Osman Balcıgil

Yüzleşme'ye İhtiyacımız Var...

Herkes haklı...

Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca insandan oluşan koca bir toplumun bir parçasısınız ve içinizde, haksız olduğunu düşünen tek kişi yok!

Dehşet verici bir durum...

Sizce de öyle değil mi?

Annesi, babası, çocuğu, öğretmeni, işadamı, işçisi, doktoru, avukatı, politikacısı, imamı, gazetecisi, genci, yaşlısı, eğitimlisi, cahili, yazarı, çizeri, hasılı kelam tek bir Allah’ın kulu dışında kalmamak üzere, tüm bireylerin “haklı” olduğunu düşündüğü bir toplum...

Ve mesela şu anda bu yazıyı okuyan siz, ya da yazan ben, hepimiz, ama hepimiz haklıyız.

Ne güzel olurdu böyle olabilseydi...

Ama değil!

Tersine, içtenliği unuttuk.

***

Acaba eskiden de böyle miydi?

Yani birileriyle konuşurken onlara hak verdiğimiz, ya da kendi kendimize kaldığımızda haksız olduğumuz kanaatine kapıldığımız zamanlar hiç oldu mu?

Olduysa da en azından bana çok eskilerde kalmış gibi görünüyor.

***

Kitapları çok satan genç ve başarılı yazar Ertürk Akşun, Ateş, Güneş ve Ada isimli çalışmasında, yüzleşme’nin özellikle de insanın kendisiyle yüzleşmesinin ne kadar önemli olduğunu gayet iyi anlatıyor.

Şöyle diyor Akşun:

İnsanın kendisiyle yüzleşmesi hakkında

İnsanoğlunu en çok dehşete düşüren şey,

kendisiyle yüzleşmesidir.

Ama aynı zamanda

Bu öyle büyük bir sıçrayış,

Öylesine derinlemesine bir fark ediştir ki,

Bir düşmanımız, en azılı korkumuzla karşılaşmamız bile bu kadar etkili olmaz.

İnsanın kendisiyle yüzleşmesinde, bulabileceği bir bahane

Suçlayabileceği başka birileri yoktur.

Ne de kaçabileceği bir fare deliği vardır.

İnsanın asla kaçamayacağı şey kendisidir.

Bir gün mutlaka karşılaşır.”

Bu saptamada bulunurken, bir yandan da ergenliğinden başlayarak kendisiyle, ama hiçbir sınır koymadan yüzleşiyor yazar.

Bir solukta, beğenerek okudum Ertürk Akşun’un kitabını.

Gayrı ihtiyari “Bu kadar da açık sözlü olunur mu?” dedirtti bana.

Helal olsun!

***

Kitapları henüz Türkçe’ye çevrilmemiş, çok ödüllü Singapur’lu yazar Muhammed Latif Muhammed’in Yüzleşme isimli kitabından bir alıntı yapmama izin verin:

Adam, Malay dilinde “Merdeka!” diye çığlık attı.

İnsan seli “Merdekaaaaa!” diyerek cevapladı.

Yüzleşme, Malezya’dan ayrılma sürecinde Singapur’luların çektiği sancıyı, ülkenin yaşadığı gerilimi anlatıyor...

Muhammed Latif Muhammed’in kitapları Çin, İngiliz, Alman ve Kore dillerine çevrildi ve büyük ilgi gördü.

Belki Türkçe’ye de çevrilir ve biz de acı çeken, gerilim yaşayanların sadece kendimiz olmadığını görme imkanı ediniriz.

***

Yüzleşmezsen, körleşirsin...

Bu ruh halinin ne büyük bir felaket olduğunu, Körleşme isimli kitabında Elias Canetti çok güzel dile getirir.

Modern romanın en önemli eserlerinden biridir Körleşme.

Kitabı Türkçe’ye, usta çevirmen Ahmet Cemal kazandırmıştı.

Ellias Canetti Nobel Ödülü’nü yeni almıştı... Yıl, 1981.

Oysa, Canetti söz konusu kitabını yazarken henüz 26 yaşındaymış...Yıl 1931.

Yani, sadece Türkçe bilen okurun kitabı okuması için 50 yıl (yarım yüzyıl) geçmesi gerekmiş...

Romanın, ilk kez 1935 yılında Viyana’da yayınlandığını biliyoruz.

1943 yılında İngilizce’ye çevrilmiş ama savaş nedeniyle ancak 1946’da basılabilmiş.

Kitapların da, insanlar gibi şanslıları ve şanssızları vardır...

Körleşme, en azından yirmi yıl süreyle şanssızlar arasında yer almış. Uzunca bir süre ilgi görmemiş, kitapçı raflarında tozlanmış.

Ta ki, yazarın Kitle ve İktidar isimli çalışması piyasaya çıkana kadar...

Aslında bir baş yapıt olan Körleşme, yazarın bu yeni kitabıyla birlikte dikkat çekmiş ve başlamış elden ele, dilden dile dolaşmaya.

Ne  mi anlatılır romanda?

Çok kısa bir şekilde ifade etmek gerekirse, insanlardan uzak yaşamayı tercih eden kitap kurdu Profesör Kien’in, hayatının kontrolünü hizmetçisine nasıl kaptırdığı...

(Daha fazlasını merak edenler, bir zahmet kitabı okusunlar...)

Kitabın kahramanı Profesör Peter Kien’in “arızalı bir aydın” olarak portresi, özellikle 1980 sonrasında, üzerinden askeri diktatörlük silindiri geçmiş olan “biz”leri derinden etkilemişti.

Elias Cannetti’nin Körleşme’sinde, aslında yaklaşmakta olan Nazizm’in ayak sesleri duyulmaktadır...

Ama körleşmiş olan insanlık, bu sesi , boğazına kadar belaya battıktan ve kendisini düştüğü çukurdan zor zahmet kurtardıktan çok sonra duyabilecektir...

***

Ertürk Akşun’un kitabı Ateş, Güneş ve Ada’yı okurken Elias Canetti’nin Körleşme’sini hatırladım.

Genç yazarın, insanın kendisini tanıması, tanıklığını yüksek sesle dile getirebilmesi, bir başka deyişle kendisiyle ve içinde yaşadığı toplumla yüzleşme’sinden ve bu önemli mesele’ye yaptığı vurgudan alabildiğine etkilendim.

Her şekilde yüzleşme’ye, içinde yaşadığımız günlerde çok ama çok ihtiyacımız var.

Açık sözlü olmayı, durmaksızın başkalarının hatalarını tekrarlamak yerine kendi hatalarımızı da kabul etmeyi denememiz lazım.

Bir başka deyişle, biraz da olsa, yelkenlerimizi empatiyle şişirmemiz gereken günlerden geçiyoruz.

***

Seneca şöyle diyor:

“Yaşıyorsak, umut var demektir!”

Tünelin sonunda görünen ışık, üzerimize doğru gelmekte olan trenin farları olsa bile.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS