Burcu Demir

Siyasetin kortizonu: Sadakat

Hiçbir düşünce sistemi siyaset sahnesinde sonsuza dek hüküm sürmüyor.
Her ideolojinin doğduğu, olgunlaştığı ve tüketildiği dönemler illa ki oluyor.
Bunun yanında kimi kavramlar görüyoruz ki yüzyıllar geçse, yönetenler ile yönetilenler yer değiştirse ve sınırlar hatırlamadığımız kadar çok kez değişse bile varlıklarını sürdürüyorlar...
Sürdürecekler...
Örnek vermek gerekirse; sadakat en başta gelenleri...
Siyasetin eskitemeyeceği, sahnesindeki yerini kimseyle değiştiremeyeceği yegane unsur...
Tarih derslerinde edindiğimiz bilgileri özetle gözden geçirirsek hatırlarız;
nice imparatorlar görmüş bu topraklar...
Ömrünü ağzından çıkana hayır demeyecek kadrolar kurmaya adamış lakin en sadık gözüken yaverinin gafletiyle iktidarları tehlikeye girmiş hükümdarlar...
Nitekim bu tecrübelerden biri gündelik dağarcığımıza sokmuş o meşhur tabiri;
'Sen de mi Brütüs?'
İlginçtir; Brütüs'ler daima sadakatini şüphe duyulmayanlar arasından çıkmış.
Demek oluyor ki; sadakat, yükselmenin yegane kriteri haline geldiğinde; kendisini samimiyetle benimseyenler kadar tiyatrosunu oynayanlar da türemiş.
Aslına bakarsanız; uzun soluklu toplumsal mücadelelerde güven arayışının diğer tüm beklentilerin üzerine çıkması kadar doğal bir şey yok.
Fakat söz konusu arayış, baş edilemez bir takıntıya dönüşür ve politikada varolmanın tek koşulu addedilirse nahoş tecrübelerle yüzleşmek kaçınılmaz oluyor.
Misal; Ak Parti ilk kurulduğu yıllarda siyasete merak alıp teşkilata kaydolanlar arasında şöyle cümlelerin  kulağa çalındığı söylenirdi;
'Ben davaya şu hususta katkıda bulunacağım. Şöyle fikirler bulacağım,böyle projeler geliştireceğim. On yıl sonra ihtiyaç duyulanı şimdiden öngöreceğim vs. vs. vs.'
Bugün -bilhassa Gülen cemaatiyle ortaya çıkan sorunlardan sonra- neler telaffuz ediliyor, dersiniz?
'Bu davanın ardında bir kişi kalsa: o ben olacağım.
Dik duruşumu kanıtlamak adına gerekirse hayatımı ortaya atacağım.
Başbakanım uğruna canımı bile vereceğim; 'savaşıyoruz'desin en önde ben gideceğim vs. vs. vs.'
Kuşkusuz her biri cesur ve güzel cümleler lakin hayat devam ediyor ve aynı kitleye 'yaşarken mensubu olduğun ideoloji için neler yapacaksın?' diye bir soru yöneltildiğinde; eski günlere kıyasla epey değişime uğramış bir yanıt geliyor;
'Büyüklerimiz gerekli fikirleri üretsinler; biz onlara neferlik ederiz.'
Böylesi bir anlayışla, fikir üreten kadronun günden güne daralacağını tahmin etmek zor değil.
Diğer yandan, benzer açmazların muhalefet partileri için de söz konusu olduğunu unutmamakta yarar var.
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin koltuklarından ayrılması gerektiğine inanan lakin bu isteği gerçekleşmezse bir sonraki seçimde listede kendilerine yer bulamamaktan korkup susanların sayısı hayli fazla.
Neticede; siyasi geleneğimizin 'sadakat'ten kastı, mevcut genel başkana kayıtsız şartsız itaatten geçiyor.
Dolayısıyla; siyasi yapıların etkinliği bahsi geçen genel başkanların aktif politik hayatıyla sınırlı kalıyor.
'Kurucusunun anısını anma ve yaşatma derneğine' dönüşen çok sayıda parti biriktirmemiz bu yüzden...
İnanmayanlar, ANAP ve Refah Partisi örneklerini inceleyebilirler.
Yüzyıllardır içinde debelenip durduğumuz bu tablayu kortizon içeren ilaçlarına benzetmenin yanlış sayılmayacağı kanaatindeyim.
Kortizon için ne derler, bilirsiniz; azı yarar, çoğu zarar...
Sadakatin de samimisi yarar, tiyatrosu zarar...
İhanet korkusuyla sığınılan bu limanın açacağı yara; yeri gelir ihanetin sebep olduklarından çok daha fazla kanar!

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS