Bazen, insanın canı parmağını oynatmayı bile istemez. Bir işe başlayacakken, umutsuzluk adını verdiğimiz o kör kuyu tüm oburluğuyla bizi içine çeker. İşte, son günlerde uyuyan güzelin daldığı derin uykudan kalkacağına dair inancım kalmadı. Uyuyan güzel öylesine dalmış ki uykuya, kolundan tutup sürükleseler umurunda olmayacak. Gömlekleri kirlenenleri görmeyi bırakın, eski gömleklerini sırtlarına yeniden geçirenlere bile ses çıkaracak gibi görünmüyor. Durum böyle olunca da insanın üzerine bir bitkinlik çöküyor ister istemez. Çünkü biliyorsun ki davanda yapayalnız kalacaksın. Çünkü karşıt düşüncedekilerinkinin sağladığı birlik kadar, aynı düşüncedekilerle birliği sağlayamayacaksın. Onlar ne denli birbirlerine kenetlenmişse, sen ve fikirdaşların o denli kopuksunuz birbirinizden. Ancak... Tam, koyvermişken yaşamı, her şeyi oluruna bırakmışken yani, bir şey olur ve isyankâr yanın yeniden savaş açar haksızlıklara… Ölü toprağını üzerimden atmama neden olan olay ise başbakanın; "dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz!" sözleriydi.
AKP iktidara geldiğinden beri yazmaktan ve söylemekten yoruldum: Cumhuriyetin kazanımlarıyla hesaplaşması olanlar günün birinde içlerinde sakladıkları öfkeyi çıkarırlar. İşte, on yıldır ne zaman patlak vereceğini merakla beklediğimiz duygular artık kabına sığmaz oldu ve yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Evet, birbirimizi daha fazla kandırmaya hiç gerek yok bence: Şeriat kurallarını getirme arzusuyla yanıp tutuşan bir liderin yanında yetiştiklerini ve yıllarca mücadelesini verdikleri bu görüşü bir anda silip atamayacaklarını aklımıza getirerek beynimizde yaratmak istediğimiz AKPLİ modeline bir son vermeliyiz. Bunları yazarken; herkesin özgürce düşünebileceğini ve şeriat kurallarıyla yönetilmek isteyen kesimi yadırgamadığımı da belirtmem gerekiyor. Benim istediğim şey ise herkesin, Mevlana'nın dediği gibi; "ya olduğu gibi görün’mesi ya da göründüğü gibi ol'masıdır."
Mevlana'nın bu düşündürücü sözünü yaşam felsefesi haline getirmeyi bir türlü başaramayan AKPLİ yöneticiler, kaçak dövüşmeyi tercih ettiler yıllarca. Şimdilerdeyse, aldıkları oylardan cesaretlenmiş olsalar gerek, hedefleri ağızlarından kaçıveriyor.
Çeşitli cemaatler yoluyla anladıkları bazda “dindar kesim” yetiştiriyorlardı zaten. Ailelerinden ilk kez uzaklaşıp yaşamla tanışan gençler, güzel ve yakışıklı genç müritler tarafından kendi taraflarına çekilmeye çalışıldı uzun yıllar. Ancak kesin üstünlük kurma isteğindeki başbakanımıza bu da yetmemiş olacak ki, konuya bizzat el atma gereksinimi duydu. Önce, ne olduğunu kesin olarak ispatlayamadıkları ama onlara dokunanların yandığı, yani suçluyla suçsuzun delil gözetmeksizin tutuklandığı döneme girildi. Ardından, suçluların zaman aşımı gerekçesiyle serbest bırakıldığı dönem geldi. 19 Mayıs, Sabiha Gökçen, Dersim olayları derken, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin ders kitaplarından çıkarılması ve “dindar gençlik” yetiştirme isteğine kadar gelindi. Peki, bundan sonraki adım; Anıtkabir'in yıkılması mı olacak?
Kişinin kendisiyle, inandığı tanrı arasında yaşanması gerekenler ülke siyasetine malzeme olursa, hele ki bu kutsal değerler ülke yönetme aracı olarak kullanılırsa en büyük zararı yine din görür. Kemal Atatürk geçmişteki yanlışları, yozlaşmayı gördüğü için din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır. Ayrıca dünyadaki savaşların hemen hemen tamamının temelinde, benim dinim seninkinden üstün yarışı içindeki liderler vardır.
Başbakanın, arkadaşlarının ve yandaşlarının ülkemiz çevresindeki gelişmelere bakıp bu tutumlarına devam edip etmeyeceklerine karar vermesi gerekiyor. Ya da onlar aynı tutumu sürdürmeyi devam ettirirlerse, birilerinin çıkıp onlara “ONE MİNUTE” demesi gerekiyor. Uyuyan güzel uyanır mı bilmem, ama bu günlerde uyanmazsa iş işten geçecek demektir.
NOT: Gaflet, dalalet ve hıyanet içindekiler bir kez daha okusun diye Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi:
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
BAŞBAKAN EMRETTİ ÇOK ÇOCUK YAPIN. HALKIMIZ ÇOCUK YAPMAKLA VE UYUMAKLA ZAMAN GEÇİRMEKTE. AMMMA UYANDIKLARINDA UYUDUKLARINA BİN PİŞMAN OLACAKLAR.
BeğendimBeğenmedim