• Haber3 FaceBook
  • Haber3 Twitter
  • Haber3 Friendfeed.com
  • Haber3 RSS
  • IMKB
  • 54.810
  • Dolar
  • 1,8425
  • Euro
  • 2,3065
  • Altın
  • 619,17
  • Ankara : 13 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • İzmir : 13 °C
  • Adana : 16 °C
  • Antalya : 15 °C
  • Diyarbakır : 13 °C
ATM’ye dokunan yanıyor
Şırnak' ta çatışma: 1 teğmen şehit !
Başbakan'ı eleştirenler bilimden uzak
Komutana sahip çıktı
Yazıyı küçült/büyüt :Yazıyı küçültYazıyı büyüt

Vesayet Vesiyaset

Mehmet Şüküroğlu

Önce Avrupa’yla uyum çabaları olarak geldi özgürleşme-demokratikleşme-sivilleşme dalgası. Ardından tutuklamalar ve duruşmalar ile darbe teşebbüsleri yargılanmaya başlandı ve bu yolla özellikle liberal demokrat kesim tarafından Türkiye’nin ikili siyaset yapısı ya da vesayet adı verilen defteri kapatılıyor.

Bir kere, Siyaset Bilimi bu “vesayet” kalıbını iyi bir incelemeli. Kimilerine göre bir sivil asker koalisyonumuydu onca yıl yaşayarak geldiğimiz, yoksa gelişmeler, içinden geçtikleri dönemler uyarınca doğal bir akışın ve konjonktürün mü gereğiydi? Bir başka deyişle, hem çok inanılan ve güvenilen hem de sevildiği ölçüde korkulan bir gözetimci otoriteye her ne olursa olsun vesayet demek mümkün mü, bu kalıp bir ihtiyaç mı ki içine kim girerse kabul görüyor?

Eski düzen yıkılıyor ve liberal demokrat kalemler bu noktaya kadar her yerinde destekti sürece ancak yerine ne kurulacağının anlaşılamaması ya da eskinin aynı devlet-vesayet anlayışı dayanaklarının paylaşımının istenmemesine karşı seslerini yükseltmeye başladılar. Bu itiraz da KCK tutuklamalarıyla başladı ve farkında olmadan öyle bir hatta geldi dayandı ki, Hrant davası üzerinde yığıldı, o yüzdendir ki sorular da çoğalmaya başladı.

Aslında sistemi en basit izah eden, Neşe Düzel ile söyleşisinde Yücel Sayman oldu. Diyor ki,“ Yargı, devleti korumak için işi daraltır ya da yayar, KCK’yı yaydı, Hrant’ı daralttı, Ergenekon’da fikir açıklayanları bile davaya soktu”. Bu cümle, ülkemizde yaşanan sürecin formülü gibi. Yani isteseydi ve bu çevrelerce beklenen de oydu, Ergenekon’la rabıtayı kurardı, kurmamış, demek ki altından başka şeyler çıkacak diye endişe edildi.

Aynı çevrelerce deniyor ki o zaman yapılan bir psikolojik harekattı ve yine basın yoluyla hiç ortada yokken birden misyonerlik söylentisi yayıldı ve bir nevi devlet şalı altında hassasiyeti yüksek insanları ağabeyleri bu yolla galeyana getirerek bir dizi suçu işlemeye teşvik etti, sonra da suçun üzerini örttü. Şimdi de bu koordinatları ortadan kaldırarak bu karara varılmasında yine bir vasi devlet anlayışına kapılarak bir endişenin esiri oldu. O endişe ne ? Bu kez ne vesayet ? Cevabın formülünü yine Sayman veriyor, “Halkın üzerindeki vesayet kalkmadı, vasi değişti” O vasi kim, mesele burada!

Bu çevrelerdeki bir diğer iddia, darbeleri yapanlar ortamı da yaratmış, terör örgütlerinin tümünü, bölücü olanları da dahil devlet kurmuş, birbiriyle farklı görüşte ve inançta insanlar aynı örgütlenmenin içindeymiş, hem de örgüt olmaması imkansız gibi görünen bu dosyayı bile inceleyip örgütlenmeyi işaret edenler bu suç kapsamında içeri atılmışken. Biraz mantığa ve hayatın akışına aykırı ve hatta kolaycı bir yaklaşım bu ama neredeyse Cumhuriyet tarihinin ağırlıklı bir bölümünde ne yapılmışsa aynı odağın eseriymiş ! Aynı yolla basın üzerinden başka tür bir psikolojik operasyona tabi tutulmadığımız ne malum ?

Yine Sayman’dan bir kritik formül daha, “Siyaset yargıya hedef ve tehlikeyi gösterir yargı da sistemi işletir devleti korur”. Tehdit algılamamız irtica ve bölücülük iken nasıl oldu da bu algılamalar tümden değişti ya da şöyle sorulacak olsa, eski sistem, güvenliği ve ülke bütünlüğünü ön plana çıkardığı için mi toplum içerisindeki ayrışmayı körükledi, yoksa bu yapı kalktığı için mi ayrışma ayyuka çıktı da hesaplaşmada rol kaymaları oldu ?

“Ergenekon da bir tehlike olarak gösterildi” diye devam ediyor Sayman. O zaman niye içine sokulmadı? İşin sırrı yine Sayman’ın sıralamasında; yayılan, daraltılan ya da içine her şeyin sokulduğu davalarda. Herkesin olmasını istediği ve istemediklerine göre pozisyon almasında. Aslında askeri vasi olarak istemeyenler olarak örneğin liberal demokrat entelektüeller, Kürt hareketi, cemaatler, herkes yeni vasi olmak istiyor, problem buradan çıkıyor, davalar ve roller buna göre beğeniliyor, beğenilmiyor, duruma göre ittifaklar oluşuyor, vesayet bir türlü siyasetin peşini bırakmıyor ki işini yapabilsin.

Durum sanki biraz şöyle. Aynı evde yaşamak zorunda olan ama birbirine tahammül edemeyen kardeşlerin bir diğerini odasına hapsetmek için yeri gelince diğeri ile ittifaka girmekte sakınca görmeyen ama bir yandan da ikisini birden odalarına kapamaya çalışıp da salonun ve mutfağın patronajına oynaması gibi. Bir yolunu bulup çıkan, aynısını deniyor.

Bu suretle içine girdiğimiz süreç bir türlü sonuçlanamıyor. Bir şeylerin olduğu konusunda hep birlikte şüphe içerisindeyiz ya da bunca olayın yaşandığı ülkemizde hiçbir şey sebepsiz olamazdı aşikar ama o denli de basın üzerinden olsun, zincirleme gündem yuvarlanmaları olsun, her şey ama her şey birbiriyle çelişkili olsa da henüz ispatlanamamış tek bir örgüte mal edilmek isteniyor, herkes yükünü buraya boşaltmak istiyor, bu uğurda bilgi bombardımanı ve peşin hükümlere tabi tutuluyoruz. Bu yolla bir dönüşüm isteniyor ama neye dönüşeceğimizi henüz kimse biliyor değil ve bu boşluk anı istihbaratçılar mücadelesi için bulunmaz bir nimet.

Şimdi liberal demokratların kafaları tümden karıştı, sivilleşmeden yana tutum almış siyasi irade ne oldu da üzerinde ittifak edilmiş konularda devlet yanlısı oldu, o devlet ne, ya da eski jargonla nerde bu devlet? Vesayet defteri kap mı değiştirdi? Yargı kararları ön yargılı mı, en azından güçlünün yanında mı yer alıyor, cemaatlerin etkisi nedir, istihbarat örgütlenmemiz etkisiz mi de bu kadar hadise çatışmasının ortasında kaldık ? Sorular çok.

Ya tek tip tarif edilmeye çalışılan bir örgüt yoksa, olabilir de, ama varsa da bahse konu her hadiseden sorumlu değilse, aslında başka tür örgütlenmeler, üzerlerine bu tek tip örtü çekileli beri daha rahat hareket ediyorlarsa, ya bu ülkede yaşanmış onca farklı tatsızlık bu yolla halı altına süpürülüyorsa, ya failatün failatün faili meçhuller yaratılıyorsa ?

Kim Yong İl’in cenazesinde günlerce ağlayarak yas tutan bir kitleyi görünce çok şaşırmıştık ama güçsüz, yalıtılmış, birbirinden koparılmış kitle psikolojisi ile ne hale gelinebileceğinin emareleri bizde de görülmüyor değil. Cenazelerde ve anmalarda kim olduğuna karar verememek, yerden yere vurduğumuz insanları arkasından en veciz sözlerle uğurlamak, bir genç kızımızın ellerini arkadan bağlayarak intihar ettiğini düşünmekten tutun, kaçakçılığı masum bir mazeret sayma ya da yabancı markayla yerli araç yapabileceğimize olan saf kabuller gibi gel gitlerle kafa bükülmeleri yaşanmıyor mu ? 

Korkuya baş vurma, hep bir otoriteye referans, herkes hemfikirdir etkisi, parıltılı genellemeler, kasıtlı muğlaklık, aşırı basitleştirme, ifade edilmemiş kabullerin sonu bu noktalara varabiliyor toplum biliminde. Sivilleşmeden, demokratikleşmeden, özgürlüklerden ancak mutluluk duyulur, ama dört elle sarıldığımızı zannettiğimiz bu değerlerin sakız çiğner gibi tekerrürünün başka amaçlara hizmet edip etmediğini nereden bileceğiz, nasıl bileceğiz, ne zaman bileceğiz ?

ubk48.jpg

Bu yazı toplam 965 defa okunmuştur
    * Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
Yazarın Diğer Yazıları
MANŞETLER
Uluslararası karalama kampanyası yürütülüyorPasaport alacaklar dikkat''Futbolcular çok özel hayvanlardır''Bütün dünya onun hamile kalmasını bekliyorGökçek twitterı yine salladıAcilde para isteyen kapanacakİzmir'de sapık baba dehşetiİsveç'in adayı muhaliflerle görüşünce...Bu polis Twitter'ı salladı !Pazarlıklar sonuç vermedi
FIRSATLAR
Foto-Galeriler
YAZARLAR
Haber3Group © 2001-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.

Yazılım & Teknik Destek: CM Bilişim