Serdar Durat

Vizyon - Misyon - Strateji

Değerli düşünür dostlarım,
Bundan on yıl kadar önce günlük hayatımızda toplumun büyük bir kesimi tarafından pek bilinmeyen sihirli ve biraz da fiyakalı üç kelime vardı. Vizyon -Misyon ve Strateji . Anlı şanlı bir çok kurum ve kuruluş yerli ve yabancı danışmanlara dünyanın paralarını öderler, bu kavramları yaldızlı harflerle duvarlarına astırır ve toplam kalite yönetimine geçtiklerini zannederlerdi. Kalite standartları belgelerine sahip olmak için özellikle ortak akıl yöntemini , modern yönetim araçlarını ve yatay düşünce sistematiğini içselleştirdiklerini göstermeye çalışırlardı. Hatta bunlardan bir kısmı işi daha da abartarak tepe yöneticilerinden başlayıp hizmetli personele kadar tüm çalışanlarına kurum vizyonu ve misyonunu ezberletirlerdi.
Tuğla kalınlığında ve rafları süslemek üzere stratejik planlar hazırlatılırdı.
Ancak gerek sosyal antropolojik özelliklerimiz , amir-memur/ ast-üst ilişkilerimizin tabiatı ve gerekse lider odaklı karar süreçlerine dönük alışkanlıklarımız, yetki ve sorumlulukları kurum içi paylaşım usüllerimiz itibarı ile bahse konu bu dokümanlar genellikle fantazi statüsünde kalır, karar vericilerin kendilerini sınırlamalarına izin verilmezdi. Daha somut ifade etmek gerekirse; Atanmış ve/veya seçilmiş lider, patron, amir vs durumundaki sevk ve idare gücünü elinde bulunduranların iki dudağı arasında ve paşa gönüllerinde sıkışır kalırdı tüm kararlar ve tercihler.
Hesap vermek, bedel ödemek, paydaşları ikna etmek ve inandırmak gibi dertler hiç olmazdı.

Sevgili okurlar,
Özetle ifade etmeye çalıştığım bu geleneksel yapımız günümüzde de hayatın hemen her alanında varlığını ve hakimiyetini sürdürmektedir.

Şimdi gelin isterseniz bu tespitin ışığı altında Başbakan ve CB adayı Erdoğan'ın Haliç Kongre merkezinde görkemli bir törenle açıkladığı Vizyon belgesini değerlendirmeye çalışalım. Her şeyden evvel bu belgenin lansmanında Erdoğan'ın
''ülkemiz-milletimiz- demokrasimiz için hayırlar getirmesini rabbimden niyaz ediyorum'' şeklindeki sözleri din disiplininden ne denli etkilenilmiş olduğunun ilk ve en temel işaretidir. Seçildiği takdirde CB olarak görev yaparken de Başbakanlığı döneminde olduğu gibi Dini değerleri icraatlarının merkezinde tutacağı aşikardır.

''10 Ağustos 2014’te Türkiye ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan milletin oylarıyla seçecek. AK Parti’nin genel başkanı ve Başbakan olarak 2007’de yaptığımız değişiklikle, halkın seçmesini sağlamış olmanın büyük bir memnuniyetini yaşıyorum''
ifadesi ile muhteşem bir takiyye yaparak aslında Halkımızın kendi seçimini yapmak gibi bir durumun asla sözkonusu olmadığını, sadece siyasi parti liderleri tarafından seçilen adaylardan birine oy vermek zorunda bırakıldığını dikkatlerden uzak tutmaya çalışmaktadır.

'' Biz gelmeden önce hakim olan şuydu. Önce devlet sonra millet. Biz geldik bunu tersine çevirdik. Önce millet sonra devlet'' sözleri ise; özellikle son 12 yıldır inanç, etnisite, refah seviyesi, politik tandans bazında ayrıştırılan, kamplaştırılan ve birbirlerinden duygusal manada uzaklaştırılan toplumumuz artık neredeyse millet olma özelliğini yitirme eşiğine getirilmişken , güvenlik güçlerinin vatandaşa şefkatli ! yaklaşımı, coğrafi bölgelerimiz arasındaki gelir dağılımındaki akıl almaz adaletsizlik, yargıya karşı güven erozyonu düşünüldüğünde ironik ve inanılması güç bir ifade olarak algılanmıştır.

''AK Parti’yi kurarken kendi sorunlarımızı değil, her sorunu kendimize dert edindik. 12 yıl boyunca da başörtüsü özgürlüğü kadar ifade özgürlüğünü savunan biz olduk.  Sünninin özgürlüğünü savunduğumuz kadar alevinin  de özgürlüğünü savunan biz olduk'' sözleri ; Cem evlerinin statüsü, basın özgürlüğünde dünya sıralamasındaki gurur duyamayacağımız yerimiz, demokratik eleştiri yaparak toplumun haber alma özgürlüğüne hizmet eden gazetecilerin, yazarların başlarına gelenler, belediye hizmetlerindeki ayrımcılık ortada iken epeyce düşündürücü ve endişe verici olarak kıymetlendirilmiştir.
''Dünün mağdurlarıyken, bugünün mağrurları olmadık'' deyişi ; tıp doktorları tarafından yüksek ego ve kontrolsuz öfke şeklindeki ruh hali tespit edilen Erdoğan'nın ve zamanında çok ezildiklerini şimdi ise gücün kendilerine geçtiğini açıkça ifade eden, zımni bir rövanş duygusunu saklayamayan AKP heyetinin muhtelif vesilelerle yaptıkları açıklamalarla zıtlık teşkil etmektedir.

''Pensilvanya’dan idare edilen, Türkiye’yi eski Türkiye’ye döndürmeye çalışan çeteye de eyvallah demedik'' sözleri ; ''Bir zamanlar maziye bak ne kadar şendiniz'' şarkısını akıllara getirmiştir.

Sevgili okurlar,
Başbakan ve CB adayı Erdoğan vizyon belgesine dönük açıklamalarında özetle şu sözlere yer vermiştir.
''Eğer milletimiz takdir eder cumhurbaşkanı seçilirsek, hedeflerimizi, yaklaşımlarımızı kayıt altına aldık. Cumhurbaşkanlığımız süresince, yol haritamız olacak vizyon belgesi “Yeni Türkiye Yolunda” ismini taşıyor. Altında şunu göreceksiniz. Demokratik yönetim, refah toplumu ve öncü ülke başlıkları bulunuyor. Neyi kast ediyoruz? 12 yılda ülkemizin dört alanda dönüşmesine yollar açtık. Demokratikleşme - refah şehirleşme - uluslararası ilişkiler.

İlk bakışta gönül okşayan ve gelecek için iyi temennileri içerdiği düşünülen bu vizyon belgesinin yazılı bir taaahhüt , tüm topluma karşı verilmiş namus ve şeref sözü gibi işlem görmesi gerekir. Seçildiği takdirde tüm icraatlarının bu sözleşme doğrultusunda takip ve kontrol edilebilmesi ve sapmalar halinde hesap vermek , bedel ödemek zaruretini içermesi şarttır. Aksi takdirde korkarım ki yukarıda belirttiğim gibi bu belge de dosyalar içinde masa üstünde ve raflarda kalır, Erdoğan yine kendi istediği gibi siyasete, yargıya, ekonomiye, dış politikaya, hayat tarzlarına yön vermek ve tek başına amiri ita olmak gayretlerini sürdürmekten vazgeçmez.

Saygılarımla

Serdar Durat
Stratejist

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS