- IMKB

- 54.810
- Dolar

- 1,8425
- Euro

- 2,3065
- Altın

- 619,17
- Ankara : 13 °C
- İstanbul : 16 °C
- İzmir : 13 °C
- Adana : 16 °C
- Antalya : 15 °C
- Diyarbakır : 13 °C
Uludere: Ulu Devlet ve Ulumalar Arasında Sıkışan Hadise
Bir kez daha anlamış bulunuyoruz ki, bu toprağın doğusuyla batısı ayrı tellerden çalıyor. Birleri Türkiye’nin doğusundan göç edip, batısına geçiyor. Kürtçe’yi öğrenmeksizin, Kürtçe konuşmayı ateşlice savunuyor. Nedenini merak ediyorsunuz? Anadilin de, neden iyi bilmiyorsun diye soruyorsunuz? İngilizce öğrenmekten ona vakit kalmadığını belirtiyor. Çok sıkışırsa da, hoppppp topu devlete atıyor. Yani taca…
Bir kez daha anlamış bulunuyoruz ki; bu toprağın doğusundan batısına geçen de, batısından bakarak doğusunu bilmeksizin lak lak eden de aynı kefede tartılacak denli seviyesiz… Biri kaçakçılığın büyük yara olduğundan bahsedip, kaçak sigaranın da tadı bir başka diyor. Diğeri en pahalı sigarasını paket paket tüttürürken, kaçakçılık yaparsan sonun bu olur diyor. Tezatlığın böylesi…
Bir kez daha anlaşılmıştır ki, olan bir it dalaşıdır. Hükümete sesini çıkaramayan, bakanlara çatamayan ve kabinedekilerin isimlerini dahi bilmeyen arkadaşlar, durmaksızın askere ve TSK’ya çatmayı üzerlerine vazife edinmişlerdir. Bu işi öyle boyuta vardırmışlardır ki; iktidara sıkı laf oturtamayan ya da pasif şekilde değip geçen, ama askere harala gürele saldıranları ayakta alkışlarlar. Bu sorunun iktidarla bir ilintisi yokmuş gibi… Aynı yazarları okuyup, karşıtı oldukları fikirler üzerine yazıları bile okumaya gerek duymazlar. O denli tek boyutlu ve taraflıdırlar anlayacağınız. Okumadıkları o yazarlar hakkında da cümbür cemaat laf ebeliği yaparlar. Evlere şenlik bir cinnet hali… Görmektesiniz sanırım.
İt dalaşının diğer ucundaki kesim de, yok bunlar da PKK’lıymış ya da bakın Apo’lu kıyafet giymişler diye karşılık verirler. En acımasızları işi Van’a değin götürüp, iyi oldu çoğu bölücüydü diye üstlerine vazife olmayan konularda havlarlar. Şehitlerimize de bu kadar üzülseydiniz derler. Bunlara göre de, ufacık bir şeyi eleştirsen devlet düşmanısındır. Öyle de ağızları bozuktur yani!.. Cinnet ekibinin öteki yüzünü oluştururlar. Bir zahmet, bunu da görüverin.
Uludere’de yaşanan vahim olayı katliam diye ifadelendirin tabii. Bir şey demiyoruz. Hatta, biz de öyle ifadelendiriyoruz. Lakin, fırsat bu fırsat diye de askerlere, jandarmaya bu denli çamur atmanıza müsaade edilemez. Eleştirilirsiniz. Hiç hiddetlenmeyin ve kusura da bakmayın. Aman bir yazılar, bir yorumlar, bir gazap hali… Almışlar İstanbul’da en kral muhitlerden çıkmayıp, ayakkabı takıntısı olan yazarları da arkalarına durmaksızın her ayrıntıyı TSK’ya bağlıyorlar. Gereksiz ve alakasız yerde her lafı komutanla sonlandırıp, araya çarpıtmaları sokuveriyorlar. O denli aleni yapılan ve de kasıtlı…
Sormak isterim. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde fabrika kurulmamasından, buradan rekabetçi sanayici çıkmamasından, eksik işgücünden, kaçakçılıktan ya da hastane, yol, elektrik eksiğinden de komutanlar mı sorumlu? Ne yapacaklardı? Her bir köşede temel mi atacaklardı? Kırmızı kurdele mi keseceklerdi? Böyle de dar ve sakat bakış olmaz ki!..
Haaaaa… Derseniz ki, TSK’da gerçekten ceplerini dolduran ve hiyerarşiyi dibine değin kullanan, kökleyen isimler yok mu? Var şüphesiz. Bu durum tartışılmalı mı? Tartışılmalı şüphesiz. Fakat; size PKK’daki hiyerarşiden ve büyük kaçakçılıklardan –öyle sigara, mazot filan da değil- bahsedince… Eeeee… Ik mık… Şeyyyyy… Türk-Kürt kardeşler ölmesin, analar ağlamasın diye kıvırtmayın. Barış, demokrasi diye ötüşmeyin. Diyarbakır’daki siyasetçinin de malı ne kadar götürdüğünü, orada neleri tırtıklamaya çalıştığını, ne yaptığını sorgulayın. Tek taraflı olmaz bu işler!.. Gelin anlaşalım.
Bu insanların ölmeleri hazin midir? Çok, hem de çok… Battaniyelere sarılmış şuncacık bedenlerin kimbilir ne hayalleri, ne dilekleri vardı? Onları kupkuru topraklara mahkum ettiniz. Yetmedi. Çoğunu askerle PKK arasında bıraktınız? Eğitim olanağı sağlamadınız. Yağlı, ballı, torpilli, şanslı ve eğitimli olanları İsveç’e, Belçika’ya, Fransa’ya gidip çevre edindiler. Diğerlerine kefen biçtiniz. Kalanların bir bölümünü de dağa kaçırdınız. Aferin sizin açılımınıza. Aferin böyle devletinizin içine.
Oralara üniversiteler açtınız. İçlerinde doğru dürüst bölüm yok. Kadrolar bomboş… Kimse de Ege Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi dururken, atlayıp gitmiyor oraya. Gidenler de malum üniversitelerden ve sivil toplum kuruluşlarından oluyorlar. Paşalar, prensesler, kraliçeler gibi ağırlanıp, gerisin geri rahat yataklarına ve düzenli işlerine geri dönüyorlar. Eğitimli insanların egolarını tatmin etmelerinden ve kendilerinden daha eğitimsiz insanları manipülasyona denek olarak kullanmalarından daha basit ne var?
Siz de adam gibi devlet olun, vatandaşlarınızın her birine sahip çıkın. TRT, İstanbul 2010 Kültür Başkenti vb. ıvır zıvır şeylere vergi keseceğinize; özellikle bu bölgedeki çocukların okutulmaları için de vergi kesin. Daha işlevsel sistemler üretin. Öte yandan, deprem vergilerini de çarçur edip -kendiniz doğal gazlı evlerinizde otururken- Van’daki yurttaşlarınıza yazlık çadırları reva görecek denli ar damarlarınızı çatlatmayın. Bu bölgelere de İstanbul’daki imkanların çoğunu transfer edin. Pardon, sizin işiniz başka nedir?
Ohhhhh… Kolay tabii... Kültür Başkenti projesi adı altında akrabalarına, dostlarına tomar tomar para dağıtan jürideki kimi isimlerin de işlerine gelince radyodan, gazeteden eşitlik üzerine ahkam kesmeleri… Kadehi bilmem kaç para olan ve bin türlü mezesi de yanında gelen meyhanelerde Türkiye’yi, daha da ilerisi dünyayı kurtarmaları… Lafla peynir gemisi yürümez demişler. Hangi çağdasınız ahali? İcraat istiyoruz. Devinim…
Siyasetçi, modacı, sanatçı, akademisyen, dernek başkanı, köşe yazarı vd… Çıkın da, ayda kaç para kazandığınızı açıklayın belgeleriyle. Naylon faturaların ardına sığınmaksızın… Çıkın da, kaç gence ve öğrenciye destek olduğunuzu kamuoyuna duyurun. Sokaktaki tinerci çocuk için ne kadar emek harcadığınızı şeffaflığıyla bir görelim. Öyle sırf kedileri, köpekleri canım yaaaaaa yazık diye sevmekle olmuyor.
33 Kurşun olayı da, 33 Asker olayı da bu topraklarda yaşanmıştır. İkisi de karşılıklı travmadır. Hatta, ikisi de kimi kesimlerce söylem kaydırılarak bir güzel kullanılmaktadır. Bunun üstüne bir travma daha eklediniz. Ülkenin yeterince travması yokmuş gibi… Sağ olunuz. Ama, sırf TSK sağ olmasın. BDP de sağ olsun, AKP de. Yeter mi? Yetmez. PKK da, MİT de… Öyle, suçu heronlara atıp kaçmak, işin içinden sıyrılmak yok. Çıkınız hepiniz. Çıkınız inlerinizden. Pastalı, börekli, sobalı evlerinizden. Çıkınız Taksim’deki en lüks kafelerden. Çevrenize bakıveriniz. Boyacıya, simitçiye, kestaneciye… Beyoğlu’nun arka sokaklarına iniveriniz. Travestilere, Türkçe bilmeyen teyzelere… Çay içmeye gidiveriniz. Muhtemelen o çay kaçak olacaktır.
Anlaşılmıştır. Bu ülkenin doğusundan batısına, hele ki kapital başkent İstanbul’a hayli yol vardır. Metrapolde çevre edinmeye çalışan Kürt aydını da memleketine, doğduğu bölgeye dönmeyi filan düşünmemektedir. Tatile gitse, bir hafta zor dayanmaktadır. Ama, sözde aydındır. Oradaki töre cinayetlerinden, kadına şiddetten, kumalık hadisesinden, çocuk gelinlerden, işsiz genç erkeklerden, aşiret reislerinden, toprak eşitsizliğinden, açlıktan hiç bahsetmez. Bahsedenini de Taksim Nevizade bölgesinde siyah camlı cipin içinden çıkarken zor görürsünüz. Sınıf atlamıştır.
Varsa yoksa Kürtçe, Kürdistan, demokrasi… Dünyada ekonomik çalkantılar yaşanıyor. Kapitalizm hepimizin anasını belliyor. Üstelik; doğduğunuz şehirlerdekiler sizinle bırakın eşit şartlarda olabilmeyi, bunun hayalini bile kuramıyorlar. Siz kahvelerin efendisi diyarlarda röportajlar verip, demokrasi naraları atıyorsunuz. Efendim, duyamadım demek istiyorum. Kahvenizi nasıl alırdınız?
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Bu ülkede artık kimsenin can güvenliği yoktur.
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Türkiye’de ekonomik bir uçurum vardır. Bu uçurum orta ve alt sınıfta daha çok hissedilmektedir. Doğu’ya yahut Güneydoğu’ya gittikçe de, o uçurumun dibi görünmemektedir.
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? İnsanlık dersi veren bir grup kalburüstü sanatçının, köşe yazarının da egolarının giderek şiştiğini ve tribünlere daha da oynayarak gelir üstüne gelir sağladıklarını…
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Dış politika bilmeyen, refleks ölçekli insanların pıtrak gibi türediklerini, araştırmaksızın, okumadan ve fotoğrafın tümüne bakmadan höyttttt diye meydana atladıklarını…
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Artık, ölümlerin bile şov aracı olarak her kesim tarafından kullanıldığını, bu minvalde kimilerinin reklamlarını yaptığını ve bunun adının da insan haklarını savunmak olduğunu…
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Türkiye’deki hiçbir meselenin –hele ki o bölgede tezahür eden- Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere; İsrail, Suriye, Irak, İran, Lübnan, Mısır gibi bölgesel ülkelerden ve dünya dengelerinden bağımsız düşünülemeyeceğini…
Uludere’deki olay bize neyi göstermiştir? Bence, en mühimi de budur: Türkiye’de devlet filan kalmamıştır.
O iktidardır ki, mensuplarının boğazlarından geçen her bir kuruş bir başkasının boğazına açlık, yokluk, ölüm şeklinde takılmıştır. Yazık ki; kuru soğan-patates-ekmek ve üstüne bir bardak da kaçak çay, daha çokkkkkk takılacaktır.










- Çok Okunanlar
- Yorumlananlar
- Bugün
- Dün
- Bu Hafta
- Bu Ay
- Eurovision'da Türkiye üzüldü, sevinen İsveç oldu !
- İsveç'in adayı muhaliflerle görüşünce...
- Bu polis Twitter'ı salladı !
- ATM’ye dokunan yanıyor
- İzmir'de sapık baba dehşeti
- "En düşük maaş 1.757 TL olacak"
- İsrail'den Türkiye'ye One Minute
- "Uluslararası karalama kampanyası yürütülüyor"
- Pasaport alacaklar dikkat
- Gökçek twitterı yine salladı
Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim


























Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.