Hani insan kaçtıkça terslikler, kötülükler, olumsuz ne varsa üzerine gelir ya bu Movivu da ben kaçtıkça karşıma çıkıyor. Adam enkebit gibi yapışmışken bana, özgürlüğümden söz edemez oldum. Geçen gün, tam ailemle Dikili'nin mavi bayraklı denizinde serinlemeye karar verip, mayolarımızla kumsala doğru hareketlenmiştik ki bir de ne görelim; bizim Movivu çekmiş paçaları dizlerinin altına dek uzanan bir şortu bacaklarına, limuzinden iniyor. O an anladım ki teröristlerin hareketlerini kontrol etmek için istihbarat paylaşımına pek de yanaşmayan ABD, yirmi dört saat beni izliyor. Anlayacağınız; bizim ev, olmuş bir BBG evi...
İlk şoku üzerimden atmaya çalışırken içi tıka basa yarı çıplak adam dolu bir otobüs ayaklarımızın dibinde durmaz mı, ne diyeceğimi bilememiştim o an. Meğer bizimki ne olur ne olmaz, bakarsın bir gece ansızın parlamentodan kafamıza göre bir yasa çıkartıveririz diye tuvalete bile hep birlikte gitme kararı almış. Taa, dünyanın öbür ucundan gelen konuklarımızı kovmamı beklemezsiniz sanırım benden, yanılmadınız... Bir tabur erkek ve annem düşmüştük yola, istikamet Ege Denizi...
Öğlen güneşi tepemizde, tatil yapmak için gelen insanların; "bunlar da nereden çıktı," der gibi attığı bakışlarının arasında varmıştık kumsala. Korumalar zaman yitirmeden bir futbol sahası büyüklüğündeki alanı brandayla kapatmışlardı. Biz de son hazırlığımızı yaptıktan sonra doğruca denize girmiştik.
Suyla buluştuğumuz o anı görmenizi isterdim gerçekten; kimi şortlu, kimi külotlu 350 adam ve biz... Deniz isyan etmişti vallahi. Bizim akın ettiğimizi gören turistler de hızla karaya çıkmıştı korkarak.
Su epeyce serinmiş, vücudumuzu alıştırmak için sutopu oynamaya karar vermiştik. Tabi ben yalnızca dokunacaktım üzerime doğru gelen toplara. Movivu'nun sert bir çıkışıyla top o anda yanımıza gelmişti. O sırada Türkçeyi yeni yeni öğrenen Movivu'nun kabilesinde en güvendiği isim olan Dönfırdü, Ali ismini verdikleri adama dönerek;
-A-li ba-na top-u at. Top A-li, top...
Dönfırdü'nün heceleyerek konuşması hepimizi güldürmüştü. Kol saatine bakan Movivu'nun boynunda asılı düdüğünü ağzına götürmesiyle herkes karaya hareketlenmişti, tabi karadakiler de denize... Movivu izin vermezse altlarına kaçıracak halleri vardı, Mojakistanlı parlamenterlerin. Genel başkanlar başka yönde düşünse bile bizimkiler özgürce oy verebildikleri için ne kadar da şanslı(!) olduğumuzu düşünmüştüm o an.
Ben, kırk dereceyi bulan sıcaklıkta kendimden geçmiş bir şekilde yata durayım, korumalar hızla çilingir sofrası kurmaya çalışıyorlardı. Çok geçmeden de sofralar hazırlanmıştı. Annem, babam ve ben, Movivu ve en vefalı yardımcısı Dalomo'nun sofrasına buyur edilmiştik. Yemeye başlamadan önce Movivu bir salkım üzümü eline alarak havaya kaldırmıştı:
-Salkımımı Doğan Ailesinin şerefine kaldırıyorum.
Gözlerime inanamamıştım, tuhaf bakışlarıma aldırmaksızın 250 kişi sözleşmişçesine bir avuç üzümü ağzına atıvermişti. Movivu yanındaki Daloma'nın sırtını sıvazlayarak:
-Hadiii... Bir salkımla sarhoş olmazsın, yiyelim açılalım anam!
-Ama ben bu mereti sevmiyorum.
-Tamam, anladım... Oğlum, ağabeyine bir ananas çıkar sepetten ve yanına da bir bardak buzlu su... Yemeğin yanına keyiflendirecek bir şey ister misin Ertan?
-Ben alkollüsünü tercih ederim Sayın Başbakan...
-Bak bu olmadı şimdi, şarap neyden yapılıyor? Üzümden... Rakının içinde ne var? Anason... O halde ne yapıyoruz? Alkol içmek yerine üzüm yiyoruz.
Kumsalın orta yerinde anlamsız bir tartışma çıkmasın diye Movivu'nun söylediklerini kafamla onayladıysam da bizim başbakanın insanların özel yaşantısına karışmamasına(!) şükretmiştim.
Yemekten sonra bir süre daha üzüm yiyen Movivu, pantolonun arka cebinden iç içe geçmiş üç A4 sayfası çıkartmıştı ve yüksek sesle; "prova için hazır mısınız arkadaşlar," diye sormuştu. O sırada Daloma kulağıma doğru yaklaşarak:
-Üç ay sonraki seçimler için prova yapıyoruz...
Mektupların biri devrimci, diğeri sağ görüşlü birine aitti. Movivu okudukça sesi inceliyor, ağlama moduna giriyordu. Tabi diğerleri çoktan mendillerini çıkarmışlar, sicim gibi yanaklarına süzülen gözyaşlarını siliyorlardı. Sıra üçüncü mektuba geldiğinde:
-Bir kilogram sütün içine yarım kilogram şeker atılıp karıştırılacak...
Movivu sustuğunda ağlama sesleri en üst seviyeye ulaşmıştı. Kimi parlamenterler işi daha da ileri götürüp şortlarının paçalarını yırtmıştı. Movivu mahcup bir ses tonuyla:
-Hanımın tatlı tarifi de gelmiş arkadaşlar, rahat...
Akşamüzeri vedalaştıktan sonra eve dönerken; "Allahtan bizim iktidar partisi yetkileri referandumda evet oylarının oranının yükselmesi için hiçbir değeri istismar etmeye kalkışmıyorlar(!)," demiştim kendi kendime. Mojakistan Meclisi tatile girdiğine göre bir süre ayaklarımı uzatıp Movivu'nun sesi kulaklarımda yankılanmadan kafamı dinleyebilir miyim, ne dersiniz?