Dün yine acı acı çaldı telefonum. Belirlediğim melodi, bana arayanın tanıdık biri olduğunu söylüyordu. Zaten açıkçası bugünlerde aramasını bekliyordum. Çünkü internetten izlediğim kadarıyla bizim Mojakistan'da her şey daha bir belirsizleşmiş. Başbakanları Movivu'nun koltuğu da sallanıyormuş.
İçin için kızsam da, telefonu kapattıktan sonra dakikalarca arkasından konuşsam da kıramıyorum keratayı. Durum böyle olunca da istemeye istemeye açtırıyorum telefonumu. 3G açılınca kısa süreli bir şok yaşadım, çünkü karşımda annesi genel eve düşmüş, sevgilisi tarafından parasızlık nedeniyle terk edilmiş Küçük Emrah'ın yüz ifadesi vardı. Beni telefonunun ekranında görür görmez de çocuklar gibi ağlamaya başladı Movivu. Nasıl da ağlıyordu bir görseniz, iki gözü iki çeşme...
Çok sonra kendini toparlamıştı. Tabi o ana dek meraktan çatlayan ben, elime geçen ilk fırsatı değerlendirip; "ne oldu," diye sordum. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve ardından; "ben ettim, sen eyleme," diye söze girdi. Meğer yandaş basın mensupları yaranacağım derken ipin ucunu kaçırmışlar ve Coykol'a şaka yapmışlar. Şaka, bir süre sonra kakaya dönüşmüş ve dağ gibi adam bir haftada koltuğundan olmuş. Anlattıklarını dinlerken gördüğüm ilk tahta nesneye kulak mememi çektikten sonra üç kez tıklattım; iyi ki bizdekiler öyle anlamsız işlerle uğraşmıyorlar da yalnızca görevlerini düşünüyorlar diye.
-İyi ya işte, en güçlü rakibinin etkinliği azalmış. Daha ne ağlıyorsun?
-Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Eteri gitti beteri geldi.
Aslında Movivu'nun neden yakındığını, gözyaşlarını tutamamasının nedenini çok iyi biliyordum; ancak derdini kendisi söylesin istiyordum. Yani bir nevi sadistlikti benimkisi. O da dünden hazırlıklıymış içini dökmeye, ben sormadan her şeyi saydı döktü.
Coykol kaderine küsüp kenara çekilince, yerine en son model Zobin Bud geçmiş. Zobin, ilk söz olarak Movivu'nun kayak yapmak için gittiği kışlık evinin fiyatını söylemiş. Panik içinde beni aramasının nedeni de gelen anket sonuçlarıymış.
-Sizinki öyle yaptı böyle yaptı yerini sağlamlaştırdı. Ben ne yapayım?
-Gazze'ye yardım gemisi gönderilmesine izin ver; ardından saldırı olursa üç dilde "öldürmeyeceksin," de.
Bu önerim daha önce başbakan tarafından uygulandığı için kabul görmedi. O sırada bizim Karadenizli yurttaşlarımıza benzeyen bir adam; Güney Mojakistan'da yaşayan evli erkeklere, terör sorunu olan Batı Mojakistan'dan kuma getirmeye göz yuman bir yasa çıkarılması önerisi geldi. Elim otomatikman kulağıma ve tahtaya gitti. "Anlamıyorum," dedi bir başkası ve devam etti:
-Bizim iktidarımızda otuz yeni milyonerimiz oldu. Keçiler bile daha çok süt veriyor bizim iktidarımızda. %65 oy almamız gerekirken...
Haksız da sayılmazlardı hani, hiçbir şey yapmadan %53 oy alanların, keçilerin süt artışını önemseyip bu durum konu komşuya aktarılmıyor diye insanlara kızma hakkına sahiplerdi.
Mojakistan'a benzemediğimiz, politikacılarımızın gecesini gündüzüne katarak, halkın çıkarlarını gözeterek çalıştıklarını düşünerek içinde bulunduğumuz duruma şükrettim! Bu arada Movivu'ya bir daha aramamasını; çünkü kendisiyle alay etmekten sıkıldığımı söyledim. Ama rahat duracağını hiç sanmıyorum. Bir şeyler değişmedikçe, yüzyıl öncesinin politikacı profili varlığını sürdürdükçe ve kraldan çok kralcı olanlar ortalıkta cirit attıkça, insanlar bilinçlenip eğriyi doğruyu ayırt edemedikçe biz daha çok Mojakistan öyküleri yazarız. Geçmişte olduğu gibi Movivu gider, Lukilu gelir; ama zihniyet yerinde sayıklar!