Serdar Durat

Türkiye’nin Geleceğine Yön Veren Kadınlarımız

Değerli düşünür dostlarım,

Bir ülkenin milli güç unsurları değerlendirilirken demografik yapısı çok büyük önem arz etmektedir. Demografik zenginlik, belli bir coğrafyada bir arada yaşayan insanların sayısı ile salt nicelik açısından ölçülemez ayni zamanda bu nüfusu oluşturan insanların yaş dağılımına,ürettikleri değerlere, sağladıkları katkılara bakılır.

Bir başka deyişle nitelikli nüfus denilen eğitimli,yaratıcı,katılımcı,araştıran, düşünebilen,sorgulayabilen ve muhakeme edebilen,çağdaş teknolojileri en azından kullanabilen/mümkünse üretebilen, gerek sosyolojik ve gerekse ekonomik anlamda küresel gerçekleri doğru okuyabilen yetişmiş insan sayısıdır asıl olan.

Polemiklere ve demogojiye meydan vermemek adına eğitimsiz ve/veya düşük eğitimli vatandaşlarımıza saygımı ve yurttaşlık bazında bu toprakların hür ve eşit haklara sahip paydaşları olduğumuza dair inancımı belirtmek isterim. Hayatın her kese ayni fırsatları sunmadığına inanırım. Konumuz bu değil tabi ki.

Sevgili okurlar, nitelikli nüfus yaratmanın biyolojik girişimlerin! çok ötesinde maddi ve manevi maliyeti vardır. Her şeyden önce zaman,emek, fikri ve fiziki yorgunluklara karşı mukavemet/dirayet gibi manevi olanların yanısıra çok ciddi oranlarda maddi kaynakların temini ve tüketimi gerekir. Nüfus artışı ile kalkınma hızları birbirleri ile ters orantılıdır. Dünyada hiç bir ülke yoktur ki bir yandan çok yüksek bir nüfus artış hızına öte yandan yükselen bir refah seviyesine sahip olsun.

Değerli düşünürler şimdi bu bilimsel gerçeklerin ışığı altında Türkiye’de doğurganlık oranlarının durumunu açıklayan bilimsel rapora bir göz atalım. 2011 yılı itibarı ile Türkiye’de doğurganlık oranı ortalama % 2.02 olarak tespit edilmiş olup bunun uzun vadede ülke nüfusunun önce yaşlanması ve bilahare azalması anlamına geldiği belirtilmiştir. Bu oran artmadığı sürece Türkiye’nin asla yüz milyon nüfuslu bir ülke olamayacağı, en fazla 90 milyon civarında nüfusumuzun dengeleneceği düşünülmektedir. Bölgelere göre doğurganlık oranı değerlendirildiğinde en düşük oranın kadın başına ortalama 1.50 ile Marmara ve Ege bölgesinde olduğu, en yüksek oranın ise kadın başına ortalama 4.50 ile güneydoğu bölgesinde olduğu tespit edilmiş. İç ve orta anadoluda nüfusun sabite yakın, Karadeniz-Marmara- Ege ve batı Akdeniz sahil bölgelerinde süratle azalma ve doğu-güneydoğu Anadoluda ise artış eğiliminde olduğu görülmüştür. Ayrıca en yaygın olan doğurma yaşının Türkiye genelinde % 29 ile ortalama 28 yaş olduğu anlaşılmıştır. Gayet tabidir ki bu istatistik tespit bölgelere göre sapmalar göstermekte olup kırsal kesimde doğurma yaşı 13-15 aralığına kadar inebilmektedir.

Bu kapsamda bakıldığında; okur yazar,meslek ve iş sahibi, mal-hizmet üretimine katılan insan sayımızın en düşük olduğu,etnisite ve terör sorunlarımızın ise en yoğun olduğu bölgelerde en yüksek oranlı nüfus artış hızının belirlenmesinin milli bütünlüğümüz,ulusça kalkınmamız ve çağdaş uygarlık düzeyine erişmemiz açısından dikkatle düşünülmesi,hatta kaygı duyulması gereken bir sosyolojik zaaf olduğu kanaatindeyim.

Netice olarak değerli düşünürler, doğurduğu çocukların nitelikli nüfusa katılıp katılamayacağına dair bir kaygısı-derdi olmayan kırsal kökenli kadınlarımız çok çocuk sahibi olmaktan çekinmezken, eğitimli-kentli kadınlarımız gerçekten iyi bakabileceklerine,layiki ile yetiştirebileceklerine inandıkları kadar çocuk sahibi olmayı tercih etmektedirler. Hangi sosyal sınıftan,etnik tabandan ve coğrafyadan olurlarsa olsunlar tüm anneler kutsaldır,saygıdeğerdir ve elleri öpülesidir .

Ancak bu günün ekonomik gerçekleri dikkate alındığında doğan bir bebeğin ileride ülkemizin nitelikli nüfusuna katılabilecek özelliklere ve yeteneklere sahip olabilmesi için ortalama 21 yıl gibi uzun bir zamana yayılan maddi ve manevi manada ebeveyn ve devlet desteğine ihtiyaç vardır.

Başbakan Erdoğan’ın en az üç çocuk tavsiyesini bu çocukların yetişmesi için gerekli kaynakları ve teminatları da açıklayarak genişletmesinde yarar var, aksi takdirde belki nicelik yönünden nüfusumuz artabilir ama nitelikli nüfusumuzu besleyecek ve tabiatı ile Türkiye’nin geleceğine yön verecek olan,doğurganlık yaşındaki modern eğitimli kadınlarımızı ikna edebilmesi pek mümkün görülmüyor. Gerek sn. Başbakanın ve gerekse siyasi parti liderlerinin stratejistlerinin ve kurmaylarının yukarıda bazı alıntılar yaptığım raporu titizlikle incelemelerini ve sonuçları doğru okuyarak politikalarını gözden geçirmelerini dilerim. Zira mevcut durum, demografik dengelerin terör ve etnisite çatışmaları leyhine değişmesine gebe gibi sanki..

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS