• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 54.810
  • Dolar
  • 1,8425
  • Euro
  • 2,3065
  • Altın
  • 619,17
  • Ankara : 13 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • İzmir : 13 °C
  • Adana : 16 °C
  • Antalya : 15 °C
  • Diyarbakır : 13 °C
ATM’ye dokunan yanıyor
Şırnak' ta çatışma: 1 teğmen şehit !
Başbakan'ı eleştirenler bilimden uzak
Komutana sahip çıktı
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Sınıfsal Kadın Algısı: Sol Ve İslam Arasında Bir Kara Sevda Doğar mı?

Neslihan Yalman

Siyaset otobanının zemini çok kaygandır. Otomobilin gelişmiş bir donanıma sahip olması, şoförün mahareti ya da virajlara hakim olması yolculuğu belirler. Şoför kadar araçta bulunanlar da o yolculuğun niteliğine etki eder. (N.Y)

 

 Kemalizm’le İslami kesimin uzlaşma içine gir(e)memesini takiben, Türkiye’deki temel sorun sınıfsaldır. Dolayısıyla, başı örtme ya da başı açma gibi sunî hamleler, bu sınıfsal uçurumun sorgulanmasını önleyici ve konuyu kapatmaya yönelik meselelerdir.

İkna odaları denilen bayağı yöntemlerden, akıl baliğ olmayan kız çocuklarının başlarının örtülmesine kadar uzayan gereksiz atışmalar, üzerimize yığılacak çığı büyütmektedir.

Başörtüsü takma hakkına sahip olan kadın kadar, başının örtülmesi korkusunu yaşayan ve kendisini ‘Kemalist kimlik içinde’ tanımlayan kadının da hakları gözetilmelidir. Eşitlik, çalışma saatleri ve ücret talepleri gibi sorunların yanında; doğum izinleri, adet (regl) döneminde çalışma koşullarına dayalı olarak yaşanılan zorluklar, sokak tacizleri, ailelerin kız çocuklarını zavallı vajinalardan ibaret görmeleri, eğitimde kadın oranı, tecavüzler ve cinayetler de başörtüsü denli önemli konulardır.

Arabası olmayan, evinin kirasını zor denkleştiren ya da son model ipekli eşarp takamayan temizlikçi başörtülü kadının sigortasız çalıştırılması da, üniversiteye giremeyen genç kızların sorunları kadar önem teşkil etmektedir.    

Kocaları tarafından aldatılan ve çocukları için doğru dürüst nafaka alamayan yahut konfeksiyon atölyelerinde emeklerinin karşılığını göremeyen kadınlar da her Kemalist/elit ve her muhafazakar/elit kadın kadar mağdurdur.

Bunun kıçı başı, gözü kaşı olmaz. Saçların açılması ya da kapatılması, olmadı kafanın kazıtılması yukarıdaki temel sorunları çözmeye yeter mi? Yetmez!.. Çünkü; ezilmişlik kendini şiddeti oranında gösterir.  

Savulun erkekler!.. Biraz da kadınlar konuşsun 

Ne yazık ki, kadın konusu üzerinden genişleyen her türlü krize -başta başbakan olmak üzere- hep erkek siyasetçiler atılmışlardır. Anlayacağınız, kadınlar siyasi ve ontolojik olarak bu tartışmanın gizli özneleri olarak kalmaya devam etmişlerdir.

‘Kadın-lık’ konusunda Türkiye’de kadın milletvekilleri bile ağızlarını doğru dürüst açmamaktadırlar. Ağızlarını açanlar da cenk meydanına çıkarcasına mesnetsiz atışmalarla vakit kaybetmektedirler. Oysa; kadın öznenin siyaset içinde cesurca söz hakkına sahip olması da, bahsettiğimiz diğer sunî gündemler denli önemlidir.   

Son dönemlerde gelişen olaylara bakıldığında, bırakın kadın siyasetçileri erkek siyasetçiler bile olayları hallaç pamuğuna çevirmekte ustalaşmıştırlar. Başbakan ve devlet bakanlarının pek çoğu her zamanki gibi hiddetle ve öngörü edinmeden popüler söylemlerin ardına gizlenmektedirler.

Kılıçdaroğlu’nun da bu krizi alnının akıyla yönetemediği ortaya çıkmıştır. Fakat; bu durum salt onun başarısızlığı olarak görülmemelidir. Mesele, partinin kabuk değiştirmesini önleyen ve ‘gerontokratik’ –hatta, deyim yerindeyse İttihatçı- geleneğin başını çeken Önder Sav’ın statik duruşunda kilitlenmektedir.  

Nüfusun çoğunluğunu gençlerin ve kadınların oluşturduğu bir ortamda, siyaset yaşının 70’lere, 80’lere dayanması ya da eril söylemlerin giderek arttırılması pek akıl kârı değildir. Taze kanın ve dişil dokunuşların gerekliliği apaçık ortadadır.

(Haber 3’te yer alan önceki yazılarımdan birinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun kimi kesimlerin umudu olabileceğinden; iyi bir rota çizerse % 40 civarında oy alabileceğinden bahsetmiştim. Öyle olmasa dahi; umutları yeşertmesi bakımından bu ismin ön plana çıkmasının isabetli bir karar olduğunun da altını çizmiştim. Eğer; fırsat iyi değerlendirilirse, parti yeni soluklarla diriltilebilir.)

Aynı konu Saadet Partisi için de geçerlidir. SP; Türkiye’yi yönetmeye aday bir parti havasında değildir. Aksine, aile şirketi gibi işletilmektedir. Partinin başına -neredeyse 90’ına merdiven dayayan ve başka bir ‘gerontokratik’ geleneğin öncüsü olan-Necmettin Erbakan yeniden getirilmiştir. Üstelik; bu ortamda kadınlar figüran bile olamayacak denli silik rolleri üstlenmişlerdir.  

Partinin, Mehmet Bekaroğlu, Numan Kurtulmuş gibi akademik alt yapılı ve yenilikçi isimleri kaybetmesi de kendi aleyhinedir. Siyasi olarak binilen dalı kesmektir bu tasfiye.

(Haber 3’teki yazılarımdan birinde Mehmet Bekaroğlu üzerine de bir şeyler yazmış; onun ‘İslami sol’ kavramı altında yapmak istediklerinin orijinal gayeleri tetikleyebileceğini belirtmiştim. Eğer; yapmak istediklerini gerçekleştirebilirse, -Mina Urgan’ın bir zamanlar değindiği- dinci ve dindar arasındaki farkı net olarak görebilmemiz de mümkünleşecektir.)

HAS Parti’nin İlk Hamlesi

Numan Kurtulmuş başkanlığında kurulan ‘HAS Parti’ (Halkın Sesi Partisi), silikozis hastası kot kumlama işçileri için mücadele veren ve ‘sosyalist doktor’ olarak da bilinen TBİP’in (Türkiye Birleşik İşçi Partisi) genel başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ı da saflarına katarak önemli bir ilke imza atmıştır.

Kılıçaslan, Çapa Tıp Fakültesi’nde göğüs hastalıkları profesörü olarak görev yapan ve çalıştığı kurumdaki yıpranmaya, haksızlıklara karşı verdiği mücadeleyle tanınan yürekli bir insandır. Hastanelerin acil servislerinde taşeron şirketlerle çalışmak zorunda olan hemşirelerin durumlarına dikkat çeken bu ‘sosyalist doktorun’ ön plana çıkartılması, kendisine HAS Parti’de aktif rol verileceğinin de işaretlerini taşımaktadır.

Bu sebeple, Kılıçaslan partinin söylemini ortaya çıkaran ‘maymuncuk’ isimlerden biridir.

1970’lerin Maoist fraksiyonunun adını da günümüze taşıyan HAS Parti; solda olduğunu iddia edip, birçok değerini şahlandıramamış ve İslam’la gerginlik yaratan bir CHP’den ya da muhafazakar duyarlılıkları olduğunu belirtip, yandaşlarına aşırı tüketim olanakları sağlayan ve tokun halinden anlayamayacak denli kendisinden ötesini görmeyen ‘neoliberal tanımlı’ AKP’den daha etkili siyaset yapabilir.

Yeter ki; İslamiyet’le solun değerlerini birleştirerek, özgürlükler yolunda ve ekonomik kapsamda bir devlet aklı geliştirilebilsin. Doğruluk ve aynı zamanda Allah anlamına gelen ‘Hak(k)’ kelimesinin çoğul yönlerinden türeyen bir toplum düzeni kurulabilsin.  

(Bu noktada, Bilim Ve Ütopya dergisinin ‘Hz. Muhammed’in büyük bir devrimci’ olduğuna dair yaptığı dosya konusu geldi aklıma. Peygamberimizin yaşantısı ve öğretisi incelenirse eşitlik, adalet, vicdan, kardeşlik, barış, demokrasi ve ekonomik bölüşüm misali sol tandanslı birçok kavramın varlığı görmek isteyene görülebilir. Görmek istemeyene doğru olanı bile kabul ettiremezsiniz yazık ki!..)

‘‘Has Parti’nin Che’si’’

Yukarıdaki başlık 3.11.10 tarihli Vatan gazetesine aittir. ‘‘Has Parti’nin Che’si’’ olarak tanımladıkları eski TBİP (Türkiye Birleşik İşçi Partisi) genel başkanı Kılıçaslan’la yapılan söyleşi önemli satır araları içermektedir. Röportajdan aldığım bölümleri aşağıya ekliyorum. Böylelikle, HAS Parti’nin gerçekleştirmek istediği amaçları siz de takip edebilirsiniz.

* Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Numan Bey’in kendisine partiyi şöyle tarif ettiğini belirtmektedir: ‘‘EMPERYALİZME, NEOLİBERAL POLİTİKALARA, VAHŞİ SÖMÜRÜ POLİTİKALARA KARŞI, DİN TEMELİNİ ESAS ALMAYAN, MUHAFAZAKAR OLMAYAN halk partisi...’’

(Büyük harfle yapılan vurgular bana aittir.)

* Ayrıca, Kılıçaslan ‘‘mazluma dini, milliyeti sorulmaz.’’ diye de eklemiştir.

* Nasıl muhalefet yapacakları sorusuna ise, ‘‘…SOSYAL ADALETÇİ, HALKÇI bir çizgideyiz.’’ yanıtını vermiştir.

(Büyük harfle yapılan vurgular bana aittir.)

* Kılıçaslan bu partinin solcu mu, Milli Görüş çizgisinde mi olacağı sorusuna sosyolojik olarak ilginç bir yanıt vermiştir. Bizde bir solcunun cuma namazına gitmesinin garip karşılandığını ve böylesi bir tanımlamayla HALKIN GERÇEKLİĞİNDEN KOPUK bir sol olamayacağını belirtmiştir. Paraguay’da sol cephenin liderliğine bir kardinalin seçildiğini de örnek vermiştir.

(Büyük harfle yapılan vurgular bana aittir.)

* ‘Kendine Müslüman’ AKP iktidarı gibi olmayacaklarını belirten Kılıçaslan, daha çok Latin Amerika’daki sol modellerin örnek alınması gerektiğini de ekleyerek; 80’lerde yasadışı sol dergilere İslam çözümlemeleri yaptığını, solcu ve emekçi kesimi de savunduğunu vurgulamıştır.

Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ın ifadelerinde ‘BÜYÜK HARFLERLE YAPTIĞIM VURGULARA’ dikkat edin lütfen. İktidardaki AKP’nin ve muhalefetteki CHP’nin gerçekleştiremediği bütünlüğü HAS Parti’nin tek bir çatı altında toplamayı amaç edindiğini görebilirsiniz. DİN TEMELLİ OLMAYAN, SOSYAL ADALETÇİ, HALKLA BÜTÜNLEŞEN bir parti modeli sunuyorlar. Umarım; gerçekleştirme şansları olur. Teori pratiğe de uyarlanabilir.

Numan Kurtulmuş’un ‘Milli Görüşü’

SP’den ayrıldıktan sonra, Devrim Sevimay’la 12.11.10 tarihinde yaptığı söyleşisinde ittifakları gruplar üzerinden değil, yeni fikirler ve programlar üzerinden kurmak niyetinde olduğunu belirten Kurtulmuş; devletin mallarını yiyen Karun’un hırsızlığını, Firavun’un zulmeden yasalarını ve insanları manipüle etmeye çalışan Belam’ın dini kullanmasını reddederek; soygunculuğun, tiranlığın ve inanç söylemiyle aldatmanın önüne geçmek istediklerini de ilave ediyor.                      

21.10.10 tarihli Milliyet’in ‘Siyasette Neler Oluyor?’ başlıklı yazı dizisine bakıldığında, o tarihlerde Numan Bey’in Saadet Partisi genel başkanı ve Mehmet Bekaroğlu’nun da bu partinin üyesi olduğu görülüyor. Sarf edilen ifadeler, bu iki ismin neden SP’de barın(dırıl)mak istemediğinin de sinyallerini veriyor. Kopuş süreci yavaş yavaş hissediliyor.

Bu yazıda Kurtulmuş, AKP’nin programında EKONOMİNİN SOSYAL YÖNÜNÜN olmadığını ve İŞSİZLİĞİN ÖNLENMESİ için çalışma yapılmadığını söylüyor. HER MİLLETİN MİLLİ GÖRÜŞÜ olduğunun altını çizerek, ‘KENDİ milli görüşü’ bulunduğunun da mesajını veriyor.  

(Büyük harfle yapılan vurgular bana aittir ve iktidarın siyasi perspektifindeki boşlukları imlemektedir.)  

Bekaroğlu tarzı ‘İslami Sol’

Aynı yazıda -Kılıçaslan'la önceden tanışan ve fikir birliği olan- Mehmet Bekaroğlu da, Saadet Partisi’nin sorunlarından dolayı Numan Kurtulmuş’un güçlü bir kampanya yürütemediğini imleyerek, ayrılma amaçlarının olduğunun sinyalini veriyor. Tabii, satır aralarına büyüteç tutmasını bilenlere…

Milliyet’teki bu yazı dizisinde akademisyen olarak kendisine danışılan ODTÜ Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Dr. Galip Yalman da, AKP’nin muhalifmiş gibi görünen ama hegemonik kodlar içeren, ANTİ-DEVLETÇİ bir yapı kazandığını; bu ‘MUHALİF-HEGEMONİK’ SÖYLEMİN POPÜLİST SİYASET YAPTIĞINI iddia ediyor.

(Büyük harfle yapılan vurgular bana aittir ve AKP’nin iktidar olarak yaptığı temel yanlışların altını çizmektedir.)

Sentez Gerekliliği:

Kurtulmuş ve Bekaroğlu’nun 'milli görüşünün' Saadet Partisi’nin içe kapalı siyasetinden daha dinamik doneler taşıdığı görülüyor. Bu anlamda, kadınların siyasette SP’den ve AKP’den daha aktif olacağı; CHP’nin din sorunsalıyla kurduğu gerilimli ilişkinin de bu yolla aşılabileceği umutları yeşeriyor. (Siyasete genç, dişil ve akademik değneklerin değmesi  tarafımca da temenni ediliyor.)

Kavramların ve devletin içini boşaltan AKP’nin yerine alternatif bir partinin gelmesi gerektiği aşikâr gözüküyor. Fakat, CHP’nin ve MHP’nin hem senelerin verdiği yorgunluktan hem de hantal duruşlarından ötürü siyaseti gerilettikleri de fark ediliyor. (Bakalım, silkinmeleri mümkün olacak mı?)

Türkiye’nin karmaşık yapısını tek boyutluluğa indirgemeden çözümleyebilecek, adaleti getirebilecek ve vicdanları rahatlatabilecek yeni bir oluşumun fitilinin ateşlenmesinin vakti geldi de geçiyor bile. Bu ‘A’ ya da ‘B’ partisi mi olur; bilemeyiz. Lakin, -şimdilik- ufukta HAS Parti’den başka birleştirici bir tutkal görünmüyor. Siyaset otobanının zemini kaygandır dedik ya... Tüm bu sebeplerden ötürü, bu yeni yapılanmanın siyasal kimlik olarak ‘kadın’ algısı da son derece önem kazanıyor. Hadi hayırlısı!..

 

  

Bu yazı toplam 3805 defa okunmuştur
    * Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya 4 yorum yapıldı.
  • kutlama mesajımisafir20 Kasım 2010 Cumartesi 18:15

    geçmiş bayramınızı kutluyorum neslihan hanım. siz seviyesiz yorumlara aldırmayın. siyasette son çırpınışlarıdır bunların.

    BeğendimBeğenmedim
  • Böyle saçma makaleye böyle Tepki!misafir13 Kasım 2010 Cumartesi 17:05

    siz siyasetten ne kadar anlıyorsunuzda oturmuşsunuz bilgisayarın başına klavyeyle ahkam kesiyorsunuz. Görüşlerinizin neredeyse tamamına yakını gerçekle alakası olmayan hayali şeyler. Özellikle SP hakkındaki tespitiniz çok yüzeysel ve acınası. Siz en iyisi mi kim kiminle yatmış kalkmış kimin eli kimin cebinde o türden olaylarla uğraşın. Çünkü kafanız ancak öyle şeylere çalışır.

    BeğendimBeğenmedim
  • Bir Kadın Olarak...misafir13 Kasım 2010 Cumartesi 16:37

    Size katılmamak elde değil. İyiki yazmışsınız. Çok eziliyoruz. Erkeklerin biraz daha akıllı olmaları gerek bence. Bizim de söz hakkımız olmalı. Türkiye'yi kadınlar mermi taşıyarak kurtardı onlarla beraber. Bu unutulmasın.

    BeğendimBeğenmedim
  • ...memoxox13 Kasım 2010 Cumartesi 15:31

    içi boşalmış olan devletin başka şeylerle doldurulmadan bir an önce önlem alınması lazım sirkelen halkım ister has de ister başka bişey ama pas deme çünkü...

    BeğendimBeğenmedim
Yazarın Diğer Yazıları
MANŞETLER
Uluslararası karalama kampanyası yürütülüyorPasaport alacaklar dikkat''Futbolcular çok özel hayvanlardır''Bütün dünya onun hamile kalmasını bekliyorGökçek twitterı yine salladıAcilde para isteyen kapanacakİzmir'de sapık baba dehşetiİsveç'in adayı muhaliflerle görüşünce...Bu polis Twitter'ı salladı !Pazarlıklar sonuç vermedi
FIRSATLAR
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim