biri de, şu anda işbaşında bulunan hükümet.

***

Neredeyse tüm dünya ülkeleriyle (en azından) sulh içinde yaşarken iktidarı devralan ve on üç yıl süreyle yöneten AKP hükümetleri, bugün esasa dair konularda, dostumuz sayabileceğimiz tek bir ülke bırakmaksızın, Türkiye’nin tüm dış politikasını tarumar etmiş durumda.

Suriye politikası, bu yanlışlardan birisi ve bugün itibarıyla en önemlisi.

***

On üç yıl öncesine kadar iki dost ve kardeş ülke olan Türkiye ve Suriye hükümetleri, bugün birbirlerini öldüresiye düşman olarak görüyorsa, bu durum, itiraf etmeliyiz ki Suriye’den çok AKP’li hükümetlerin yanlış politikalarından kaynaklandı.

Ve şimdi, son AKP hükümeti, zaten vahim olan bu tabloyu daha da derinleştirmenin planlarını yapıyor.

***

Emperyal bir Türkiye, bir başka deyişle Yeni Osmanlı İmparatorluğu (ham) hayali kurarak, hem dünyanın büyük ülkelerine hem de bölgenin sorunlu egemenlik alanlarına ayar vermeye çalışılmış olması, bugün açık seçik görülmektedir ki ülkemize hayır getirmedi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, tarihi boyunca, yapılmış en büyük hataydı bu!

Ve bu hatanın altında, Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu ikilisinin imzaları var.

Kuşkusuz bu ikili, (Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak) ortaya çıkarttıkları bu hazin tablonun hesabını, Türkiye insanlarına vermek zorundalar.

***

Ama ondan evvel, attıkları (ve yandaş medya vasıtasıyla attırdıkları) savaş çığlıklarına, çaldıkları (ve çaldırdıkları) savaş tamtamlarına acilen son vermeliler.

Çünkü, son MGK’da alınan Suriye toprakları içinde 30 km derinliğinde koridor oluşturma kararı, Türkiye’yi bugüne kadar yol açtıkları problemlerden daha büyükleriyle boğuşmak, hatta altında kalmak durumunda bırakabilir.

***

Nedeni açık:

Bugün, karşımızda toprak bütünlüğüne sahip çıkamayan, topraklarında yaşayan insanları kontrol etme yetisine sahip olmayan bir Suriye var.

Ama, yarın ne olacağı belirsiz!

(Özellikle de ABD ve bütün öteki batılı ülkeler IŞİD’i terör örgütü ilan etmişken, savaş açmışken...)

Böyle olunca, bugün sınırları aşarak girilecek Suriye’de, ilki Esad rejimi ve ikincisi şu anda o topraklarda yaşayan ve yaşam alanlarını savunan güçlerin egemenlik hakları ihlal edilmiş olacak.

Böylesi bir durumun ise, az önce sözünü ettiğim haklı savaş kıstaslarıyla hiçbir alakası yok!

***

AKP hükümeti, savaş gerekçesi olarak, Türkiye’nin güneyinde, Suriye toprakları üzerinde olası bir Kürt devleti kurulması ve IŞİD tehlikesinden söz ediyor.

Zurnanın “zırt” dediği nokta da tam burası!

Söz konusu iki durumun oluşmasında, çeşitli zamanlarda kurulmuş AKP hükümetlerinin büyük sorumlulukları var.

***

Özgür Suriye Ordusu’nun içindeki unsurların giderek IŞİD halini alabileceği öngörülmeden yapılan destekler, sonuçlarını çok acı bir şekilde vermiş durumda.

Bugün eğer, Dünya’nın ve Türkiye’nin önüne dikilmiş eli kanlı bir terör örgütü olan IŞİD’den söz edilebiliyorsa, bunun en önemli nedeni, AKP’nin yanlış politikalarıdır.

AKP hükümeti, ordunun imkanlarını da seferber ederek, tüm dünyanın gözleri önünde, Suriye’nin radikal dinci unsurlarını eğitti, silahlandırdı.

Bunun, gizlenecek-saklanacak hiçbir yanı kalmadı.

Açık kaynaklar bile, durumun böyle olduğunu, inkar edilemeyecek biçimde gözler önüne seriyor.

***

Daha birkaç gün önce gerçekleşen büyük IŞİD saldırısında, öldürülen IŞİD’çinin üzerinden AFAD kartının çıkması, “PKK’lıların üzerinden de TC kimlik kartı çıkıyor” denilerek geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.

***

Evet, Türkiye’nin güneyinde, Suriye’nin kuzeyinde Kürtler, tıpkı Irak örneğinde olduğu gibi, zaman içinde bağımsızlaşacak bir Kürt devleti kurabilirler.

Böylesi bir durum ihtimal dahilindedir.

Ya da IŞİD zaman içinde sınır komşumuz halini alabilir.

Bu da ihtimal dahilindedir.

Bu iki hal de, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışında bir savaşa girmesine haklı sebep teşkil etmez.

Gelecekte tehdit oluşturacaklar diye, bugün bir başka ülkenin toprakları üzerinde tasarrufta bulunmak, en baştan, haksız bir savaşa girmek anlamı taşır.

Bunun vebali ise, bugüne kadar yapılan yanlışlardan bile büyük olur.

***

Kuşkusuz gerek IŞİD gerekse Kuzey Suriye’de kurulma ihtimali olan Kürt devleti üzerine uzun uzun konuşmak tartışmak gerekir.

Türkiye’nin Dışişleri konusunda, eskiden sahip olduğu becerileri neden yitirdiğinin üzerinde de durulmalı.

Bu coğrafyada, neler yapılmasaydı/yapılsaydı, bugün nasıl olurdu diye düşünmek kafa patlatmak, geçmişten dersler çıkartmak önemli.

Mesela sunni, oldukları ve Esad’a karşı savaştıkları için radikal İslamcı guruplar eğitilmeyip silahlandırılmasa, bunun yerine Esad’la anlaşılmaya çalışılsa, acaba Türkiye açısından daha vahim bir tabloyla mı karşı karşıya kalınırdı?

Ya da Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtler’le temas kurarken, Kuzey Irak örneğinden dersler çıkartılarak yaklaşılsa, acaba yanlış mı yoksa doğru mu yapılmış olurdu?

Bu tür soruların cevapları mutlaka aranmalı, sahiden tarafsız araştırma kuruluşları, siyasi iktidarın yandaşı olmayan, ikbali siyasette aramayan bilim insanları tarafından masaya yatırılmalı.

***

Ama bunlardan daha önemlisi, bugün, hemen, derhal savaşa karşı durulmalı!

***

Dedim ya savaşa külliyen karşıyım diye...

Aklı olan herkesin, her türlü savaşa külliyen karşı çıkması gerekir!

***

Dünya pek çok savaş gördü.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bunların en önemlileriydi.

Bu iki savaş arkasında silinmeyecek, derin izler bırakarak sona erdi.

Her ikisi hakkında da hala romanlar yazılıyor, filmler yapılıyor...

Ne büyük etki, değil mi?!

***

Size, eskilerden iki örnek vereceğim:

İlki, Birincisi Birinci Dünya Savaşı ile ilgili:

Dünya mizah edebiyatında sarsılmaz yeri olan Çek yazar Jarasldv Haşek, haklı ününü dev romanı Kahraman Asker Şvayk ile kazandı. Eser, Birinci Dünya Savaşı’nda, yıkılmak üzere olan bir imparatorluğun halkını, onların davranışlarını ince, zaman zaman sert ve alaycı bir dille anlatır.

Haşek bizzat savaşa katılmıştı. Romanında, savaş hakkındaki görüşlerini dile getirir...

Okuyun, savaşın nasıl bir insanlık dramı olduğunu anlayın!

İkinci örneğim ise İkinci Dünya Savaşı’ndan:

Savaş sonrası Alman edebiyatının büyük ustalarından Heinrich Böll, Trenin Tam Saatiydi isimli romanında, izin dönüşü, cepheye gitmekte olan bir erin, yolculuk boyunca duyduğu acı ve nefretle, yaşam tutkusu anlatılır.  Böll bu romanıyla 1972 yılında Nobel edebiyat ödülü aldı.

İnsanlık ve savaşa dair bu romanı da mutlaka okuyun.

Bakalım hala savaştan yana olabilecek misiniz?

***

Sakın “Ama savaşmadan da olmuyor!” demeyin.

Bal gibi olur.

Sorunlar savaş yapılmadan, dünya kadar genç insanın kanı akmadan da çözülebilir.

Sun Tzu boşuna “Savaş sanatında zirve, düşmanı savaşmadan hareketsiz hale getirmektir” demiyor.

***

Ve savaşa dair en önemli söz kuşkusuz Bertrand Russel tarafından söylenmiş olan.

Ünlü düşünce adamı, sözünü bir kelime oyununa başvurarak söylüyor. Diyor ki:

“Savaş kimin haklı (right- bir manası da sağ) olduğunu göstermez, kimin sol olduğunu gösterir...”

Dünya bugüne kadar ne çektiyse, savaşmayı marifet sayan sağcılardan çekti.

Bakın etrafınıza ve geçmişe...

Nerede sağcı bir hükümet varsa, orada savaş var demektir!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS