Ali Sökmen

Seçimler: Türkiye'nin Kitlenmiş Siyaseti

Üniversite öğrencileri arasında yaygın bir şehir efsanesi vardır. Bir profesör sınavda ögrencilerine “Risk nedir?” diye sorar. Sınav boyunca terleyip sayfalarca cevap yazanlar değil, sadece bir öğrenci tam not alır. Kağıdı boştur ve altında şöyle yazar: “Risk budur!”

1 Kasım seçimlerinde Türk toplumu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sınav kağıdına not verecek. Erdoğan, kurucusu olduğu ve üzerindeki hakimiyetini sürdürdüğü AKP’nin 13 yıldır elinde tuttuğu parlamento çoğunluğunu kaybetmesine neden olan Haziran secimlerinden yedi hafta sonra erken seçim ilan ederek bir risk aldı.Kendisi, kararının gerekçesi olarak, yeni seçilen parlamentonun bir hükumet çıkaramamasını gösterdi. Muhalefetin iddiasına göre ise, Erdoğan’ın hedefi,sahip olduğu gücü sürdürebilmek için , AKP’ye tek başına iktidar olacağı bir dönem daha kazandırmak. AKP bunu başaramazsa, Erdoğan sembolik de olsa bir yenilgi almış olacak ve siyasi çekişmeler yüzünden kaybedilen beş ayın sorumluluğunun partideki kıdemli isimler tarafından kendisine yüklenmesi ihtimali artacak.

Aslında, Türkiye’nin kaybedebileceği en değerli şey zaman değil. Son dönemdeki siyasal şiddet dalgasında hayatını kaybeden siviller, güvenlik personeli ve militanların toplam sayısının 700’ü aştığı biliniyor.  PKK ile güvenlik güçleri arasındaki çarpışmalar, bu kayıpların ana nedeni olmakla beraber,  20 Temmuz’daki Suruç intihar bomba eylemi yeni bir şiddet aktörünü öne çıkardı. Bu patlamanın ve 10 Ekim’de Ankara’daki Barış Mitingi öncesi iki intihar bombacısının gerçekleştirdiği Türkiye tarihinin en büyük terör eyleminin(100’den fazla ölü) ISID tarafından planlandığına kesin gözüyle bakılıyor. Bu şiddet dalgasına karşı Türk kamuoyunun tepkileri, Kürtlere ait işyerlerine saldırılmasından, ölenler için yapılan  saygı duruşu sırasındaki protestolara kadar uzandı ve artan sayıda gözlemci tarafından etnik ve ideolojik fay hatlarının kırılma tehlikesi olarak yorumlandı.

Muhalefet partileri, halihazırdaki durumdan Erdoğan’ı sorumlu tutmakta ve seçmenlere , oylarıyla onun ülkeyi bilinçli olarak istikrarsızlaştırma planlarını bozma çağrısında bulunmaktadırlar. Aslında şu anki ortam zaten muhalefetin lehine gözüküyor; ekonomik büyüme yavaşlamakta, terör tırmanmakta  ve Suriye’deki savaş sınırdan içeri taşınmakta. Yakın tarihli bir kamuoyu araştırmasına göre, AKP seçmeninin üçte birinin de dahil olduğu üçte ikilik bir halk çoğunluğu,Türkiye’deki genel durumun kötüleşmekte olduğunu düşünüyor.

Normal şartlarda böyle bir durumun muhalefet açısından büyük bir seçim zaferinin yolunu açması beklense de, Türk kamuoyu AKP ve Erdoğan’ı bozulan istikrarı geri getirebilecek kuvvetli birleştirici aktörler olarak da görebilir.

Şaşırtıcı olan ise, seçim anketlerinin her iki olasılığı da işaret etmemesi. Haziran’dan beri seçmen tercihleri fazla değişmediği için, ne bir AKP çoğunluğu, ne de muhalefetin oluşturacağı bir koalisyon olası gözüküyor.

Kutuplaşmanın bu kadar artmış olması, partileri kimlik politikalarına hapsetti ve seçimleri ideolojik bir nüfus sayımına dönüştürdü. Önümüzdeki seçimlerin Türkiye’yi başladığı noktaya geri döndürmekle kalmayıp, daha önce görülmemiş ölçüde bir siyasi şiddet ortamını da beraberinde getirme olasılığı, herkesi hüsrana sevkedebilir.

Bütün kutuplaşmalara rağmen Türk seçmeni, siyasetin kitlendiği dönemlerde mantıklı davranabilmiştir. 2002 seçimleri, 1990’ların yozlaşmış ve kifayetsiz populistlerini iktidardan alaşağı edip,yeni kurulmuş AKP yönetiminde istikrar ve ekonomik büyümenin yolunu açtıkları bir onyılı başlattı. O dönemde, Erdoğan ve onun genç “yenilikçileri” bir sürprize imza atarak, yerleşik siyasal İslamcı hareketten kopmuşlar ve % 10’luk seçim barajını açık ara geçmişlerdi.

Yaklaşan seçimler seçmene 2002’ye benzer bir değişim fırsatı sunmayacak. Bununla beraber, seçmenlerin, verecekleri oylarla kurulu düzenin partilerine ve liderlerine, kimlik politikaları sonucu ortaya çıkan siyasi kitlenme konusunda sessiz bir uyarı yapmaları da şaşırtıcı olmayacaktır. Bu uyarı dikkate alınmadığı takdirde, bu uyarıyı dinlemeyenlerin bir sonraki ilk fırsatta seçmen tarafından değiştirilmeleri kaçınılmazdır.  Eğer her sınavda tüm öğrenciler birden boş kağıt veriyorsa, sınavları tekrar etmenin da bir anlamı kalmamış demektir.

Kaynak:
http://www.forbes.com/sites/riskmap/2015/10/20/turkish-elections-poised-for-costly-stalemate/

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS