Nefise Seda Yanık

Twitter Rezaleti ve Olimpiyat Hüznü

Herşeyi sonuna kadar tüketmeyi seven ve herşeyi sonuna kadar sömüren bir toplumuz. Facebook’u 10 senede sindiren Türk milleti, şimdi de Twitter’da hazımsızlık yaşıyor. Yolu yarıladık sanırsam ama Twitter’ın da hazmedilmesi için bir beş sene daha var. Tabii sağ salim atlatırsak..

Twitter ilk çıktığında açıkçası ben şöyle düşünmüştüm; ne kadar saçma bir site! Bir “merhaba” yazıp altı ay girmemiştim. Sonra anladım ki herkes benim gibi.. Şimdi de son tabloyu görüyorsunuz.. Artık sevgilisine laf atmak isteyen, arkadaşına laf sokmak isteyen, hatta her alanda söyleyebilecek çok şeyi olduğuna inanan herkes girip yazıp, rahatlayıp çıkıyor. Buraya kadar sorun yok. Neden olsun ki? Eskiden mektuplar varmış, çok daha eskiden taş tabletler.. Şimdiyse teknolojiyle beraber, Twitter veya benzerlerinin olması çok normal.

Ama maalesef bununla kalmıyor. Bir millet, hatta birçok millet kendi içlerinde birbirlerine düşman oluyor. Ve bunun da en büyük sorumlusu aslında sosyal paylaşım siteleri. Belki de en çok Twitter. Siyasi paylaşımlar her zaman vardı. Fakat gezi olaylarıyla beraber insanları bir nefret, bir öfke sardı. Saldıracak yer arar oldular, karşıt fikirleri linç ettiler, olmadık haberleri yayıp herkesi galeyana getirdiler. Arkadaş arkadaşa düşman olmuş, çok mu? Çok değil.. Olmasa daha iyi olur elbet fakat bir millet birbirine düşman ediliyorsa, düşman oluyorsa, orada çok büyük bir problem var demektir.

Gezi olaylarını örnek verdim çünkü insanların içlerinde ne kadar büyük nefretler sakladıklarına bu olay sayesinde şahit oldum belki de.. Ağzım açık kaldı, şaşırdım. Kin kusan insanların içinde kalmıştım birden. Bir yandan eylemi yapanların yanına olmak isterken, bunu demokrasi adına yaptıklarına inanmak isterken; öte yandan grupların içinde ki bazı şahısların tavır ve davranışları beni birçoğunun samimi olmadığına inandırdı. Ortalığı savaş alanına çevirmek, ne demokrasiye ne de çağdaşlığa yakışırdı çünkü. Sesini sandıkta duyuramayanların, yıllardır istemedikleri bir hükümet tarafından yönetilenlerin çığlığıydı gezi belki de. Öncesini hiç düşünmeden, karşı tarafın da zamanında aynı sancıları çektiğini anlamadan nefrete sarıldılar. Zamanında duymadılar, sonra da duyulmamaktan şikayetçi oldular.  Bu bir raund değildi elbette, belki de iki tarafın birbirini anlaması için çok güzel bir fırsattı. Fakat anlamadılar, aksine düşman bellediler karşıt görüşlüleri.

Arkadaşlarım beni aradı.. “Taksime gidiyoruz, gel” diye.. Böyle bir eylemin yanında olamam dedim. Bu karşı duruşumun Ak Parti’yi savunmakla hiçbir ilgisi yoktu fakat Ak partili olmakla suçlandım. Olabilir-im de.. Olabilir-dim de.. Ak partili olmak benim için bir övünç veya utanç meselesi olamazdı aslında, çünkü yürekten bir şeye inandım mı, dünyayı yok sayacak kadar da cesurum. Destek vereceğim bir parti varsa bunun hesabını da kimseye vermem. Gel gelelim, öfkenin ve kinin merkezi benim inandıklarımı savunamaz. Şiddete başvuran hiçbir akımın yanında olamam. Ben şuna yürekten inanıyorum. Sosyal medya kullanılarak insanlar birbirine düşürülüyor. Ve nefret tohumları halkın içine serpiliyor. İşte bu yüzden twitter ve benzerleri benim için artık itibarsız sitelerdir.

Soyadı bende kalsın; Ali adında bir arkadaşım ilk günden geziye gitti. 10 gün boyunca orada yatıp, orada sabahladı. Çok güzel paylaşımlar yaptı. Hiçbirinde nefret yoktu, paylaşımlarının hepsinde tek gördüğüm; inandıklarını yansıtmasıydı. İnsanlara yardım etti ve gezi ruhunu doyasıya yaşadı. Gezinin 10. Günü ise şunu yazdı: “Gezi olayları amacını aşmıştır, benim davam burada bitti.” İşte size gerçek gezici.. Ülkesinin iç savaşa gidebileceğini gören ve bunun nelere mal olacağını anlayan gerçek bir eylemci. Birçok arkadaşımdan şunu da duydum “Yeter ki Tayyip Erdoğan gitsin, iç savaş çıksın razıyız.” Bir adamı sevmemek, bir ülkenin kaderiyle oynamaya değer mi? Bu kadar büyük öfkeyle yaşanmaz. Lütfen böyle düşünenler terapiste görünsün.

Bence yaşanan bu olaylarda; o hiç sevmediğiniz ve nefret ettiğiniz başbakanınız, vermek istediğiniz mesajı gayet güzel aldı. Karşınızda eğilmedi bükülmedi belki ama mesajınızı emin olun aldı. Bundan ötesine oynamak hepimizin geleceğiyle oynamaktır.

Çok büyük heves ve heyecanla beklediğimiz Olimpiyat 2020 seçmeleri yapıldı ve maalesef organizasyonu biz alamadık. İnanılmaz üzüldüm. Çünkü ülkemiz için hem yeniden yapılanma anlamında, hem ülkemizin tanıtımı anlamında çok şey katacak bir organizasyondu.  Fakat sonuç belli olur olmaz, önceden hazırlanmış karikatürler ve paylaşımlar yayınlanmaya başladı. Karikatürlerden birinde bir yüzücü havuza atlamak üzereyken, polis tarafından ensesinden tutularak havuza atlamasına mani olunuyor. Hayret verici bir yaklaşım. Eğer olimpiyatlar alınamadıysa emin olun polisin işini yapması yüzünden değil, gezi olaylarında ki nefret insanları yüzünden alınamamıştır. Kaldı ki, ülkesinin iyiliğini düşünen hiçbir insan böyle organizasyonları parti bazında değerlendirmez. Hangi partinin yaptığı değil, ülkemize kazandırdıkları önemlidir. Tabii bir de olimpiyatlar alınamadı diye sevinenler var ki, onların hali içler acısı. Sonra kendilerine vatan haini misin diye sorunca da kızıyorlar. Kimlik bunalımı bu olsa gerek.. Onlara hiç değinmeyelim en iyisi.

Türkiye’de iki çeşit kalkan var. Bir tarafın kalkanı; Atatürk iken, diğer tarafın kalkanı; İslam.. Kendi değerlerimizi bize karşı kullanıp, birinden birini tercih etmemizi, diğerindense yaka silkmemizi istiyorlar bizden. İkisi bir arada olamaz diyorlar. İsteyen Atatürk’ü sevmesin değerli okurum; kimse onu ve başarılarını tarih kitaplarından çıkartamaz. İsteyen de İslam’a gericilik dini desin, kimse kimsenin göğsünden imanını çekip alamaz. Kendi dinimizi, kendi değerlerimizi birer silah gibi üzerimize doğrultanlara hadlerini bildirelim lütfen.

Mesela bugün Osmanlı’yı sevmek için Atatürk’ten nefret etmeye gerek olmadığı gibi, Atatürk’ü sevmek için de Osmanlı’ya binbir türlü iftira atmaya hiç lüzum yoktur. Osmanlı’nın kadın ve eğlence delisi olduğunu söyleyenler bugün Dünya’ya hükmetmiş bir ecdadın torunları olarak, daha taş üstüne taş koymamışlardır. Yani mesele utanmaksa; siz onlardan değil, onlar sizden utanır. Kendimizi dev aynasında görmeyelim lütfen..

Ben 2 ay önce Twitter’ı kapadım. Gerçekten nasıl rahatladım size anlatamam. Meğer gezi olayları boyunca nasıl mutsuz olmuş, nasıl negatif elektrik yüklenmiş, nasıl nefrete boğulmuşum. Yanlış anlaşılmasın şahsıma bir durum söz konusu değil. Ama ne kendi arkadaşlarımı tanıyabildim, ne de kendi milletimi.. Eminim bir çoğumuzun laf ettiği, beğenmediği o adalet sistemi olmasa; kardeş kardeşi keserdi sırf karşıt görüşü benimsedi diye.. İnceden laf sokmalar, zekice düşünülmüş basit karikatürler, karşı tarafı aşağılamaya çalışan insanlık dışı bir üslup..

Gerçekten düşünürken bile mutsuz oluyorum. Hesabımı kapadıktan sonra nefes aldım. Öfke ve nefret kusanlardan uzak kalmak iyi geldi. Size de tavsiye ederim. Görüşünüz ne olursa olsun bunu lütfen güzel bir şekilde, kalitenizi bozmadan ifade edin. Sizin görüşlerinizi temsil eden bir dernek veya gruba üye olun. Çalışmalarınızı bu şekilde destekleyin. Fakat klavye başından nefret kusmayı bırakın. Yansıttığınız nefretle vatansever olmuyorsunuz, sadece kendi ruhunuzu ve başka ruhları yaralıyorsunuz. Dünya’da bu kadar nefret yok.

Sevgiyle kalın..

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS