• ABD Sincar raporunda fena yakalandı
  • Sonar'ın anketinden ''Hayır'' çıktı
  • Kandil'le görüşüyorlardı, JÖH tepelerine çöktü
  • Bir kenti karıştıran olay ! Suriyeli sandılar ama...
  • Sinan Oğan'ın toplantısında arbede çıktı
Serdar Durat

Vicdan Dediğin Nedir Ki ?

Değerli düşünür dostlarım,

Ülkemizde doğal veya yapay gündem o kadar büyük bir süratle değişiyor/değiştiriliyor ve kitleleri etkiliyor ki kayıtsız kalmak elden gelmiyor. İnsanların zihinleri ve gönülleri o denli yoğun biçimde gündeme dönük iken kim benim stratejik analizlerimi ve önerilerimi dikkate alır ki ? endişelerime yenik düşüp gündeme ilişkin yazı yazmak durumunda kalıyorum. Malum okunma /izlenme oranı yazı yazmaya/fikir üretmeye çalışan kişilerin en büyük motivasyon unsurudur. Aksi takdirde hatıra defteri yazar gibi kendin çal kendin oyna durumuna düşmek riski vardır.

Son günlerde gündemin en gözde konusu askerlik hizmetine ilişkin olarak yapılacağı belirtilen yeni düzenleme kapsamında bedelli askerlik ve vicdani red konularıdır.

On binlerce genç insanımızı ve aileleri ile birlikte değerlendirildiğinde milyonlarca vatandaşımızı yakından ilgilendiren çok hassas,istismara açık ve milli duyguları etkileme özelliği olan konulardır bunlar. Toplum içinde çok farklı değerlendirmeler yapılmakta geleneksel milli değerlerimizle yeni paradigmalar çatışmaktadır.

Toplumun bir kısmı şiddetle karşı çıkarken bir diğer kısmı özgürlük alanlarının genişletilmesi kapsamında en demokratik hak olarak görmektedirler.

Değerli düşünürler, hiç bir yeni fikir ve öneriye, farklı bakış açısına en başından öğrenilmiş ön kabüllerimizin tesiri altında kalarak karşı çıkmak veya fayda /zarar-maliyet/etkenlik analizi yapmadan koşulsuz hemen kabullenmek/benimsemek pek doğru gelmiyor bana. Önemli olan her konuyu,toplumsal talepleri ve yeni paradigmaları ülkemizin milli menfaatleri doğrultusunda tartışabilmek ve farklı yaklaşımlara tahammül gösterebilmektir. Uzlaşma kültürünün gelişmesi ile ve farklı fikirlerin uygarca çarpışması neticesinde en rasyonel çözümlere ulaşmak mümkündür.

Bütün bu değerlendirmelerin ışığı altında; bedelli askerlik ve vicdani red konularındaki bazı somut düşünce ve önerilerim aşağıda sunulmuştur.

Zengin-fakir ayrımcılığı ile vatan görevi yalnızca fakirlerin sorumluluğumudur ?

Şehit/gazi yakınlarının,bizim evlatlarımız boşuna mı şehit/gazi oldular ?

Vatan borcu, kredi borcuna mı dönüşüyor ?

Vatani görevi yerine getirmenin şerefi para ile ikame olunabilir mi ?

sorularına,eleştrilerine ve tepkilere toplumu her kesimi ile tatmin edebilecek çözümler getirilmesi zarureti vardır. Bu uygulamanın bedelinin/dominant değerinin sadece ödenecek muayyen bir miktar para olmadığı, ailevi mecburiyetler,yaş, eğitim/kariyer planlaması,sağlık gibi bireysel nedenlerin yanısıra ülke ekonomisinin gerekleri,milli savunma stratejileri gibi ulusal değerlendirmelerin esas alındığı samimiyeti topluma çok iyi açıklanmalı ve genel mutabakat sağlanmalıdır.

Vicdani red konusuna gelince; her şeyden evvel bu projenin ismi değiştirilmeli ve adeta zorunlu askerlik hizmetini küçümseyici, ülkemizin milli savunma gücünü zayıflatıcı algıyı ortadan kaldırmak gerekir kanaatindeyim. Bu cümleden olarak vicdani tercih tabiri daha anlaşılır/kabul edilebilir diye düşünüyorum.

Zorunlu Askerlik hizmetinin mutlak surette muharip özellikli olması ve kıta nitelikli cephe birliklerinde icra edilmesi gerekmeyebilir. Benim inanç dünyam,fizik ve ruh sağlığım uygun değil, yüreğim ve bileğim yetmez diyen adama zorla eline silah verip ön cephe birliklerinde askerlik yaptırmak ne kadar doğru ve faydalı olabilir ?

Yeter ki vicdani tercih hakkını kullandırırken toplumun genel vicdanını incitmeyelim.

Muharip/silahlı mecburi askerlik hizmetinin yerine kamu yararına başka hizmetler belirlenirken çok dikkatli ve seçici olunmalıdır. Ömrü hayatında bir defa bile kimsesiz/bakıma muhtaç insanların barındığı kurumlara gitmemiş,normal zamanda maddi manevi hiç bir katkı vermemiş bir vicdanlının !! mecburi askerlik hizmeti yerine bu tarz kamu hizmeti yapması bana biraz ironik ve ahlaksızca geliyor.

Ayni şekilde yine hayatında yerden bir çöp alıp ta en yakın çöp kutusuna atmamış,bir fidan dahi dikmemiş başka bir vicdan sahibinin!! de zorunlu askerlik hizmetini çevre koruma kapsamlı kamu hizmeti ile yerine getirmesi abesle iştigal gibi geliyor..

Tabiatı ile bu ironik yaklaşımım bazı hizmetler için geçerli değildir örneğin bir tıp doktorunun sağlık hizmetine çok ihtiyaç olan bir coğrafyada veya bir öğretmenin eğitim ihtiyacı olan bir bölgede mesleklerini icra ederek mecburi askerlik hizmetlerini yapmış sayılmalarını toplumun saygı ile kabul edebileceği inancımı muhafaza ediyorum.

Halen mevcut zorunlu askerlik sistemininde ıslah edilmesi gereken çok yönleri olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. Örneğin kısa dönem askerlik hizmetini ele alalım; belli bir yaşa gelmiş, çoluk çocuk ve iş sahibi olmuş, üst düzey eğitim almış ama hayatında eline hiç silah almamış bir adamı bir kaç haftalık bir eğitimden sonra evvelce rüyasında bile görmediği coğrafi şartları olan bir bölgede düşük yoğunluklu bile olsa silahlı mücadele de dahil bir çatışma ortamına sokmak ne kadar doğru olabilir ?

Değerli düşünürler,hakim parametre bireyin mecburi askerlik hizmeti süresince ülkemize nasıl en fazla yarar/katkı sağlayabileceğinin doğru tespit edilebilmesinde gizlidir. Bu tespit için öncelik gayet tabidir ki milli savunma ihtiyaçlarımız doğrultusunda TSK nin insan kaynakları talebi olmalıdır. Global anlamda uluslar arası ilişkilere paralel olarak tehdit algısı ve milli askeri stratejik konsept değişmek/güncellenmek zorundadır. Öte yandan TSK nin insan gücü yoğun bir yapıdan teknoloji yoğun bir yapıya dönecek şekilde modernizasyon ve profesyonelleşme çalışmaları da sürmektedir. Bu kapsamda silah altına alınması gereken İK nın da göreceli olarak azaltılması doğal bir sonuçtur.

Netice olarak ; Türkiye’nin, gerçek ihtiyacın çok üzerinde sayıda kitleleri silah altına alıp milli kaynaklarını tüketmeye de, toplumunun halen çok büyük bir çoğunluğunun şeref ve onur saydığı askerlik hizmetinin ifasında ikircikli yaklaşımlarla sosyolojik ayrışmalara da tahammülü yoktur . Yasa koyucu makamların asla hiç bir siyasi ve/veya ekonomik rant uğruna ve acele ile düzenleme yapmamaları, toplumsal uzlaşı mekanizmalarını sonuna kadar işletmeleri gerektiği kanısındayım.

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS