Faşizm'in Türk'ü, Kürt'ü, Alevi'si, Sünni'si, dincisi, dinsizi hep aynı avluya açılır bence. Faşist, karşısındaki görüşü yok sayar ve onu ortadan kaldırmak için kaba kuvvete başvurmaktan çekinmez. Bu yüzdendir ki Faşist bencildir ve kendisinden başkasını umursamaz. Bir ülkeyi ya da bir toplumu kolluyormuş gibi görünür ama aslında en büyük zararı kendisi verir. Yani Faşist, insanlığın düşmanıdır.
Yüzyıllar boyu dünyaya ve ülkemize pek çok Faşist geldi geçti. İnsanları fırınlara atıp sabun yapanı da, koca şehrin üzerine kimyasal bomba atanı da, görüşlerine ters insanlar var diye bir şehri ayaklandırıp otel yakmaya kalkışanı da, İşçi Bayram’ını kutlayan işçilerin üzerine ateş açanı da gördü bu evren. Tabi darbelerle de Faşistler hortladı. Ve son günlerde yaşananlar Faşizm'in kana susadığını gösteriyor bize. Kazanların altına odunlar verilmeye başlandı, yapılacak tek iş olarak çakmağı çakıp karşıt görüştekileri kazana doldurmak kaldı geriye. İlk fırsatta bunu da yapacaklarına dair ciddi kuşkularım var.
Savunduğu hiçbir görüşe sıcak bakmasam da Ahmet Türk'e atılan yumruk kendime atılmış kadar yaktı canımı, insanlığımdan utandım. Ancak söyleyeceği sözü olmayanlar şiddetle çözüm ararlar. Böyle saldırgan insanların benim gözümde teröristlerden, bebek katillerinden farkı yoktur. Olanakları olsa onlar da alırlar silahları ellerine ve kendi görüşünden olmayan herkesi vururlar.
Saldırıyı kınamakla birlikte Samsun'da garsonluk yapan gencin neden Faşizan eyleme kalkıştığını da düşünmeden edemiyor insan. Tamam, hiçbir mazeret o gencin yaptığı davranışı haklı çıkarmaz; ama BDP yetkilerinin söylemleri ve duruşu sorgulanıyor beyinlerde. BDP neden etnik siyaset yapmayı tercih ediyor ve terörizmi destekler konumda? Yıllardır bu sorularıma yanıt bulabilme konusunda pek de başarılı olmadığımı itiraf edeyim. Tüm insanlığı kucaklamak yerine, bir tek etnik toplumu öne çıkartarak politika üretmek Sosyalistlik midir, yoksa o toplumun milliyetçiliği mi? Bir de işin içine şiddet girmişse bunun adı Faşizm olmaz mı?
Siyasi partiler ve liderler oy kazanma uğruna halkın etnik kimliğini ön planda tutmayı marifet saydılar ne yazık ki. Etnik köken tartışmaları alevlendikçe; baba tarafından yedi kuşak Bursalı ama kökleri Osmanlı ile birlikte hareket eden Orta Asyalı bir kola dayanan, annesinin baba tarafı Kırşehirli (sülalede Kürt kökenli gelinlerin de olduğu anlatılıyor), anneanne tarafı Boşnak olan ve dünyadaki tüm sınırların kalkmasını hararetle savunan ben, bu tartışmanın neresinde bulunduğumu soruyorum. Eminim ki benim durumumda olan binlerce kişi de aynı soruları yöneltiyordur kendisine.
Evet, ülkenin batısında yaşayan yurttaş doğusundakine göre biraz daha fazla olanağa sahip. Evet, kendini kral sanan Faşistler devletin olanaklarıyla korumasız halka işkence yapmış ve zaman zaman hala yapıyor. Evet, baskı ve sindirme politikası yer yer geçerliliğini koruyor. İşsizlik, yoksulluk ve yokluk had safhada. Ama tüm bu yanlışları bir başka yanlışla, yani Faşizm ve terörizmle düzeltemezsiniz. Bakıldığında ekonomik sıkıntıların, demokrasi ve bireysel özgürlüklerin her yerde üç aşağı beş yukarı aynı ölçülerde kısıtlandığını görüyoruz. Batıda da gazeteciler ve yurttaşlar işkenceye maruz kalıp yaşamını yitirebiliyor, parasız eğitim isteyen öğrenciler, işini kaybetmeme savaşı veren işçiler coplanabiliyor, saçından çekilip yerlerde dakikalarca sürüklenebiliyor, yoldan geçen vatandaş sivil polislerce durdurulup dövülebiliyor ya da kafasından vurulabiliyor. İşte BDP yöneticileri tüm bu haksızlıklara karşı çıkıp etnik ayrımcılık yapmadan omuz omuza vererek herkese daha fazla özgürlük için projeler üreteceklerine, ufak hesaplarla uğraşıyorlar. Yirmili yaşlardaki gencecik fidanların şehit düştüğü haberleri geldikçe de zaten bilinci yerinde olduğu söylenemez durumdaki toplum hiçbir günahı olmayan insanları bile teröristlerle aynı torbaya koyup yargılayabiliyor. Siyasilerin, ağızlarından çıkanı kulaklarının duymaması da düşmanlık tohumlarının atılmasına neden oluyor.
Türk ve Kürt Faşizm'i ülkeyi bir iç savaşa doğru sürüklediklerinin farkında mı? Sanmıyorum... Öyle olsa başta BDPli yöneticiler olmak üzere herkes, Ahmet Türk’ün sağduyu çağrısına uyup susmaz mıydı?
NOT: 18-Nisan-Pazar günü 15. İzmir TÜYAP Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde SODEV standında tüm kitapsever dostlarla buluşmayı umuyorum.