• ''Cinci hoca'' insaları böyle kandırdı !
  • Seçmenler sınırı yürüyerek geçmeye başladı
  • Ege'de büyük facia ! Cesetleri kıyıya vurdu
  • İğrenç tuzak karakolda bitti
  • Son ankette MHP'li seçmen sürprizi
Serdar Durat

Türkiye'nin yurtta ve cihanda sulh özlemi

Değerli Düşünür Dostlarım,

Atatürk'ümüzün o muhteşem barış dilinden, ilkesinden esinlenerek ve ülkemizin bugünkü haline bakarak yazımın başlığını seçtim. "Yurtta Sulh " denildiğinde bizim anladığımız tüm yurttaşların kendi yurtlarında tam bir huzur ve güven içinde, insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilecekleri siyasi ve sosyal bir iklimdir.  "Yurtta Sulh” toplum hayatındaki düzeni, vatandaşın devlete güvenini, devletin de ülkede asayiş ve otoriteyi sağlamasını öngörür. Ülkede yasaların hakimiyeti ve hukukun egemenliği ”Yurtta Sulh” ilkesinin en doğal sonucudur. “Yurtta Sulh”, Devletin, vatandaşların huzur ve güven içinde yaşamaları için gerekli olanakları ve fırsatları yaratması bakımından sorumluluk yükler. Atatürk barış içinde Türk insanını mutlu kılmanın yolunu, Cumhuriyette bulmuştur. 

"Cihanda Sulh” ise, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını , sağlanmasını, amaçlar. “Cihanda Sulh” uluslararası ilişkilerde Hard power (fiziki-silahlı güç) kullanılmasını dışlar ve anlaşmazlıkların-uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesini öngörür. “Cihanda Sulh” bütün milletleri barış içinde, refaha, mutluluğa ve çağdaş uygarlık düzeyine yöneltmeyi ifade eder.  “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, ilkesinin temelinde, insan sevgisi ve insanlık anlayışı vardır. Nitekim Atatürk'ümüz, “Biz kimsenin düşmanı değiliz, yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız” derken eşsiz bir insan sevgisinden, insana saygıdan bahsetmiştir. 

Günümüzde tüm ülkeler kendi milli menfaatlerinin korunması ve kollanması adına muhataplarına karşı caydırıcı olabilmek, isteklerini ve taleplerini kabul ettirebilmek için aleni şiddete başvurmadan mevcut kozlarını, soft power ( yumuşak güç ) kategorisindeki imkan kaabiliyetlerini doğrudan veya dolaylı, açık veya örtülü olarak kullanmaktan geri durmazlar. Bu bilindik gerçeklik hiç bir ülkeyi mütecaviz kılmaz.

Sevgili okurlar,

Bu bilgilerin ışığı altında bir an için ülkemizin son günlerdeki halini tarafsız, sakince ve vicdanınızın sesini de dinleyerek düşünün lütfen. 

Gerek bulunduğumuz jeopolitik içinde ve gerekse küresel anlamda hakkımızdaki algı ve genel kanaat mütecaviz emelleri ve planları olan bir ülke haline geldiğimiz şeklindedir. Bu tespiti yapabilmek için biraz olsun yabancı basın yayın organlarını ve sosyal medya platformlarındaki yabancı yorumları takip etmek yeterde artar. 

Bu yaygın kanaati besleyen bir başka analiz de 

" Küresel Barış Endeksi" sonuçlarıdır. 

Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün her yıl yayınladığı  Küresel Barış Endeksine göre 163 ülke içinde Türkiye Avrupa’da sonuncu, dünya sıralamasında ise 145. sırada yer alıyormuş.  Bu sonuç Türkiye’nin bugüne kadar yer aldığı en düşük sıraymış. Küresel Barış Endeksi’nde son sırada beş yıldır iç savaşın hüküm sürdüğü Suriye yer alırken ilk sırada İzlanda varmış..

Küresel Barış Endeksi’ne göre, çatışma ve terörizmin dünyaya maliyeti sadece geçen yıl 13,6 trilyon dolar olmuş. Bu da dünyanın toplam gelirlerinin yüzde 13,3’üne denk geliyormuş. 81 ülkede barış ve huzur seviyesi yükselirken, 79 ülkede aksi gerçekleşmiş. İstikrarı ve barış ortamını olumsuz yönde etkileyen temel faktörler, nedenler ise terörizm, siyasi karmaşa ile Suriye, Ukrayna, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Libya gibi ülkelerde yoğunlaşan direnişler olmuş.

Listenin oluşturulmaya başlandığı 2008 yılından bu güne değin en düşük sırayı alan ülkemiz  geçen sene 135’inci sırada iken ani bir düşüşle 10 sıra gerileyerek 145’inci olabilmiş. ‘Barış seviyesi düşük’ ülkeler sınıfında yer alan Türkiye, dahil olduğu Avrupa kategorisinin son sırasında yer alırken genel sıralamada en çok gerileyen üçüncü ülke olmuş.

Değerli okurlar,

Endeks, ülkelerin sahip olduğu güvenlik, çatışma ve militarizasyon seviyelerine göre hazırlanmış. Buna göre, Türkiye’nin toplam skoru 5 üzerinden 2,71 olmuş. Türkiye militarizasyonda 2,1, güvenlikte 3, çatışmalarda ise 2,6 puan almış. Türkiye’de çatışma ve şiddetin ülkeye toplam maliyeti ise 100 milyar dolara yaklaşmış  durumdaymış.

Bölgesel olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika dünyanın en huzursuz coğrafyası olurken, bu bölgede en ciddi gerilemeyi Yemen, Libya ve Bahreyn yaşamış. Dünya çapında ortalamayı düşüren de,  bu bölgede son 10 yılda yaşanan çatışmalar mış. Bölgede savaşlarda ölenlerin sayısı son 25 yılın, yer değiştirmek zorunda kalanların sayısı ise son 60 yılın zirvesinde imiş.

Geçen yıl toplam 59,5 milyon insan mülteci olurken, bu yeryüzündeki her 122 kişiden birinin yer değiştirmek zorunda kaldığı anlamına geliyormuş. 

Terör nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı da geçen yıla göre yüzde 80 artış göstermiş. Türkiye'nin bu konuda ciddi katkısı olduğu aşikardır.

BM ( Birleşmiş Milletler ) tüm dünyada barışın tesisi için harcanacak paranın 8 milyar dolar olacağını tahmin ediyormuş. Bu rakam, barışı tesis etmenin, savaşın maliyetinin sadece yüzde 2’sine denk gelmesi demek miş.

Hal böyle olunca hem yurtta ve hemde dünyada barışı biz özlemeyelim de kim özlesin ? 

Kıymetli Düşünürler,

Barış ve huzuru istediğimiz kadar özleyelim, arzu edelim ne yazıktır ki bu günkü halimizle ve ulusal irademizi teslim ettiğimiz yönetime-zihniyete, tevekkül halimize, cehalet ve taassup karşısında yenik düşen aydınlanma yolundaki kolu kanadı kırılmış mücadele azim ve irademize rağmen yakalayabilmemiz kesinlikle mümkün değildir. Gerçek anlamda yurtta ve dünyada barış istiyorsak eğer ; Bilimsel ve küresel gerçeklere karşı ilgisizlik halimizden, mevcut iktidara koşulsuz biat ve buyurgan politikalarına boyun eğmek zaafımızdan, kendi canımız doğrudan acımadıkça başkalarının acılarına karşı duyarsızlığımızdan ve yapay gündemlerle meşgul edilen zihinlerimizin rehavet halinden derhal çıkmak zorundayız. Eğitim öğretim ve araştırma için halen utanç verici düzeydeki kaynak tahsis yüzdelerini acilen yükseltmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde "Sürdürülebilir Barış ve Huzur" ihtiyacımızı yüksek teknolojiyi üretip satan ülkelerin insaf ve keyiflerine teslim etmekten kurtulamayız. 

Dünyada her gün insanlık için çok önemli yepyeni bilgiler üretilirken,bilimsel icatlar yapılırken, hayatı kolaylaştıran ve daha yaşanılır kılan ürünler geliştirilirken biz bir yandan mübarek ramazan ayı içinde "ne yaparsak orucumuz bozulur veya ne olursa orucumuz bozulmaz ? " tartışmalarını yapar/dinler , öte yandan elimizdeki gavur icadı akıllı telefonlara yükleyeceğimiz aplikasyonlar (uygulamalar ) ile iftar, sahur ve namaz saatlerimizi takip eder, elektronik tespihlerimizi çekeriz.

Saygılarımla

Serdar Durat

Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS