• CHP'den sürpriz referandum iddiası
  • ORC'nin son referandum anketi
  • Halkbank Genel Müdür Yardımcısı tutuklandı
  • Erdoğan ''Hayır'' çadırında neler konuştu ?
  • FETÖ durmuyor ! Gizli toplantıda kıskıvrak yakalandılar
Serdar Durat

Türkiye'nin Güven Sorunu

Değerli düşünür dostlarım,

Malumlarınız olduğu üzere sorun stokları açısından epeyce zengin bir ülkeyiz ve maddi-manevi ulusal enerjimizin çok önemli bir kısmını mevcut sorunlarımıza çözüm bulmak için tüketiyoruz. Öte yandan sürekli yeni sorunlar üretmekte de bir hayli mahir olduğumuz söylenebilir.

Bu yazıda, elle tutulamasa da, çıplak gözle görülemese de sosyal hayatımızı derinden ve doğrudan etkileyen Güven sorunumuza değinmek istedim.

Güvenmek/güven duymak/kendini güvende hissetmek, gerek bireysel ve gerekse toplumsal manada mutlu ve huzurlu yaşam için önemli bir ihtiyaçtır.Eko sistemde çevre analizi yapıldığında güven duygusunu etkileyen çok çeşitli tehditlerin her zaman var olduğu görülür.

Paranoya seviyesinde aşırı şüphecilikten uzak kalmaya çalışarak ama kadercilik yanılgısına da düşmeden bahsekonu bu tehditlere karşı daima müteyakkız olmak kaçınılmazdır.

Güvensizlik beşeri,kurumsal ve/veya uluslar arası ilişkileri de olumsuz yönde etkileyen bir algıdır. En küçük topluluklardan milletlere kadar insanları gönüllü olarak bir arada ayni sistemin ortak paydaşları gibi yaşamaya teşvik eden en değerli disiplin  Güven dir.

Değerli düşünürler, hiç bir ön kabül ve ön yargı olmaksızın sadece objektif biçimde yaşadığımız dönemi dikkate alırsak ; ülkemizde ne insanların ve ne de kurumların birbirlerine güvendiklerini söyleyebilmenin kolay olmadığı kanısındayım.

Ayrıca devletin vatandaşına,vatandaşın da devletine pek güvendiğini düşünmüyorum.

Samimiyet,dürüstlük,insan hakları, birbirimizin hak ve hürriyetlerine/kimliklerine/inançlarına saygı, ulusal zenginliklerimizi/varlıklarımızı adil biçimde paylaşma,yardımlaşma ve sosyal dayanışma gibi değerlerimizin erozyona uğradığı yadsınamayacak kadar bariz bir şekilde gözler önündedir.

Güven duygusunun bulunmadığı ortamlarda sağlıklı ilişkilerden bahsetmek mümkün olamaz kanaatindeyim.

Bu düşüncelerimi örneklerle açmak gerekirse aşağıda belirtilen konularda ki gerçeklik yeterli olacaktır sanırım.

Yasalarımız çoğunlukla bireyi/vatandaşı değil sistemi/devleti merkeze koyan ve insanlara potansiyel suçlu gözü ile bakan anlayışlarla hazırlanmıştır.

Öğretmen öğrenci ilişkilerinde; uyguladığımız sınav şekli ile kendi  gençlerimize/evlatlarımıza daha en baştan ben sana güvenmiyorum sen her an kopya çekebilirsin muamalesi yapmıyormuyuz ?

Mobese ler dahil tüm güvenlik kameraları ; kısmen caydırıcılık amacı güdülse de genel anlamda kimsenin kimseye güvenmediğinin, insanları potansiyel hırsız/anarşist/saldırgan olarak gördüğümüz yaklaşımının bir sonucu değilmidir ?

Şehir içi gece trafik kontrolunda polisin, alkol seviyesini ölçen aleti şöförlere üfletme heves ve gayreti, daha en başından o şöföre güvenmemek ve otomatikman potansiyel sarhoş muamalesi yapmak olmuyor mu ?

Kırmızı ışık yansa bile yoldaki araçların tam olarak durduğunu görmeden yaya geçitlerinden karşıdan karşıya geçmeye başlamamak alışkanlığımız şöförlerin trafik kurallarına saygılı olduklarına güvenmediğimiz anlamına gelmiyor mu ?

Gazetelerimizde yer alan tekzip içerikli haberlerin yoğunluğu haber kaynaklarının güvenilirlik derecesini ve/veya haberi yayınlayanların tarafsız/dürüst yayın politikalarının yeterince güvenilemez olduğunun emaresi değil midir ?

Ülkemizden AİHM ne yapılan başvuruların sayısı ulusal yargıya güvenimize dair mesaj vermiyor mu ?

Delilleri karartma ve kaçma ihtimali olduğu değerlendirilerek henüz suçluluğu sabitleşmemiş olan sadece şüpheli statüsündeki insanların tutuklu olarak yargılanmaları ve uzun tutukluluk sürelerinin adeta infaza dönüşmesi de bir başka trajedik güvensizlik örneği değilmidir ?

Kurumlar arasındaki nüfuz mücadelesi otoriteyi paylaşmak istemediklerinin ve birbirlerine güvenmediklerinin çok somut bir göstergesi değilmidir ?

İş adamlarımızın yatırımlarını ticari kaygılarla yurt dışına yapmaları ülkenin ekonomik istikrarına güvenmedikleri anlamına gelmiyor mu ?

Maliye müfettişleri iş adamlarımızı potansiyel vergi kaçıran olarak görmüyorlar mı ?

Sevgili düşünürler, IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm raporunda 2012 yılına ilişkin yapılan projeksiyonlarda Türkiye için öngördüğü bazı tahminler ;

Büyüme % 2,2- İşssizlik % 11-Kamu borç yükü %38- Cari açık % 7.4 olarak belirtilmiş. Bu tahminler doğrultusunda yabancı sermayenin nasıl güven duymasını ve ülkemizde büyük yatırımlar yapmasını bekleyebiliriz. Türkiye’nin geçmiş eğilimleri büyümenin düştüğü aşamada cari açığın da ayni süratle düştüğünü göstermektedir.

Bu sicilimiz yabancı yatırımcılar tarafından da çok iyi bilinmektedir.

Özelleştirme projeleri genellikle arazi ve emtia cinsi milli varlıklarımızın yabancı sermayedarlara satılmasına yöneliktir. Üretim ve istihdamı besleyebilecek, olumlu yabancı yatırımları çekebilecek özelleştirme politikalarının geliştirilmesi ve ekonomik sicilimizin daha güven verici şekilde düzeltilmesi zarureti vardır.

Netice olarak ; eğer daha mutlu ve müreffeh bir toplum olmak istiyorsak her şeyden önce biribirimize güvenmek zorundayız ve birbirimizin güvenini hak etmek için çaba sarf etmeliyiz inancındayım. Mutlaka başlangıçta bir miktar istismarlar ve arızi durumlar olacaktır ancak bu istisnalar kaideyi bozamayacaktır. Kaide ise ‘’Türkiye’de Vatandaşlar ve kurumlar birbirlerinin ahlak ve sorumluluk anlayışlarına güvenirler’’ olmalıdır. Kimbilir belki bu kaide yeni anayasaya bile yazılabilir ne dersiniz ?

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS