17 Ağustos unutuldu ama ölenler unutulmaz

Farkında mısınız yine unuttuk! 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde tüm...

Özden Yolagiden ozden.yolagiden@gmail.com

Farkında mısınız yine unuttuk!

17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde tüm televizyonlarda, sosyal medyada, gazetelerde o acı dolu günün kötü hatırları yer aldı.

Ekranlarda bildik yüzler, bildik şeyleri söylediler.
Kimisi yeni gelecek depreme hazırlanmalıyız dedi
Kimisi müteahhitleri suçladı.
Ertesi gün unutuldu her şey.

Oysa birileri eşini, kardeşini, çocuğunu, annesini, babasını kaybetti.
Onlar artık konuşamıyor, TV izleyemiyor, nefes alamıyor.
Deprem tartışmaları bitti, facia unutuldu haliyle ama kaybedenler, yitip gidenleri unutamadı.
Gölcükte, Sakarya’da, Kocaeli’nde mezarlıkların çoğunda aynı tarih olması ürkütücü.
Ya denize, molozlara karışıp bulunamayanlar?

Deprem 45 saniye sürdü ama depremi yaşayanlar için bu uzun saatler ve hatta bir ömür demek.
Bunu rahat koltuğunda, güvenlikli binalarda ahkâm kesenlerin anlaması çok zor.
Bir sevdiğinizi kaybettiğinizi ama gidip dua edeceğiniz, gözyaşı dökeceğiniz bir mezarının bile olmaması ne acı değil mi?
Acılar geliştirir toplumları ama trajedilerden ders almayan toplumlar yıkılmaktan kurtulamaz.

Düşünün, sevdiğiniz birisi, akrabanız, komşunuz, bir can… Binanın altında ve siz bir şey yapamıyorsunuz?
Düşünsenize, basit bir gribal hastalığınızda yaşadığınız nefes darlığını.
İşte yüzlerce insan toprak veya moloz altında nefes alamadan kaybetti hayatını.
Empati hayat kurtarabilir.

Bu 1999’da ve değişik tarihlerde, farklı şehirlerde yaşandı.
Ama uzmanlar uyarıyor. Büyük deprem geliyor. Ne bekliyoruz?

Depremle mücadele için daha ne bekliyoruz?
Afet planları hazır mı mesela?
Toplanma alanlarına yapılan binalar yıkıldı mı veya yeni toplanma alanları yapıldı mı?
Yıkılması beklenen, hasarlı binalara ait raporlar çıkartıldı mı, kaç tanesi yıkıldı.
TOKİ ve bakanlıklar toplu konutları, yaşam alanlarını, spor merkezlerini daha hızlı ve sağlam bir şekilde yapsa ve riskli bölgelerdeki insanları buraya yerleştirse daha az can yitirmez miyiz?

Geniş çaplı Kentsel dönüşümü beceremiyor muyuz niyet mi yeterli değil?
Çatlayan, demirleri, kirişleri yetersiz binayı sıvayıp oturulur raporu verenler hırsız müteahhitler kadar suçlusu değil midir ölümlerin
Hala neden yüksek katlara çıkıyor müteahhitler?
Para hırsına yenilmek değil mi bu?

Bu, yüksek kat tutkusu nedir anlamadım gitti?
Gökyüzüne yakın oturunca ölümden mi uzaklaşacağımızı sanıyoruz?
Her şeyi çabuk unutuyoruz ama ölüm gerçeğini unutmayanlar var.
Depremi yaşayanlar depremi unutamazlar.
Depremde can yitirenler, depremi unutamazlar.
Siz istediğiniz kadar yok sayın, unutmuş numarası yapın.
Ölülerin hatırası hep canlı kalır, ölüm unutulmaz. Ölenler unutulmaz.

Klişe laftır ya hani deprem değil tedbirsizlik öldürür diye…
Ders alıyor muyuz?
Tedbir alıyor muyuz?
Ne bekliyoruz?

İLGİLİ ESKİ YAZILAR İÇİN LÜTFEN LİNKE TIKLAYIN

Ben Felaket.. Müsaitseniz Size Geleceğim!
Depremi hatırlamak için ölmek mi lazım

 

twitter.com/yolagiden

">

Farkında mısınız yine unuttuk!

17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde tüm televizyonlarda, sosyal medyada, gazetelerde o acı dolu günün kötü hatırları yer aldı.

Ekranlarda bildik yüzler, bildik şeyleri söylediler.
Kimisi yeni gelecek depreme hazırlanmalıyız dedi
Kimisi müteahhitleri suçladı.
Ertesi gün unutuldu her şey.

Oysa birileri eşini, kardeşini, çocuğunu, annesini, babasını kaybetti.
Onlar artık konuşamıyor, TV izleyemiyor, nefes alamıyor.
Deprem tartışmaları bitti, facia unutuldu haliyle ama kaybedenler, yitip gidenleri unutamadı.
Gölcükte, Sakarya’da, Kocaeli’nde mezarlıkların çoğunda aynı tarih olması ürkütücü.
Ya denize, molozlara karışıp bulunamayanlar?

Deprem 45 saniye sürdü ama depremi yaşayanlar için bu uzun saatler ve hatta bir ömür demek.
Bunu rahat koltuğunda, güvenlikli binalarda ahkâm kesenlerin anlaması çok zor.
Bir sevdiğinizi kaybettiğinizi ama gidip dua edeceğiniz, gözyaşı dökeceğiniz bir mezarının bile olmaması ne acı değil mi?
Acılar geliştirir toplumları ama trajedilerden ders almayan toplumlar yıkılmaktan kurtulamaz.

Düşünün, sevdiğiniz birisi, akrabanız, komşunuz, bir can… Binanın altında ve siz bir şey yapamıyorsunuz?
Düşünsenize, basit bir gribal hastalığınızda yaşadığınız nefes darlığını.
İşte yüzlerce insan toprak veya moloz altında nefes alamadan kaybetti hayatını.
Empati hayat kurtarabilir.

Bu 1999’da ve değişik tarihlerde, farklı şehirlerde yaşandı.
Ama uzmanlar uyarıyor. Büyük deprem geliyor. Ne bekliyoruz?

Depremle mücadele için daha ne bekliyoruz?
Afet planları hazır mı mesela?
Toplanma alanlarına yapılan binalar yıkıldı mı veya yeni toplanma alanları yapıldı mı?
Yıkılması beklenen, hasarlı binalara ait raporlar çıkartıldı mı, kaç tanesi yıkıldı.
TOKİ ve bakanlıklar toplu konutları, yaşam alanlarını, spor merkezlerini daha hızlı ve sağlam bir şekilde yapsa ve riskli bölgelerdeki insanları buraya yerleştirse daha az can yitirmez miyiz?

Geniş çaplı Kentsel dönüşümü beceremiyor muyuz niyet mi yeterli değil?
Çatlayan, demirleri, kirişleri yetersiz binayı sıvayıp oturulur raporu verenler hırsız müteahhitler kadar suçlusu değil midir ölümlerin
Hala neden yüksek katlara çıkıyor müteahhitler?
Para hırsına yenilmek değil mi bu?

Bu, yüksek kat tutkusu nedir anlamadım gitti?
Gökyüzüne yakın oturunca ölümden mi uzaklaşacağımızı sanıyoruz?
Her şeyi çabuk unutuyoruz ama ölüm gerçeğini unutmayanlar var.
Depremi yaşayanlar depremi unutamazlar.
Depremde can yitirenler, depremi unutamazlar.
Siz istediğiniz kadar yok sayın, unutmuş numarası yapın.
Ölülerin hatırası hep canlı kalır, ölüm unutulmaz. Ölenler unutulmaz.

Klişe laftır ya hani deprem değil tedbirsizlik öldürür diye…
Ders alıyor muyuz?
Tedbir alıyor muyuz?
Ne bekliyoruz?

İLGİLİ ESKİ YAZILAR İÇİN LÜTFEN LİNKE TIKLAYIN

Ben Felaket.. Müsaitseniz Size Geleceğim!
Depremi hatırlamak için ölmek mi lazım

 

twitter.com/yolagiden

Tüm yazılarını göster