• Bulgaristan, Milletvekili Aziz Babuşçu’ya ’giriş yasağı’ koydu
  • Yunanistan adalardaki sivillere silah eğitimine başladı
  • İngiliz Parlamentosu’ndan şok Türkiye raporu
  • Ailesiyle birlikte sokakta kalınca
  • CHP'den sürpriz erken seçim iddiası
Burcu Demir

Yeni başlayanlar için; liberalizm

Geçen hafta liberal felsefeyi ve Türkiye'deki gelişimi detaylıca anlatan bir yazı kaleme alacağımı belirtmiştim. Konuyla ilgili kulaktan dolma söylemlere cevap niteliğinde bir metin hazırladığım da söylenebilir.

En baştan başlamak gerekirse, liberalizm, vahşi kapitalizmin hizmetçisi olmadığı gibi onun tıkanmışlığına realist çözümler arayan yegane felsefe değil midir?  Kitle yerine bireyi; tüketim yerineyse üretimi düşüncelerinin merkezine koyar. Toplumları tek tipleştirilmesine karşı çıktığı gibi bireylerin ayırt edici özelliklerinin farkına varması  gereğine işaret eder. Devletin baskıcı ve hantal yönünü rafa kaldırıp bireysel kimlikleri korumasını;bununla beraber, üretimi teşvik etmesini önerir. Fakat en mühimi bahsi geçen hedeflerin ekonomik istikrar olmaksızın gerçekleşmeyeceğini bilir. Dolayısıyla; bunu başarabilen kadroya şans tanımakta sakınca görmez.

Aslına bakılırsa,Türkiye'de liberalleri konu alan her tartışmanın muhafazakarlara verdikleri desteğe kilitlenmesi de sanıldığı kadar haber değeri taşımaz. Çünkü söz konusu durum, Galatasaray'dan Fenerbahçe'ye transfer olmak kadar keskin bir manevraya karşılık gelmez. Şöyle ki (solcu dostların deyimiyle) bizim viski kadehini elinden düşürmeyen liberaller, 'milli içkimiz ayrandır' diyen dindarlara tarihin hiçbir döneminde silah doğrultmamış, başı örtülü kızlarına üniversite kapılarını kapatmamış, türbanlarını çıkartmaları için para teklif etmemiş ya da yaşadıkları mahallelerin duvarlarına ötekileştirici sloganlar yazmamıştır. Başka bir deyişle; muhafazakarlığın tümüyle bertaraf edildiği bir Türkiye hayal etmemiş; bilakis, hem viski hem de ayran içenlerin sosyal yaşamda yeterli hareket alanı bulması gereğini her daim savunmuşlardır.

Bu açıdan bakıldığında, muhafazakarlarla siyaset yapma eğilimlerinin Ak Parti ile başlamadığını tahmin etmek kolaylaşır. Nitekim, gerek DP'nin gerekse ANAP'ın söz konusu grupları biraraya getiren siyasi yapılar haline geldikleri malumumuz. Lakin, bahsi geçen partilerde liberaller ana unsur; dindarlar ise küçük gruplar halinde varolmuşken Ak Parti'de durum tam tersi şekilde gelişmiştir. Söz konusu tablo, merkez sağcıları, solcular kadar rahatsız etmez. Amaç partiye hakim hale gelmekten ziyade ülke siyasetinin geleceğine dahil olmaktır ve ne yazık ki birçok liberal açısından, dindarlığa vurgu yapan oluşumlar, seküler bir yaşam süren sosyal demokratlardan 'daha faydalı' ya da 'daha az zararlı' bir çerçeveye oturur.  Çünkü merkez sağcılar için 27 Mayıs 1960 ve sonrasında yaşananları 'ihtilal' addetmek, ayranı milli içkimiz ilan etmekten çok daha tedirgin edici bir tabloya karşılık gelir.

Demem odur ki, CHP'nin özgürlükçü kimliğini hak ermesi için mevcut hükümetin baskıcı tutumunu eleştiren cümleler kurması yetmez.  Geçmişte biriktirdiği kendi baskıcı tavırlarıyla da yüzleşmesi icap eder. Bu dönüşümü göze almadığı müddetçe -değil ''başı kapalı kardeşlerimizden'' oy almak- kendisiyle aynı yaşam tarzını benimseyen merkez sağcılar için bile umut olamaz. Neticede, 'viski içen liboşlar ne diye 'milli içkimiz ayrandır' diyenlerle kol kola geziyor sorusunu liberallere ya da muhafazakarlara değil; sosyal demokratların bizzat kendilerine sorması gerektiğini düşünüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS