• İğrenç tuzak karakolda bitti
  • Son ankette MHP'li seçmen sürprizi
  • Osmanlı torunu Nilhan Osmanoğlu'ndan Atatürk çıkışı
  • CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
  • İğrenç olay ! Öğretmen erkek öğrencisiyle otomobilde yakalandı
Burcu Demir

Stratejik derinlik

Ahmet Davutoğlu, 'Stratejik Derinlik' adlı kitabında Soğuk Savaş sonrası Türkiye'nin durumunu detaylıca analiz eder ve der ki; kazanan tarafta yer almanın herhangi bir avantajı olmamıştır. Hatta kaybeden bloğun Orta & Doğu Avrupa'daki ülkeleri hızla gelişen AB süreçleri ve Birlik'ten aldıkları fonlarla ödüllendirilirken, yıllar yılı Batılı küresel güçlerin uzak ve riskli karakolu rolünü sadık biçimde oynayan Türkiye, 90'lar boyunca bir yandan Avrupa'nın kapısında bekletilirken diğer yandan ekonomik krizlerle boğuşan yalnız bir oyuncu pozisyonuna sokulmuştur.

Stratejik Derinlik, üslubu ağır akademik metinler arasında gösterilmesine karşın, Davutoğlu bu kısımda lafını çok dolandırmadan anlatır; Batı bloğu şeklinde tabir ettiğimiz NATO ülkelerine odaklı bir dış politika kurgulamak ve onlara itaat etme uğruna komşularımızla arayı  açmak Türkiye'ye sanıldığı kadar büyük bir yarar sağlamamıştır, sağlamayacaktır. Zaten kitabın bütününde vurgulanan da sadece sınır komşularıyla değil bölgedeki askeri, siyasi ve ekonomik açıdan öne çıkan tüm oyuncularla 'sıfır sorun' hedefleyen diplomatik süreçler inşa edilmesidir ki teori boyutunda kulağa epey hoş gelir.

Ne yazık ki takvimler 2000'leri gösterdiğinde tablo sanıldığı  kadar kolay değişmez. Aslında Davutoğlu, politikayı uzaktan analiz eden ve bulgularını üniversitedeki öğrencilerine aktaran bir profesör olmaktan çok daha fazlasıdır, siyaseti icra eden en tepe makamlardan birine oturur, başbakan olur. Dahası hükümetinin önünde  Soğuk Savaş kadar olmasa da epey zorlayıcı yeni bir imtihan belirir; Arap Baharı.

Ortadoğu'daki tek adam düzenlerine isyan şeklinde başlayan ve ilk aşamada samimi bir demokrasi talebi olarak okunan sürecin Suriye'de mezhep odaklı iç savaşı beraberinde getirmesi ile Türkiye'nin bu gelişmeler karşısında belirlediği strateji hepimizin malumu. Ancak benim konuyla ilgili zihnimde beliren bazı sorular var ki her birini Davutoğlu'nun geçmişteki cümleleriyle bağdaştırarak sıralamak en doğrusu diye düşünüyorum;

-Yukarıda da belirttiğim gibi masum demokrasi talepleri, terör örgütlerinin ve mezhepsel çatışmaların yuvalandığı bir iç savaşa dönüşmüşken Arap Baharına yönelik ilk günkü politikayı esnetmeksizin sürdürmek ve anti-Esadçı söylemler uğruna önemli bir ticari partner olan Rusya'yla arayı açmak gerekli ve doğru mudur?

- Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından, Suriye'de Türkiye'nin müttefiki konumunda olan NATO ülkelerinin, konuyu Türkiye ve Rusya'nın ikili meselesi şeklinde yorumlaması, Soğuk Savaş sonrası yalnızlaşmanın daha küçük çaplı bir tekerrürü değil midir?

-Güncel verilere bakılacak olursa, Rusya ile Türkiye arasındaki dış ticaret hacmi 2014 sonunda 31,2 milyar dolara yükselmiş, Türkiye'nin geçen yıl 157,6 milyar dolar tutarındaki toplam ihracatının 5,9 milyar dolarlık kısmı Rusya'ya yapılmıştır. Rusya, Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ilk on ülke arasındaki yerini korurken, Türkiye'nin ithalatında beş yıldır ilk sırada Rusya yer alır. Dolayısıyla, devam eden ticari faaliyetlerin bir kısmı dahi sekteye uğrasa söz konusu durum, ekonomik parametrelere ciddi rakamlarla yansıyacak, böylelikle 13 yıldır, ekonomik istikrar vaadiyle iktidarda oturan Ak Parti kendi söylemiyle ters düşmeyecek midir?

Öte yandan, biliyorum ki iktidar kanadının Suriye politikasını eleştirenlere verdiği cevaplar kolaylıkla değişmez; aynı Stratejik Derinlik'te Osmanlı mirasının Türkiye Cumhuriyeti'nin omuzlarına yüklediği sorumluluklar da anlatılmıştır, bu nedenle komşu bölgelerdeki çatışmalara kayıtsız kalınmayacaktır, son olarak mali krizle boğuşan Rusya da ikili ilişkilere son vermeyecek ya da halk arasındaki deyimiyle 'nasıl olsa kıymayacaktır.'

Bana sorarsanız, yakın çevredeki ülkelere abilik etmenin ya da çatışmalara dahil olmanın, Türkiye'nin bağışıklık sistemine zarar vermeden yapıldığı müddetçe ciddi bir maharet olduğuna inanır, Rusya'nın ikili ilişkiler dahilinde ne yapıp yapmayacağını öngören falcı-yorumculara da eski bir atasözünü hatırlatarak 'Sen işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına!' demeyi daima tercih ederim. Başka bir deyişle, günümüz dış politikasının 'stratejik derinliğini' ancak bu cümleyle özetleyebileceğimi düşünürüm.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS