Son yaşanan komplo olayından sonra ekranın ve bilgisayarın başından ayrılmıyorum desem yeridir. Neredeyse on beş saat kimin ne söylediğini takip etmeye çalışıyorum ve yandaş medyanın hali beni hem düşündürüyor, onların içinde bulundukları duruma bakıp acıyorum hem de.
Evet, şaşırmayın; acıyorum sözcüğünü bilinçli olarak kullandım. Çünkü tek tip düşünmek, sözcüklerin yerlerini değiştirerek ayni şeylerden söz etmek zorundalar bu kişiler. Yani bir merkezden dağıtılan metni yinelemek gibi bir durum bu... Tek adamın insanlar üzerindeki inanılmaz üstünlüğü yani. Öyle bir baskıdır ki bu, baksanız bile görmezsiniz, dinleseniz bile duymazsınız, dokunsanız bile hissetmezsiniz. Çünkü ekmek parasını kaybetmektir korkunuz, ya ben de issizler ordusuna dâhil olursam sorusu beynini kemirirken karsı çıkmayı, doğru bildiğini söylemeyi nasıl başarabilir ki insan? Başaramaz elbette... Başaramadığı için esir olmayı göze alır, yandaş medya çalışanı.
Yasam felsefesi önce can, cananı düşünmesek de bir şey kaybetmeyiz olanlar; TEKEL isçisinin eylemini gereksiz, sadaka kültürünü sosyal yardımlaşma, teröre pirim vermeyi açılım, askerlere saldırmayı demokrasi, çöken ekonomiyi şahlanmış, cumhuriyeti ve Atatürk’ün savunduğu ilkeleri savunanları statükocu, bir parti liderine ve bir kadın milletvekiline komplo yapmak için mahrem kaset hazırlamayı kendilerinde hak olarak görür. Hatta kendi yaptığı ayıbı örtme adına yine bir başka yanlışla mağdur olan siyasetçiyi hedef göstererek namus bekçiliğine soyunurlar. Gözü karadır böylelerinin, hele bir de arkalarında borazanlığını yaptıklarının dayanılmaz gücünü hissettiklerinde önlerinde dağ dayanmaz.
Geçen gün adreslerimden birine gelen iletide bir dostum, okuduğu gazetenin ve o gazeteden yukarıdan gelen emirle ayrılmak zorunda kalan yazarların isimlerini vererek; “yirmi beş yıldır evime soktuğum gazetemin şu anki durumuna bakıp kahroluyorum, ben bir eli yağda, ötekisi balda olan, dünyadan bihaber olduğundan yazılarında Polyannacılık oynayan yazarın yazılarını okumak zorunda mıyım,” diyerek serzenişte bulunuyordu.
Gün içinde benzer içerikte onlarca ileti alıyorum. İnsanlar kızgın, insanlar öfkeli... Cepleri dolgun olanların değil de emekçinin yanında olunsun istiyor insanlar... Beklentileri çok fazla, umutla destekledikleri liderler yalnızca seçim zamanı hatırlamış onları ve ülkeyi yönetsin dedikleri, bu beklentilerini karşılamaktan uzak olmuş her zaman. Siyasetçilerden aradıklarını bulamayacaklarını anladıklarındaysa sorunlarını görevlilere aktarır umuduyla bel bağlamışlar yazılı ve görsel medyada çalışanlara.
Ülke; tarif etmesi güç, hiç olmadığı kadar karışık günler yaşıyor. Bazıları her şeyi güllük gülistanlık gösterse de içinde bulunduğumuz durum hiç de iç açıcı değil ne yazık ki. Kafasına uymayanın azarlandığı, kadınların doğurma makinesi olarak görüldüğü, delil karartamayacak konumda olanların bile aylardır hapishanelerde tutulduğu, önüne gelenin muhbir kesildiği, tüm kurumların ele geçirilmek istenildiği, yargının politika arenasına çekilmeye çalışıldığı, herkesin birbirinden şüphelendiği ve kimsenin kimseye güveninin kalmadığı, medyanın tehditlerle susturulduğu bir ortam yaratıldı. Ülkenin daha fazla sıkıntıyla boğuşmaması için başta para karşılığında görüş değiştirdiklerinden acınılacak halde olanların silkelenip kendine gelmesi en akılcı tavır olmaz mı sizce? Aksi tavırla daha çok piyasaya sürülmüş kaset görürüz ve tek kalemden çıkma metinleri okuruz.