• Sivillerin üzerine bomba yağdı: 200'den fazla ölü var
  • Avrupa Komisyonu Türkiye'nin AB Büyükelçisi'ni çağırdı
  • Hollywood filminde inanılmaz Erdoğan detayı
  • Lise cinayetinin ardından satanist örgüt çıktı
  • İstanbul'da dev operasyon ! Giriş çıkışlar tutuldu
Serdar Durat

Üzgünüm Leyla

Değerli düşünür dostlarım,
Bu günlerde internette arama motorlarına bakıldığında en popüler Leyla’nın ne Mecnununki ne de değerli bestekarımız merhum Selahattin Pınar’ınki değil Leyla Zana’nın ta kendisi olduğu görülmektedir. Malum Kürt sorununu ancak Başbakan sayın Erdoğan çözebilir şeklindeki son çıkışı ile gündeme geldi ve bir anda siyaset piyasasında itibarı yükseldi.

Her ne kadar BDP yöneticileri Zana’nın rol ve insiyatif kapmasını engellemek adına bazı menfi açıklamalar yaptılarsa da pek etkili olamadılar. Bu hanımefendi ile ilgili doğrusu çok özel bir biyografik istihbarat yapmış değilim sadece gözlerimle gördüklerim ve kulaklarımla işittiklerim bu yazıyı yazabilecek kadar bilgi sahibi olabilmeme yetti doğrusu. Bir önceki Millet vekili olduğu dönemde (1991) TBMM deki and içme töreni kapsamında kürsüye başında kürt bayrağının renklerini simgeleyen özel bir bant takıp geldiği ve kürtçe konuşarak ‘’ bu yemini ‘’Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum’’ deyişi ile meydan okuduğu,tepkilere neden olduğu,terör örgütünün silah kullanma hakkını savunduğu net hatırladıklarım.

Zana’nın Kuzey Irak bölgesel kürt lideri Barzani ile ailece çok yakın ilişkileri olduğu, Barzani’nin bizzat kendi evinde ağırladığı çok nadir insanlardan biri olduğu da bilinmektedir. Her ne kadar Diyarbakır tarafsız milletvekili de olsa gerek BDP ve gerekse Kürt toplumu üzerindeki hatırlı kanaat önderi profili yadsınamaz. Diyarbakır eski Belediye başkanı ve kürt kökenli vatandaşlar arasında itibarlı bir insan olan Mehdi Zana’nın eşi olması Leyla Zana’yı destekleyen bir başka gerçekliktir.

Leyla Zana, açıkça artık bağımsız bir kürt devleti hayalinden vazgeçilmesi,silahlı terör faaliyetlerine son verilmesi ve birlikte yaşama koşullarını oluşturmak üzere siyasi ve demokratik mücadele aşamasına geçilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Nitekim hükümet kanadından etkili isimler sayın Arınç ve sayın Çelik, Zana’nın yaklaşımından duyulan memnuniyeti dile getirmişler ve ‘’yangına bir kova su da ben dökeyim diyen’’herkese kapılarının açık olduğunu bildirmişlerdir. Bu kapsamda terörist başının ev hapsinin dahi düşünülebileceği/tartışılabileceği belirtilmiştir.İşte bu siyasi iklimin doğmasının üzerinden bir gün dahi geçmeden PKK terör örgütünün Hakkari’de gerçekleştirdiği baskın taarruzu neticesinde 8 kahraman yiğidimiz şehit düşmüşlerdir. Tabiatı ile bu acı, toplum vicdanını kanatmış ve terörün silahlı mücadeleyi dışlayarak siyasal zeminde yapılacak çalışmalarla sonlandırılmasına dair umutları olumsuz yönde etkilemiştir. Zaten PKK nın istediği tam da budur. Varlık nedenini silahlı mücadeleden alan bu örgüt silahlarını bırakıp dağdan düz ovaya inmek niyetinde olmadığını teyid etmiştir.

Kıymetli okurlar, o halde yapılması gereken nedir ?Silahların sustuğu bir Türkiye nasıl yaratılabilir ? Bu psikolojik travma ve duygusal manada ağır havada medeni bir müzakere ortamı nasıl tesis ve idame edilebilir ?

TBMM çatısı altında tüm siyasi partilerin iştirak edeceği bir komisyon nasıl oluşturulabilir ? Leyla Zana’ile BDP- PKK yönetim kadroları arasındaki güç ve alan kazanma çatışmaları bu denli bariz iken Zana’nın ‘’samimi’’ katkıları nasıl alınabilir ? Sınırlarımızın dışında konuşlanan ve ülkemize sızarak terör faaliyetlerini gerçekleştiren örgüt mensuplarının derinliğine savunma konsepti uyarınca hedeflerine ulaşamadan caydırılmaları/nötralize edilebilmeleri mümkünmüdür ?

Akşamdan sabaha bir mucize beklemek gayet tabidir ki rasyonel olamaz ancak her şeye rağmen çözüm fırsatlarının ve imkanlarının var olmaya devam ettiğine inanıyorum. Soğukkanlı ve kararlı bir şekilde çözüm için geniş tabanlı uzlaşı yolunda çabalar sürdürülmelidir. İlk bakışta biraz ütopik gelebilir ama benim önerim aşağıda belirtilen isimlerin eşzamanlı olarak iki ayrı yuvarlak masa etrafında toplanmalarını sağlamaktır. Birinci masada Sayın Cumhurbaşkanı riyasetinde; Başbakan-Siyasi partilerin liderleri- İlgili belediye başkanları- seçilecek Akademisyenler ve Medya mensupları-Leyla Zana ve Ahmet Türk gibi Kürt kökenli vatandaşlar arasında etkili isimler-STK temsilcileri olmalıdır.

İkinci masada ise Türkiye-ABD-İran-Irak-Suriye (kriz sonrası) dış işleri bakanları, Barzani, Talabani, BM gensek temsilcisi yer almalıdır. Bu görüşmeler kapsamında eski alışkanlıklar ve ezberlerden sıyrılarak yeni paradigmalar-stratejiler ortaya konmalı, sorunun çözümü halinde elde edilecek kazanımların yeni-ilave ortak menfaat alanları yaratacağı fikrine rağbet edilmesi sağlanmalıdır. İnsan tabiatında yer alan öncelikli ihtiyaçların-dürtülerin ve taleplerin, öğretilmiş ideolojiere nazaran daha baskın olduğu bilimsel bir gerçektir.

Dağlarda, mağaralarda, sürekli ölüm korkusu içinde sefil bir hayat yerine uygarca, özgür ve onurlu bir yaşam sürmek normal akıl sağlığına sahip herkesin tercih edeceği bir durumdur. Özetle demem odur ki, kim daha iyi yaşama şartları, geleceğe dönük umutlar ve daha yüksek refah sağlarsa ona hizmet etmeye hazır olan insan kaynaklarını ikna etmek ve kazanmak için her türlü cesur adım atılmalıdır. Unutulmamalıdır ki inanmış insan en güçlü silahtır.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist

21.06.2012

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS