Serdar Durat

Türk Deniz Kuvvetlerinde Yıldız Kayıpları

Değerli düşünür dostlarım,
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde iki Oramiral kadrosu ve görev yeri bulunmaktadır. Bunlardan biri Kuvvet Komutanlığı diğeri ise Donanma Komutanlığı makamlarıdır. YAŞ kararları ile ve köklü teamüller gereği ; görev süresi dolan- emekliye ayrılan kuvvet komutanının yerine Donanma Komutanı atanır. Donanma Komutanının yerine ise oramiralliğe terfi eden bir koramiral getirilir.

Kamuoyunda Ergenekon ve Balyoz davaları olarak bilinen ve kısaca ‘’darbeye teşebbüs’’-‘’ Terör örgütü kurmak-elemanı olmak-işbirliği yapmak’’ şeklinde yöneltilen ve toplumun çok geniş bir kesiminde akıllara - gönüllere sığmayan suçlamalar nedeniyle tutuklu olarak yargılanan muvazzaf Amirallerin ve muhtelif rütbelerdeki subayların Türk Deniz Kuvvetlerinin komuta kontrol yapısında gerek nicelik ve gerekse nitelik açısından çok ciddi sıkıntılar yarattığı, Kuvveti zaafiyet / kriz eşiğine
getirdiği bilinmektedir. Teşkilat yapısındaki kadro görevlerinin çoğu alt-ast rütbeler ile vekaleten atama yolu ile yürütülmektedir.Tabiri caizse yaralarını sarmaya- moralman ayakta kalmaya çalışırken İzmir bölgesinde patlak veren ‘’Fuhuş ve casusluk’’ davası kapsamında tutuklanan mensupları nedeniyle Türk Deniz Kuvvetleri çok ağır bir yeni darbe daha almıştır. İşte tam da bu esnada Donanma Komutanı Oramiral Nüsret Güner’in istifa haberi manşetlere düşmüştür. Sn.Güner’in böylesine bir ortamda eli kolu bağlı olarak makamında oturmayı içine sindiremediği, onur mücadelesi ve vicdan muhasebesi neticesinde bu kararı verdiği açıklanmıştır. Basında yer
alan haberlere göre Ora. Güner’in bundan 5 ay kadar önce de bu iradesini ortaya koyduğu ancak gerek Dz.K.K ve gerekse Başbakan ile görüşmesi neticesinde ikna edilmeye çalışıldığı ve bir şeyler düzelir umudu ile istifasını ertelediği/geri aldığı anlaşılmaktadır. Malesef geçen süre zarfında herhangi bir olumlu gelişme yaşanmadığı için Ora.Güner, bir kaç ay sonra Kuvvet Komutanı olması kesin iken görevinden ve TSK den istifa etmiştir.

Sevgili Okurlar, Donanma Komutanlığı makamı yaklaşık 40 yıllık mesleki birikim, belgelenmiş deneyim, çok üstün liyakat, engin vizyon ve sınırsız bir memleket sevdası gerektiren kritik-hayati önemi haiz bir görev yeridir. Türk Deniz kuvvetlerinin hemen tüm muharip unsurlarını bünyesinde barındıran ve savaş halinde bu unsurları fiilen denizden sevk ve idare edecek olan komutandır. Ha deyince, kolayca ikame edilebilecek, yeri doldurulabilecek bir makam değildir. Sn.Güner’in istifası ile boşalan bu makam gayet tabidir ki boş kalmayacaktır ama dengelerin bozulacağı kesindir.
Bu dengeler ki uzun yılların tecrübeleri ile yerleşmiş kurallardan beslenmektedir.

Görev süreleri, rütbe ve yaş haddi ilişkileri, terfi esasları-şartları gibi kurumsal prensiplere dayanan değer yargılarını yeniden ve biraz da zorlama bir şekilde tanımlamak gerekecektir. Kamuoyunda farklı yorumlara neden olan bu istifa bireysel bir tasarruf gibi görünse de aslında yaşanan hukuk erozyonu ve etik değerlerimizin yitip gitmesine karşı kurumsal bir itirazı ve sessiz çığlığı simgelemektedir kanaatindeyim.

Nitekim zaten kılıç sırtında olan moral seviyesi bu son istifa ile hepten düşmüş ve gelecekte bu görevleri devralmaya aday genç subayların ideallerini, azim ve iradelerini, güven duygularını derinden sarsmıştır. Değerli düşünürler, Ora.Güner için keşke istifa etmeseydi, mücadeleden
vazgeçmeseydi diyenlerin gözardı ettikleri-bilmedikleri bir husus var. Türk Deniz subayları şovalye ruhu ile yetişirler, savaşta dahi insani ve etik değerlere bağlıdırlar. Örneğin su üstü muharebesi neticesinde ağır hasar alarak yanmaya başlayan - yaralı - batmak üzere olan bir düşman savaş gemisinden denize atlayan/düşen denizcileri o andan itibaren düşman değil meslektaş olarak görürler ve her türlü imkanı kullanarak onları kurtarmaya çalışırlar. Mertçe ve yiğitce olduğu sürece her türlü mücadeleye hazırdırlar, en ağır tabiat şartlarına ve en güçlü düşmana göğüs gerebilecek yüreğe de bileğe de sahiptirler. Olağanüstü zor şartlara direnebilecek fiziki ve fikri mukavemetleri vardır. Ancak kalleşçe,ahlaksızca ve belden aşağı vuran pusu taktikleri ile savaşmayı asla kendilerine yakıştırmazlar. İşte Ora.Güner tam da bu yüzden istifa etmiştir. Dini inançlarımızın, sosyo kültürel değerlerimizin ve geleneklerimizin gereği, hepimizin özel hayatında başkalarının bilmesini-görmesini istemediğimiz mahremlerimiz-mukaddeslerimiz vardır. Ailevi özel hayatımızı afişe etmek istemeyiz. Eğer yasa dışı ve ahlaka mugayir yollarla insanların mahremleri-
mukaddesleri ele geçirilip şantaj unsuru olarak kullanılıyorsa kanımca en büyük tepkiyi ve cezai müeyyideyi kurbanların değil bu tertipçilerin görmesi gerekmektedir.

Değerli düşünürler, lütfen artık silkinelim ve ‘’bana değmeyen yılan bin yaşasın’’ şeklindeki duyarsızlık-sorumsuzluk halinden acilen çıkalım. Adeta sindirilmiş- uyuşturulmuş kollektif zihin ve ruh halinden ivedilikle sıyrılıp evrensel hukuk değerleri doğrultusunda bu tarz iğrenç komploları kuranların layik oldukları şekilde yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını ısrarla talep edelim. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi ölümden öte köy olmadığını da unutmayalım.

Başbakan Erdoğan’da Türkiye’nin milli menfaatleri ve bekası bakımlarından bu sürecin artık zarar vermeye başladığını kabul etmek zorunda kalmıştır. İki gün önce bir tv kanalında canlı yayında gazetecilerin sorularına verdiği cevaplar kapsamında ilk kez bu kadar net bir şekilde yargı sistemini eleştirmiş ve yüzlerce TSK personelinin tutuklu olarak yargılandıkları davaların bir an önce sonuçlandırılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu konjonktürün Türk ordusunda moral çöküntüsüne neden olduğunu ve dolayısı ile terörle mücadeleyi olumsuz yönde etkileyeceğini beyan eden Başbakan, özellikle kahraman Türk ordusunun başkomutanlık görevini yapmış olan eski Genel Kurmay Başkanı E. Org.İlker Başbuğ’un terör örgütü üyesi olmakla suçlanarak tutuklu
yargılanmasının uygun olmadığını dile getirmiştir. Yargıyı yönetmek gibi bir amacının bulunmadığını belirten Başbakan, eğer iddia edilen suçların sabit görüleceği kesin deliller mevcut ise yargı sürecini uzatmadan cezaların kesinleşmesinin aksi takdirde se tutuksuz yargılama ve akabinde beraat kararı verilmesinin gerektiği mealinde sözler sarf etmiştir.

Bu yaklaşım nasıl bir etki yaratır bilinmez ancak sayın Erdoğan, samimiyetininin toplumun tüm kesimlerince kabul görmesini istiyorsa konunun takipçisi olmak ve bu uslubunu muhafaza etmek zorundadır. Özellikle yasa dışı dinleme ve görüntüleme konusunun kararlı bir şekilde üzerine gitmeli,kendisinin bile ofisindeki gizli böcek vasıtası ile dinlendiğini ileri sürüp mağdur konumuna geçmek yerine bu kanunsuzluğu önleyebilmek adına devletin tüm imkanlarını seferber etmelidir.

Netice olarak belirtmek isterim ki ; Bu denli yıpratılan, moral anlamında adeta kolu kanadı kırılmış bir ordunun hiç bir kişiye ve kuruma faydası olmaz. Siyaseten etkisizleştirmek,ulusal prestijini ve güvenilirliğini azaltmak,nüfuz alanını daraltmak isterken en temel görevlerini layiki ile yerine getiremeyecek kadar yıpratılan- güçsüzleştirilen bir ordu normal şartlar altında hiç bir ülkenin başbakanının arzu edeceği bir durum değildir. Zira özellikle dış politikada arkasında caydırıcı bir askeri güç olmayan hiç bir siyasi liderin sözleri ciddiye alınmaz.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

28.01.2013

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS