• Darbeci komutandan kan donduran emir
  • ABD'nin cihaz yasağı misilleme mi ?
  • Kılıçdaroğlu: ''Kaybeden tek ülke Türkiye'dir''
  • 9 günlük bebeği 4 bin liraya satmışlar !
  • İngiltere'de terör saldırısı
Serdar Durat

Zorlama Yasalarla Tarih Yazılmaz

Değerli Düşünür Dostlarım,

1915 Ermeni olaylarını "Soykırım " olarak tanımlayan tasarının Almanya parlamentosundan da geçmesi ile beraber dünya çapında toplam 29 ülke bu büyük yalanı kabul etmiş oldu. Bahsekonu ülkelerin içinde beş adedi Nato üyeliği kapsamında müttefikimizdir. AKP iktidarından evvel ve Cumhuriyet tarihimiz boyunca sadece altı ülke bu tasarıyı kabul etmiş, 23 ülke ise AKP nin ülkeyi yönettiği dönemde yani 2004-2016 yılları arasında tanımıştır. İlk ülke olan Uruguay ile sonuncu Almanya arasındaki bütün bu ülkelere baktığımızda ve acaba bu büyük sahtekarlığa,ahlaksızlığa inanmalarını sağlayan ortak motivasyon nedir diye düşündüğümüzde somut verilere ulaşmak pek kolay değildir. Zira gerek jeopolitik özellikleri, yönetim şekilleri, gelişmişlik endeksleri, askeri ve ekonomik yetenekleri başta olmak üzere milli güç unsurları ve gerekse tarihi kültürel zenginlikleri, sosyal antropolojik özellikleri, demografik yapıları ve Türkiye ile olan ilişkileri açılarından birbirlerinden çok farklı ülkeler olduğu rahatlıkla görülebilmektedir. Tabiatı ile milli menfaatleri bakımından da tümden benzerlik ve yakınlık içinde değildirler.

Müşterek olan iki hayati değer Din ve Diaspora'dır.

Sevgili okurlar,

Uzun tarih dersleri gibi detaylara girip sizleri sıkmak ve kafalarınızı karıştırmak istemem. Sadece olabildiğince özetle bazı bilimsel ve belgesel gerçeklerin  tespitini yaparak hafızalarınızı tazelememe izin verin lütfen. Akabinde ise esas amacım ve gayretim olan Ermeni sorununun çözümüne ikişkin sebep sonuç analizini sunmaya ve bundan sonra neler yapılmalıdır ? sorularının cevaplarını vermeye çalışacağım. 

Malumlarınız olduğu üzere Ermeniler, çok uzun yıllar Osmanlı İmpatatorluğunun egemen olduğu coğrafya içinde müslüman nüfus ile mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamışlardır. Alparslan'ın 1071 yılında Anadolu kapılarını açmasından önce de Ermeniler bu topraklarda var olmuşlardır.

Bir kısım fanatik hayalperest Ermeniler Anadolu'daki bin yıllık tarihi yok saymakta, TC nin varlığından bile rahatsızlık duymakta, kendilerine Sevr antlaşması ile verilen toprakları-hakları istemektedirler. Muhtemelen bilinçaltlarında bizden daha evvel burada tarihsel varlıkları olduğunu düşünmekte ve Türk hakimiyetini içlerine sindirememektedirler.

Ermeniler tarihin her döneminde bizim düşmanlarımızla iş birliği içinde olmuşlardır. Bu yaklaşımları haçlı seferlerinden 1915 Osmanlı-Rus harbine hatta günümüze kadar hiç değişmemiştir. Yardım ve yataklık ettikleri düşmanlarımızın bizi mağlup edecekleri savaş lar sonrasında topraklarımızın bir kısımını kendilerine verecekleri hayalini kurmuşlardır. Kasım 1914 te Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşına girince  Ermeniler bekledikleri fırsatın çıktığını düşündüler. Zira Osmanlı İmparatorluğu ayni anda üç cephede savaşmak zorunda kalmıştı. Batıda İngiliz ve Fransızların Çanakkale, Doğuda Rusların Doğu Anadolu ve Güneyde İngilizlerin Süveyş harekatı başlamıştı. Ruslar Doğu cephesinde ilerlerken Osmanlı tebaası olan Rumları ve Ermenileri silahlandırıp  Türk'lere ve Kürt'lere karşı hem cephe hem de çete savaşlarına girmelerini sağlıyorlardı. 15 Nisan da Ermeni'lerin Van isyanı başladı. Artık Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı kapsamında hem içte ve hem dışta savaşmak zorunda kalmıştı. 24 Nisan da bu isyanı İstanbul'dan yönlendiren ve silahları olan bir kaç yüz kadar Ermeni tutuklanmıştır. ( Soykırım iddası ile gündeme getirdikleri tarih buradan gelir).

Ermeni'lerin soykırım iddiasında bulundukları bizim ise zorunlu göç ( tehçir) dediğimiz 1915 olayları aslında Osmanlı İmparatorluğunun güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda bir kısım Ermeni'leri zorunlu olarak Suriye'ye sürgüne göndermesinden ibarettir. Şüphesiz savaş koşullarında gerçekleşen bu sürgün esnasında çok acılar yaşanmış, çok can kayıpları olmuştur ama asla bir soykırım olmamıştır. 

Değerli Okurlar,

Ermeni sorunu esas itibarı ile Osmanlı İmparatorluğu içindeki  dinsel grupların farklı dinleri olan öteki düşman imparatorluklar tarafından kullanılmalarıyla ortaya çıkmıştır. Kök nedenler arasında dinsel kimliklerin önemli olduğu ortaçağ iklimi ve milliyetçi akımların doğduğu Fransız ihtilalinin etkileri vardır.

Osmanlı İmparatorluğunun düşmanı olan diğer tarım-din imparatorlukları, Osmanlı'nın hristiyan tebaası üzerine yatırım yapmışlar ve bu nüfusu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.  Bunların başında Rusya gelmiştir. Rusya Ermeni taburlarını örgütlemiş, Osmanlı Ermenileri  de doğuda ve güneydoğuda bir çok yerde " uyruğu oldukları " Osmanlı'ya karşı silahlı savaşa girişmiş , kurdukları çetelerle de Türk ve Kürt'leri öldürmeye başlamışlardır. Gayet tabidir ki Osmanlı da bu durumda gerek nizami ve gerekse gayrinizami ( çete ) savaşları ile Ermeni'lere karşı koymuştur. 

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu İngiliz, Fransız ve İtalyanlar arasında paylaşılmış, Ermeniler doğrudan Ermenistan ile ilişkilendirilerek ABD nin de desteği ile Sevr antlaşması yürürlüğe konmuştur. Frnasızlar da Güneydeki ve güneydoğumuzdaki işgallerinde  Fransız üniforması giydirdikleri Ermeni'leri kullanmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu milliyetçi ideolojiyi ( Türkçülüğü) geliştirememiş. milliyetçilik akımlarının güçlenmesi neticesinde parçalanmıştır. Dolayısı ile kendi ulusal bilinçleri bile henüz gelişmemiş olan bu imparatorluğun yöneticilerinin bir başka ulusa soykırım uygulamasının  siyasal ve ideolojik olarak mümkün olmayacağı aşikardır.

Sevgili okurlar,

Yazımın başında belirttiğim gibi Ermeni soykırımı iddialarının arkasında Ermeni Diasporası vardır.  Diaspora , Yunanca dağılmak demektir ve iki anlamı vardır. Birincisi ; Babil sürgünü ile ülkelerinden kovulmuş olan Musevilerin dünyaya yayılma olayını belirtir.

İkincisi ; Yabancı ülkelerde yaşayan Musevilerin oluşturduğu cemaatlerin toplamı anlamına gelir.

Diaspora sözcüğünün temelinde topraksızlık- vatansızlık anlayışı yatar. İşte Ermeniler, Ermenistan dışında yaşayan ve çoğunluğu Osmanlı İmparatorluğu topraklarından göç etmiş  soydaşlarını Diaspora diye tanımlarlar.

Ermeni'lerin, Rusların desteği ile Türk'lere ve Kürt'lere karşı uyguladıkları katliama Türk'lerin ve Kürt'lerin karşılık vermeleri ve İmparatorluğun almış olduğu önlemler kesinlikle bir soykırım değil trajedik bir " Mukatele" ( karşılıklı öldürme) olayıdır. 

Türk düşmanlığı , politik mülahazalarla değil ayni zamanda kimlik erozyonu yaşayan Ermeni Diasporasını canlı tutmak için kültürel bir kaldıraç olarak da kullanılmaktadır. Bildiğiniz gibi kitleleri, kalabalıkları bir arada tutabilmenin en iyi yolu müşterek bir düşmana karşı işbirliği ve dayanışma içine sokulmalarıdır.  Ermeni Diasporasının siyasal, ekonomik ve finansman desteğine ihtiyacı olan Ermenistan, bu soydaşlarının bulunduğu ülkelerde asimile olmalarını engellemek için de soykırım iddialarını sürekli sıcak tutmaya çalışmaktadır.

Değerli okurlar,

Bunca tarihi belge ve arşive rağmen ülkemize karşı soykırım iddialarına ilişkin uluslararası dayatma sürmektedir. Şimdilik 29 ülkenin parlamentolarından yasa çıkartarak tarih saptırılmak, yeniden yazılmak istenmektedir.                   Bu ülkelerde mevcut Ermeni Diasporası seçim bölgelerindeki siyasetçiler üzerinde baskı kurarak bu tür kararların alınmasını sağlayabilmektedirler.

Görüldüğü üzere  bu güne kadar yaptıklarımızla bu haksız suçlamanın önünü kesemediğimiz ve giderek daha fazla sayıda ülkenin bu yalana inanarak meclislerinden soykırım tasarısını geçirecekleri beklemenin kötümserlik değil ancak gerçekçilik olduğu apaçık ortadadır. Malum hep ayni şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmek pek olası değildir.

Gelin isterseniz bu güne kadar sergilediğimiz standart ama etkisiz tepkilerimizi ve tedbirlerimizi gözden geçirelim.

"Ermeni soykırım iddiaları" tamlamasının başına " Sözde" kelimesini eklemek,
Hangi ülke bu yasayı parlamentosundan geçirirse hemen o ülkedeki büyükelçimizi istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmak ( ve sonra ilk fırsatta sessizce yine göndermek )
Ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi gözden geçirmek,
Muhatap ülke ürünlerini tiyatral bir biçimde boykot etmek,
Sürekli bir savunma iç güdüsü ile " Vallahi de billahi  de soykırım yapmadık, tehçir- mukatele yolu ile kendimizi koruduk demek,
Bizim arşivlerimizde soykırıma ilişkin bilgi ve belgenin bulunmadığını ifade etmek,

 

Belki ilaveten bir iki cılız tonlu kınama, iç kamuoyunun gazını almaya yönelik olarak  " Dünya Beşten Büyüktür"  " Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" vs gibi "Eyy ile başlayan aba altından sopa göstermeye çalışan muhtelif retorikler.."

Bunların hiç birisinin yeterince caydırıcı ve ikna edici olmadığı aşikardır.

sözde değil özde de "Düşmanlarımızı azaltmak ve dostlarımızı çoğaltmak "istiyorsak artık farklı bir vizyon, yeni bir paradigma , yeni stratejiler ve politikalar geliştirmek bambaşka ve etkili tedbirler almak zorunluluğumuz vardır. Aksi takdirde bu gün 29 olan karşıt görüşteki ülke sayısı süratle yükselebilir ve bu gün zımnen ve düşük tonda ifade edilen toprak ve tazminat talepleri yüksek sesle ve çok daha geniş kapsamlı uluslararası desteği de arkasına alarak suratımıza vurulabilir. 

Netice itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti olarak bu küresel bela ile başa çıkabilmek için yapılması gerekenler bizim penceremizden görebildiğimiz ve müktesabatımızın yettiği kadarı ile aşağıda sunulmuştur.

1. Atatürk'ümüzün " Yurtta Sulh Cihanda Sulh" anlayışı doğrultusunda. " Ermeni Sorunu " ciddiyetle ele alınmalı, uluslararası tüm fırsatlar değerlendirilerek tarihi gerçekler bilimsel boyutları ile ortaya konulmalıdır.
2. Müşterek komisyonlar kurulmalı ve bilim adamlarının, tarihçilerin tüm devlet arşivlerine erişebilir olmaları sağlanmalıdır. Bu cümleden olarak bu konuya ilişkin iddiası, tezi, görüşü olan tüm ülkeler resmi arşivlerini bu komisyonun araştırmalarına açık tutmalıdırlar.
3. Ermenistan'ın bir asır boyunca kısır çekişmelerden, kin ve nefret tohumlarını üretmekten, milli kaynakları ve ulusal enerjileri tüketmekten başka bir işe yaramayan mütecaviz tutum ve politikalarından vazgeçerek, "uluslararası ilişkilerde ebedi düşmanlıklar ve ebedi dostluklar yoktur değişmeyen yegane değer milli menfaatlerdir" çizgisine çekilmesi sağlanmalı, ikili görüşmelerle sorunun çözümü için her türlü çaba sarf edilmelidir. Bu sayede Ermenilerin ütopik hayaller peşinde koşmaktansa daha gerçekçi politikalar izleyerek sıfır yerine makul kazanımları  kabüllenmesinin yolu açılmalıdır.
4. Bu kronik milli bela ile gerçek anlamda başa çıkabilmek için gerçek anlamda " Kozlar stratejisi" uygulanmalıdır. 
5. Soğukkanlı ve diplomatik zeka ile bezenmiş çok özel bir politika ile bu tür yasa kabülleri , kararları şüphesiz protesto edilmeli ama asla gemiler yakılmamalı, köprüler atılmamalıdır..Bu kapsamda misilleme ve boykot girişimlerinin ayarı kaçırılmamalı, kaş yapalım derken göz çıkartılmamalıdır.
6. Ermeni meselesine ilişkin görüşlerimiz, düşüncelerimiz, belgelerimiz ve tarihi gerçekler konusunda dünyaca meşhur ve saygın yazarlara makaleler, kitaplar yazdırılmalı ve bu dokümanlar dünyanın en yüksek tirajlı yabancı yayın organlarında yayınlatılmalıdır. Bu günün küresel ekonomik koşullarında  adeta reklam verir gibi parasını vererek istediğimizi yazdırıp yayınlatmak pekala mümkündür. Üçüncü dünya ülkerinden bazılarına yaptığımız maddi yardımın bir kısımını bu amaçla kullanmak dahi yeterli olabilir.
7. ABD ve Almanya gibi ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın doğru ve planlı bir şekilde organize olarak çok daha etkili lobi faaliyetlerinde bulunmaları için her türlü destek sağlanmalıdır.
8. Tüsiad , Müsiad, TOBB gibi kurumların yabancı iş ortakları marifetiyle muhatap ülkelerde leyhimize PR ( Halkla İlişkiler) çalışmaları yapmaları teşvik edilmelidir.
9. Üniversitelerimizin muhatap ülkelerin üniversiteleri ile bilimsel iş birliği içinde olmaları ve çok daha yoğun tempoda konferanslar, seminerler, sempozyumlar düzenleyerek bıkmadan usanmadan gerçekleri anlatmaları sağlanmalıdır.
10. Dünyaca tanınan ve itibarı olan yapımcılara sponsor desteği verilerek yine dünya çapında şöhreti olan sanatçıların rol alacağı sinema filmleri, televizyon dizileri ve belgesel filmler hazırlatılmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Haber3Group © 2001-2017 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Haber Portalı Yazılımı ve Teknik Destek: CM Bilişim. Vargonen Hosting & Cloud sunucuları üzerinden yayın yapmaktadır.
Kullanım Şartları  |  Reklam  |  İnsan Kaynakları  |  Künye  |  Bize Ulaşın  |  Site Haritası  |  RSS