Asgari ücret zammından taraflar mutsuz oluyor!

Haber3.com yazarı İsmail Çetin yazdı: Asgari ücret zammından taraflar mutsuz oluyor!

İsmail Çetin ismailcetin3433@gmail.com

Ülkemizin her sene son çeyreğinin son ayının ana gündem maddesi halkımızın büyük bir çoğunluğunu yakinen ilgilendiren Asgari ücret zammı ve beraberinde getirdiği; komisyon toplandı, pazarlık devam ediyor vs. hummalı tartışmaların sahne aldığı aşikârdır.

Yüksek miktarda asgari ücretle çalışanı bulunan bir ülkede yapılan zam toplumu mutlu ediyor mu, yoksa yük üstüne yük mü bindiriyor konuyu gelin beraber irdeleyelim.

Vatandaşımızın ekonomik durumunu çarşı pazara uğrayıp, mutfaktaki tencerenin içinden başlayarak masaya yatırıp ele alacak olursak hiç de iç açıcı olmayan bir tablonun hâkim olduğunu gözlemleriz.

Halkımızın yaşadıkları ile ülkemizi yöneten iradenin anlatarak ortaya koyduğu tablonun uzaktan yakından hiç alakasının olmadığını 10 yaşındaki çocukların bile çözdüğü bir havanın hâkim olduğu ortamda yaşam mücadelesi vermek zorunda bırakılıyoruz.

İzlenen yanlış ekonomik politikalara ek olarak devasa bir “yutan eleman” haline getirilen döviz kuru ve akaryakıt fiyatları da eklenince zor şartlarda mücadele eden işveren tarafından ödenecek olan asgari ücret 35 bin lirada olsa bir anlam ifade etmeyeceği gibi ülkemizi darboğaza sürükler. Firmaların kapanmasına, işsizliğin artmasına ve etiket fiyatlarının fahiş bir hal almasına vesile olmaktan öteye gidemez.

Şahsi çıkarların devlet menfaatinin önüne konulmasına ek olarak işçi ve işvereni rakip bir firma gibi görüp her ortamda pembe tabloları çizerek müflis tüccar misali yönetilmeye çalışılan, herkesin elini cebine attığında yandığı bir ortamda ülkemizin durumunu kelimelerle ifade etmeye gerek olmadığı kanısındayım. 

Buradan hareketle; Asgari ücretliyi ekonomik darboğazdan kurtarmanın çözümü asgari ücreti artırmak ama hepsini işverene yüklememekten geçtiği ortadadır. Şayet hepsini işverene yüklediğimizde ölü doğan bu zam işvereni zor durumda bırakacağı gibi işçiyi de mutlu etmeyecek, tencereler yine boş kalacak. Tane ile sebze-meyve almaya devam eden halkımızın profiline ek olarak farklı bir şey eklemeyecektir.

Bu yanlış politikalarla asgari ücrete yapılan zam işverene yansıdığı için ürettiği üründe fiyat artışına gideceğinden dolayı tekrar halkımıza zam olarak dönecektir. Burada balonu şişirmekle, yapılan zam arasında hiçbir fark olmadığı ortadadır.  

Zaten toplumu da irdeleyecek olursak, eskiden asgari ücret zammını sabırsızla beklerken, bu dönemlerde yapılmasın diye dua eder durumuna getirildi.

Kısaca; yapılan bu zam işvereni mutsuz edip, işçiyi de mutlu etmeyeceği için sadece fiyat arttı. Hava atmak adına “zam yaptık” demek için devreye konulmuş hiçbir işe yaramayacak, yaşam şartlarında dal dahi oynatmayacak bir adımdır.

Çünkü döviz, akaryakıt, hammadde ve maliyetleri düşürmedikten sonra da hastalığı doğru tespit etmeyerek farklı organlarda, üstelik de yanlış tedavi uygulanması, vatandaşımıza çözüm olmayacağı gibi, her gün hastalığın hızla ilerlemesine sebebiyet verdiği ve sonucunun da belli olduğu ortamda yaşamak zorunda bırakılıyoruz.

Buradan hareketle enflasyonu şartlara uydurarak açıklayanların markete, manava, pazara çıkmasını öneriyorum. Küçücük şahsi menfaat uğruna çocuğuna ihtiyaçlarını alamayan, çocuğu ağladıkça perişan olan bir baba ve annenin, evine ekmek götüremeyenlerin, aç yatanların, vebalini kaldıramazsınız ve altında ezilirsiniz.

Kısaca, fiyatları artırmadan belli bir bölümünü devlet eliyle verip asgari ücrete zam yapabiliyorsanız işte o zaman işe yarar. Ama zam yapıp enflasyonunda roket gibi hız alması durumunda bu zam hiçbir işe yaramayacağı gibi piyasaları da zor durumda bırakır. Hayat standartları aşağıya çekileceği gibi, piyasa kontrol altına alınamaz. Üstüne üstlük geliri değişmeyen asgari ücretli olmayanlar, çiftçiler daha da perişan bir duruma gelir.

Buradan hareketle; Yarısını işveren, diğer yarısının da devlet tarafından ödenmesi suretiyle asgari ücretin 25-30 Bin bandına çıkartılması enflasyon canavarının önüne geçeceği için asgari ücretliyi düze çıkarıp rahatlatacağı için herkes mutlu olacaktır.

BTP Lideri Hüseyin Baş,“Siz eğer asgari ücretin artışındaki farkı işverene yüklerseniz, işveren ürettiği ürüne zam yapar ve dolayısıyla fiyatlar artar ve enflasyon oluşmuş olur. Peki, bunu devlet verirse ne olur? Üretici için hiçbir şey değişmez, bilakis üretici sattığı malı daha geniş bir pazara satar ve dolayısıyla enflasyondan ziyade piyasa canlılığı olur. Bu hükümet asgari ücreti bizim söylediğimiz teknikle artırsaydı piyasa yüzde 1 enflasyon üretmeyecekti” yaklaşımını değerlendirmenizi istiyorum.

Bundan dolayı ekonomideki gidişatın düzeltilmesi için havanda su dövmeye, ekonomiyi cilalayıp, makyajlayıp halkımızın önüne koymaya gerek yok. Herkes cebini biliyor. Ekonominin kötü olduğunu ortaya koyarak ayağı yere basan bir çözüm yolu aramaktan başka çaremiz olmadığının altını çizerim. Ülkemizi yöneten irade bundan öteye gidemez. Çünkü şahsi kaygıları, devlet kaygılarının önüne geçiyor. Halkımızın çıkar ve menfaatleri yerine, farklı menfaatleri gözetiyorlar. Bundan dolayı yenilik şart ve kaçınılmaz bir vaziyet almıştır. Onun için şahsi kaygılarını, devlet kaygılarının arkasına koyarak halkımızın menfaatlerini gözeten bir mantıkla hareket etmeye devam edersek çözüm yolu buluruz. Yoksa “ekmek alamıyorum. Pazara çıkmıyorum. Çocuğuma şunu alamıyorum, bunu almıyorum” demeye devam ederiz.

">

Ülkemizin her sene son çeyreğinin son ayının ana gündem maddesi halkımızın büyük bir çoğunluğunu yakinen ilgilendiren Asgari ücret zammı ve beraberinde getirdiği; komisyon toplandı, pazarlık devam ediyor vs. hummalı tartışmaların sahne aldığı aşikârdır.

Yüksek miktarda asgari ücretle çalışanı bulunan bir ülkede yapılan zam toplumu mutlu ediyor mu, yoksa yük üstüne yük mü bindiriyor konuyu gelin beraber irdeleyelim.

Vatandaşımızın ekonomik durumunu çarşı pazara uğrayıp, mutfaktaki tencerenin içinden başlayarak masaya yatırıp ele alacak olursak hiç de iç açıcı olmayan bir tablonun hâkim olduğunu gözlemleriz.

Halkımızın yaşadıkları ile ülkemizi yöneten iradenin anlatarak ortaya koyduğu tablonun uzaktan yakından hiç alakasının olmadığını 10 yaşındaki çocukların bile çözdüğü bir havanın hâkim olduğu ortamda yaşam mücadelesi vermek zorunda bırakılıyoruz.

İzlenen yanlış ekonomik politikalara ek olarak devasa bir “yutan eleman” haline getirilen döviz kuru ve akaryakıt fiyatları da eklenince zor şartlarda mücadele eden işveren tarafından ödenecek olan asgari ücret 35 bin lirada olsa bir anlam ifade etmeyeceği gibi ülkemizi darboğaza sürükler. Firmaların kapanmasına, işsizliğin artmasına ve etiket fiyatlarının fahiş bir hal almasına vesile olmaktan öteye gidemez.

Şahsi çıkarların devlet menfaatinin önüne konulmasına ek olarak işçi ve işvereni rakip bir firma gibi görüp her ortamda pembe tabloları çizerek müflis tüccar misali yönetilmeye çalışılan, herkesin elini cebine attığında yandığı bir ortamda ülkemizin durumunu kelimelerle ifade etmeye gerek olmadığı kanısındayım. 

Buradan hareketle; Asgari ücretliyi ekonomik darboğazdan kurtarmanın çözümü asgari ücreti artırmak ama hepsini işverene yüklememekten geçtiği ortadadır. Şayet hepsini işverene yüklediğimizde ölü doğan bu zam işvereni zor durumda bırakacağı gibi işçiyi de mutlu etmeyecek, tencereler yine boş kalacak. Tane ile sebze-meyve almaya devam eden halkımızın profiline ek olarak farklı bir şey eklemeyecektir.

Bu yanlış politikalarla asgari ücrete yapılan zam işverene yansıdığı için ürettiği üründe fiyat artışına gideceğinden dolayı tekrar halkımıza zam olarak dönecektir. Burada balonu şişirmekle, yapılan zam arasında hiçbir fark olmadığı ortadadır.  

Zaten toplumu da irdeleyecek olursak, eskiden asgari ücret zammını sabırsızla beklerken, bu dönemlerde yapılmasın diye dua eder durumuna getirildi.

Kısaca; yapılan bu zam işvereni mutsuz edip, işçiyi de mutlu etmeyeceği için sadece fiyat arttı. Hava atmak adına “zam yaptık” demek için devreye konulmuş hiçbir işe yaramayacak, yaşam şartlarında dal dahi oynatmayacak bir adımdır.

Çünkü döviz, akaryakıt, hammadde ve maliyetleri düşürmedikten sonra da hastalığı doğru tespit etmeyerek farklı organlarda, üstelik de yanlış tedavi uygulanması, vatandaşımıza çözüm olmayacağı gibi, her gün hastalığın hızla ilerlemesine sebebiyet verdiği ve sonucunun da belli olduğu ortamda yaşamak zorunda bırakılıyoruz.

Buradan hareketle enflasyonu şartlara uydurarak açıklayanların markete, manava, pazara çıkmasını öneriyorum. Küçücük şahsi menfaat uğruna çocuğuna ihtiyaçlarını alamayan, çocuğu ağladıkça perişan olan bir baba ve annenin, evine ekmek götüremeyenlerin, aç yatanların, vebalini kaldıramazsınız ve altında ezilirsiniz.

Kısaca, fiyatları artırmadan belli bir bölümünü devlet eliyle verip asgari ücrete zam yapabiliyorsanız işte o zaman işe yarar. Ama zam yapıp enflasyonunda roket gibi hız alması durumunda bu zam hiçbir işe yaramayacağı gibi piyasaları da zor durumda bırakır. Hayat standartları aşağıya çekileceği gibi, piyasa kontrol altına alınamaz. Üstüne üstlük geliri değişmeyen asgari ücretli olmayanlar, çiftçiler daha da perişan bir duruma gelir.

Buradan hareketle; Yarısını işveren, diğer yarısının da devlet tarafından ödenmesi suretiyle asgari ücretin 25-30 Bin bandına çıkartılması enflasyon canavarının önüne geçeceği için asgari ücretliyi düze çıkarıp rahatlatacağı için herkes mutlu olacaktır.

BTP Lideri Hüseyin Baş,“Siz eğer asgari ücretin artışındaki farkı işverene yüklerseniz, işveren ürettiği ürüne zam yapar ve dolayısıyla fiyatlar artar ve enflasyon oluşmuş olur. Peki, bunu devlet verirse ne olur? Üretici için hiçbir şey değişmez, bilakis üretici sattığı malı daha geniş bir pazara satar ve dolayısıyla enflasyondan ziyade piyasa canlılığı olur. Bu hükümet asgari ücreti bizim söylediğimiz teknikle artırsaydı piyasa yüzde 1 enflasyon üretmeyecekti” yaklaşımını değerlendirmenizi istiyorum.

Bundan dolayı ekonomideki gidişatın düzeltilmesi için havanda su dövmeye, ekonomiyi cilalayıp, makyajlayıp halkımızın önüne koymaya gerek yok. Herkes cebini biliyor. Ekonominin kötü olduğunu ortaya koyarak ayağı yere basan bir çözüm yolu aramaktan başka çaremiz olmadığının altını çizerim. Ülkemizi yöneten irade bundan öteye gidemez. Çünkü şahsi kaygıları, devlet kaygılarının önüne geçiyor. Halkımızın çıkar ve menfaatleri yerine, farklı menfaatleri gözetiyorlar. Bundan dolayı yenilik şart ve kaçınılmaz bir vaziyet almıştır. Onun için şahsi kaygılarını, devlet kaygılarının arkasına koyarak halkımızın menfaatlerini gözeten bir mantıkla hareket etmeye devam edersek çözüm yolu buluruz. Yoksa “ekmek alamıyorum. Pazara çıkmıyorum. Çocuğuma şunu alamıyorum, bunu almıyorum” demeye devam ederiz.

Tüm yazılarını göster