Burcu Demir

Türkiye'de basın özgürlüğü

Türkiye'de gazetecilerin ifade özgürlüğünü hedef alan birçok kısıtlamayla karşı karşıya kaldığımız yadsınamaz. Fakat söz konusu gidişatin yegane kaynağı mevcut hükümetmiş ve siyasi otorite değiştiği takdirde her sorun çözülecekmiş gibi algılanıyor ki bunun haklı bir tespite karşılık geldiğini söylemek çok zor. Zira konuyla ilgili yaşanan sıkıntıları üç farklı başlık altında değerlendirmek daha gerçekçi ve doğru olur;

SİYASİ BASKI: Oyunu arttıran siyasi iktidarın muhalif fikirleri kontrol altına alma refleksi, sadece Türkiye'de değil dünyanın birçok bölgesinde sıklıkla ortaya çıkan bir tutum. İşlerine son verilen köşe yazarları, söz konusu eğilimin Türkiye'deki yansımalarının en somut örneklerini oluşturuyorlar, malumumuz. Ne var ki; bahsi geçen sorun iktidarın el değiştirmesiyle çözüme kavuşacak mı? sorusunun zihinleri en çok kurcalayan kısım haline geldiği de bir o kadar gerçek. Bugün ifade özgürlüğüne dair problem yaşadığımızdan bahsetmemize rağmen yegane gayesi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı itibarsızlaştırmak olan gazete ve kanalların uzun süredir yayın hayatına devam ettiklerine, dahası hedef kitlelerini başarıyla arttırdıklarına şahit oluyoruz. Şüphesiz ana muhalefetin asr-ı saadet addettiği tek parti döneminde  İnönü'yü benzer şekilde hedef alan yayınlar çıksa; ömürleri bugünkü muhalif gazeteler kadar bile olmazdı. Neticede, gazetecilerin ifade özgürlüğüne yönelik siyasi kaynaklı sıkıntılar -tıpkı yolsuzluk gibi- bir partiden diğerine oy vermekle kurtulacağımız konular arasında yer almıyor! Şöyle ki iktidar koltuğuna yeni bir isim oturduğunda, baskı gören taraflar yer değiştiriyor ve biz bunu çözüm sanarak mutlu olmaya çabalamakla yetiniyoruz.

MAHALLE BASKISI: Son yıllarda yüzleştiğimiz kutuplaşmayla birlikte yaşamımıza giren bu ifade sosyal yaşam kadar medya sektörünü de etkiliyor. Ak Parti'nin güçlü olduğu bölge ve medya gruplarında muhalif söylemleri dillendirmek ne denli güç ise iktidar karşıtlığıyla övünen semt  ve yayınlarda Ak Parti'nin haklılığını işaret etmek te o denli sıkıntılı süreçleri beraberinde getiriyor.

EDİTÖRYEL BASKI: Yaşadığımız yüzyılı yayıncılık açısından diğer dönemlerden farklı kılan başlıca unsur; artık neredeyse tüm gazete sahiplerinin gazeteciler değil holding patronları olması. Haliyle, bahsi geçen patronların hem siyasi iktidarla hem de diğer küresel şirketlerle kurdukları ilişkiler yayın politikasında  en belirleyici rolü oynuyor. Holdingin gazete dışındaki ticari ürünlerinin mevcut hedef kitlelerine yönelik haber ve yazılar her daim ön plana çıkıyor. Böylelikle, gazeteciler fikir üretme gayesini rafa kaldırıp mensubu oldukları grubun ilke ve hedeflerini pazarlama işini üstlenmiş memurlara dönüşüyorlar.

Sonuçta; basın özgürlüğüne dair umutlu bir bakış açısına sahip olduğumu söylemem mümkün değil. Buna rağmen, böyle bir yazı kaleme almamın nedeni sorunun çerçevesini doğru tanımlamak ve konuyla ilgili sıkıntı yaşayan tüm meslektaşları anmak. Orhan Pamuk'un dediği gibi; dünyanın herhangi bir bölgesinde ifade özgürlüğü kısıtlanmış yazarlar olduğunu bildiği müddetçe; diğer hiçbir ülkedeki kalem, vicdan rahatlığıyla hareket etmeyecektir!

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS