• Erdoğan'dan sürpriz AB çıkışı
  • Terör örgütü İsviçre'de Erdoğan'ı hedef gösterdi
  • Merkel'i zorlayan Erdoğan sorusu
  • Bulgaristan, Milletvekili Aziz Babuşçu’ya ’giriş yasağı’ koydu
  • Yunanistan adalardaki sivillere silah eğitimine başladı
Ali Sökmen

Türkiye'nin Tatsız Yazı

AKP lideri Davutoğlu ile MHP lideri Bahçeli arasındaki koalisyon görüşmelerinin son serisinin 17 Ağustos’ta başarısızlıkla sonuçlanması ile, Türkiye’nin sancılarına geçtiğimiz hafta da bir derman bulunamadı. Ertesi gün Davutoğlu, kendisine verilen hükumeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a resmen iade etti. Cumhurbaşkanı da, görevi, en çok milletvekili olan ikinci parti CHP’ye vermeyerek, Anayasanın hükumet kurulması için tanıdığı sürenin dolmasına beş gün kala, erken seçim ilan etti.

                Aslında Erdoğan, Haziran ayındaki seçimin AKP’nin parlamentoda uzun yıllardır elinde tuttuğu çoğunluğu kaybetmesine mal olmasından beri, şansını tekrar denemek konusundaki eğilimini hiç saklamadı. Davutoğlu’nun bir koalisyona sıcak baktığı tezi bazı çevrelerde dillendirilmiş olsa da, sonunda Erdoğan’ın dediğinin olması kimseyi şaşırtmamış görünüyor. Erken seçime kadar kalıcı bir hükumetin kurulamaması ve seçim sonrası için akıllardaki soru işaretleri, ekonomik ve siyasi belirsizliği tırmandırmakta. Buna ek olarak, hızla artan güvenlik sorunları durumu daha da karışık bir hale dönüştürerek, yerli ve yabancı yatırımcıların rahatsızlığını arttırmakta.

                Anayasaya göre, partiler bir hükumet oluşturamadıkları takdirde, seçime kadar  parlamentodaki temsil oranlarına göre bakanlıkların partilere dağıtılacağı geçici bir kabine kurulur. Erdoğan’ın tercihi, bu  dönemde MHP’nin doğrudan veya dolaylı olarak destekleyeceği bir AKP azınlık hükumeti ile seçime gitmek yönündeydi. Azınlık hükumeti isteğinin nedenlerinden biri, AKP yönetimindeki bakanlıklara ait hassas bilgilerin,geçici hükumet kurulması ile birlikte muhalefetin eline geçmesini önlemek olarak gözüküyor. MHP’nin, bu konuda AKP tarafından gelen önerilerin önüne set çekmesi, Erdoğan’ın istek ve planlarının önünde bir engel oluşturuyor.

                Haziran’dan beri süregelen seçim sonrası dönemden çıkarılacak derslerden biri, Erdoğan’ın AKP üzerindeki etkisinin hala sürmekte olduğu gerçeğidir. Geçen yaz Başbakanlıktan Cumhurbaşkanlığı makamına geçerken amacı makamının gücünü arttırmak olan Erdoğan, bu yaz yapılan seçimler sonucunda, anayasal değişikliklerle başkanlık sistemine geçme planlarını uygulayamadı, fakat bu planlarını değişen şartlara uydurmakta da gecikmedi. Bir parti lideri gibi davranarak, derhal muhalefet ilekonuşmaya ve zaman kazanarak hükumetin kurulmasını geciktirmeye yöneldi, aynı zamanda muhalefetin bir araya gelmesini de engelledi.

                Öte yandan, erken seçimin Erdoğan’ın eski partisine parlamentoda hükumeti tek başına kuarcak çoğunluğu getireceği konusunda yoğun tereddütler var.  İki seçim arasındaki kısa süre, seçmen tercihlerinde önemli kaymalar olması ihtimalini düşük tutuyor. İkinci kez bir AKP çoğunluğunun sağlanamaması durumunda, Erdoğan’ın parti içindeki prestiji sarsılabilir. Bir başka seçenek olarak da, Erdoğan’ın tekrar eski görevi olan Başbakanlığa dönme olasılığı böyle bir durumda tekrar gündeme gelebilir.

               Siyasetteki kitlenmenin yanı sıra, ülkede(ve bölgede) artmakta olan şiddet, istikrara yönelik gayretlerin önüne set çekecek gibi görünüyor. Güvenlik risklerinde üç ana boyut mevcut. Birincisi, devlet ile PKK arasındaki mücadele, açık bir savaşa doğru evrilmekte olup, her iki tarafın da seçimlere kadar genel ve kalıcı bir ateşkes ilan etmeleri beklenmemekte. Çoğunlukla Güneydoğu Anadolu ile sınırlı olsa da, bu yazki saldırı ve misillemeler, geçmiş yıllara göre daha yoğun olarak seyrediyor. Çatışma ortamının sürmesinin, Erdoğan’ın milliyetçi oyları toplamasına yardımcı olacağı varsayılıyor.

               İkinci olarak, devletin Temmuz ayında geniş kapsamlı olarak yürüttüğü anti-terör operasyonları, PKK dışındaki yerli teröristleri de harekete geçirmiş bulunuyor. Sol eğilimli DHKP-C örgütü, ABD Konsolosluğu ve Dolmabahçe Sarayı’na yakın zamanda yapılmış saldırıları üslendi. Önumuzdeki aylarda güvenlik güçleri, devlet ve güvenlik altyapısına yönelik DHKP-C saldırılarının devam etmesi muhtemel.

             Üçüncüsü, hükumetin Suriye sınırının güneyinde bir güvenlikli bölge oluşturma amacıyla IŞID’a hava saldırıları düzenlenmesi konusunda aldığı son karar, IŞID tarafından sınır ötesi terörist saldırılar yapılması riskini arttırmış görünüyor. IŞID’ın geçen hafta, içinde Türkçe konuşan militanların yer aldığı tehdit videosunu yayınlaması ile birlikte, Türkiye, örgütün hedef listesinde yukarılara doğru tırmanmış oldu. Örgütün, 20 Temmuz’da Suruç’ta yapılan son iki yılın en büyük intihar bombası eyleminin arkasında olduğu varsayılıyor.

            Türkiye’deki belirsizlik ve şiddetin, dış ekonomik şartların olumsuz etkilerini büyütme riski hayati önem taşımaktadır. Şu anki kutuplaşmış ortamda parlamentonun ekonomik tedbirler konusunda uzlaşma olasılığının düşük olması, bu konuda atılacak adımları zorlaştırmaktadır. Yabancı yatırımların ilk çeyrekte geçen yıla göre % 19 azalmasına rağmen güvenlik öncelikleri, ekonomiden önce gelecektedir. AKP’nin son ekonomik bildirgesinin temelinde bazı büyük altyapı yatırımları olsa da, şiddetle ihtiyaç duyulan yargı ve eğitim reformları arka plana itilmiş görünüyor. FED’in Eylül ayında beklenen faiz artışı,TL üzerindeki baskıları arttıracak ve MB tarafından yapılması muhtemel sert bir faiz artışı ile sermaye kaçışı önlenmeye çalışılacaktır. Yatırımların ve sermaye girişlerinin zayıflaması ve bunun sonucu olarak, halen zorlanmakta olan ekonominin daha da yavaşlaması kaçınılmaz gözükmektedir.

              Yatırımcılar için bütün haberler kötü değil tabii ki.Türkiye, vergi sistemini revize etmekte, AKP yönetimi,  aşırı tüketimi kısıtlamak amacıyla, kredi kartlarına taksit sınırlaması getirmek vb. gibi tedbirler almaktadır. Geçtiğimiz haftalarda, AYM’nin dershanelerin kapatılmasına dair kanunu iptal etmesi, yargı bağımsızlığı açısından cesaret vericidir.

               Ancak, yukarıda değinilen bütün konuların altında yatan bir gerçek var ki, o da Erdoğan’ın gücünü korumak için her şeyi yapmaya hazır olduğu ve önümüzdeki iki yıl boyunca, Türkiye siyasetindeki en etkili kişi konumunda kalacağıdır. Geleceğe bakıldığında, belirsizlik ve istikrarsızlık Türkiye için en büyük kesinlik.

Ali Sökmen, Londra’da yerleşik Control Risks şirketinde Türkiye analisti olarak görev yapmaktadır.
*Bu yazının Ingilizce Orijinali 21 Ağustos 2015 günü Forbes dergisinin internet sitesinde yayınlanmıştır

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS