Dışarıdan ne top sesi geliyor, ne de tüfek… Mors alfabesiyle çalışan telgraflar da suskun… Ankara’ya ilerleyen düşman birlikleri de yok. Peki, sabahın altısında meclisin ışıkları niye açık hala? Saatlerce koltuklarından ayrılmadan kararlı bir şekilde değişikliği yapma istemi bir kurtuluş savaşı değildir de nedir? Atatürk'ün, silah arkadaşlarının ve halkın tırnaklarıyla kazıyarak kurdukları Türkiye Cumhuriyeti'nden kurtulma istemi değil midir? Kurtulup, ikinci cumhuriyeti oluşturma niyetindedir AKP… Kurtulup; önce başkanlık sistemini, ardından padişahlık benzeri bir sistemi getirme çabasındadır. Bu nedenledir ki parlamento sabahlara dek çalışmaktadır, bu nedenledir ki yüzlerine tükürülse ya da cinsel tacize uğrasalar bile çıt çıkarmamaktadırlar.
Acelesi vardır AKP’Lİ vekillerin, çünkü korku dağları aşmıştır. Evet, içlerinde öyle bir korku vardır ki apar topar teklifi yasalaştırmak istemektedirler. Bu telaşın nedeni, acaba 2011'deki genel seçimlerde mağdur edebiyatı oynayarak %47 oy oranını yeniden yakalama istemi midir? İşsizlik, yoksulluk ve yokluk gibi sorunlar varken iktidar partisinin öncelikle neden yargıyı himaye altına almayı istediğini merak ediyorum. Eminim ki evinde ekmek bulunmayan insan da, kahve köşelerinde elinde iki diplomayla çürüyen işsiz genç de merak ediyordur bunu.
Pazartesi günü başlayan Anayasa değişikliği görüşmelerinde trajikomik sahneler yaşanıyor. İlk gün TBMM adeta Recep Tayyip Erdoğan'ın emriyle 18 saat çalıştırılmıştır. Bir oy kaybetmeme adına sözde tarafsız olan TBMM Başkanı da adeta koltuğuna çivilenmiştir. O kadar hırslıdır ki iktidar, GUINES Rekorlar kitabına geçecek kadar çok skandala imza atmakta, savunduğundan başka hiçbir fikri önemsememektedir.
Onca konuşmanın içinde belki de aynı sorunları yaşıyor olmamızdan olsa gerek görme engelli vekil Lokman Ayva'nın konuşmasıydı dikkatimi çeken. Sabaha karşı söz talep eden Ayva, konuşmasıyla AKP'nin skandallarına bir yenisini eklemiştir bana göre. Tamamıyla duygu sömürüsü üzerine kurulmuş konuşma metninde engellilerin onurunu zedeleyecek sözcüklere yer vermişti. Ayva, geç aldığı eğitimden başlayıp, 2002 yılında çıkardıkları ama bir türlü yaşama adapte edemedikleri Özürlüler Yasasından çıktı konuşmasında. Son olarak da kaba bir tabirle teklifin birinci maddesinin geçmesi için oy dilenip koltuğuna döndü. Aklından geçiyor tabi insanın, mademki Özürlüler Yasası yurttaşlar için iyiydi, o zaman niçin Anayasa teklifinde engelliye yer verme gereksinimi duyuldu? Yoksa acı hapı bizim ağzımıza bir parça balla tatlandırma girişimi midir? Eğer öyleyse engellinin duygularını kullanacak kadar düşmüştür AKP!
Engellinin tabi ki bir sürü sorunu var. Sağlıklı insanlarda olduğu gibi bizlerin de önde gelen sorunu istihdamdır. Ayva, yasada zorunlu tutulan %3 engelli işçi alımını ne ölçüde kontrol ediyor? 5000 engelli personel alımı için doldurulan form karşılığında alınan 110 TL konusunda ne düşünmektedir, vicdanı böyle bir uygulamayı nasıl kabul etmektedir? Anayasaya; “7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının sonuna “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” cümlesi ve aynı maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, devamındaki fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir. “Çocuklar, yaslılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.” Sözcüklerinin eklenmesiyle engelli eğitim görebilecek midir, sokağa çıkabilecek midir? Sanırım kıtalar arası uzaklıktakiyle Ayva birlik olup okuyup üfleyecek ve bir gecede ülkedeki tüm binaları engellinin kullanımına uygun hale getirecektir. Ayrıca birinci maddedeki değişiklikle yalnızca engelli değil, kadın, yaşlı ve gaziler başbakanın esas geçirmek istediği cumhuriyetin işleyişini değiştirecek üç maddeye kurban edilmiyor mu?
Okuduğumuz kitaplarda ve izlediğimiz filmlerde Kurtuluş Savaşı döneminde çekilen sıkıntıları gördük. Bu gün de çok büyük zorluklar yaşanmaktadır. Örneğin; Yozgatlı ninem topu, tüfeği cepheye taşırken, bu gün vekilimin 18 saat koltuğa oturmaktan poposu kızarmaktadır. Karslı dedem gecelerce siperde nöbet tutarken, bu gün vekilimin apış arası pişik olmaktadır. Sekiz yıldır böyle hırsla çalışsaydınız da memleket bu hale gelmeseydi diyor insan. Ve soruyor; nedir bu kin, bu öfke?