Değişimi iktidar değil muhalefet sağlar

Haber3.com yazarı Necdet Saraç yazdı: Değişimi iktidar değil muhalefet sağlar

Necdet Saraç saracnecdet@hotmail.com

Geçen hafta Saraçhane’de, önceki gün de grup toplantısında da gördüğümüz gibi CHP’nin neredeyse her toplantısında “iktidar iktidar” sesleri yükseliyor. Çünkü iktidar son yirmi yılda ilk kez el uzatıldığında ulaşılacak kadar muhalefete yakınlaşmış durumda! Kılıçdaroğlu’nun ittifak politikası da tuttuğu için parti üyesi de, seçmeni de bunu açıkça görüyor. Adaylıktan kaynaklanan tartışmalar zamana zaman yan yana yürüme duygusuna irtifa kaybettirse de değişim isteyen seçmen, partisi ne olursa olsun 6’lı Masa’nın parçalanması bir yana daha da genişlemesinden yana. Son bir-iki aydır çeşitli toplantılar, söyleşiler nedeniyle gittiğim Adana, Malatya, Bursa, Erzincan, Bitlis gibi şehirlerde bunu gördüm… Aynı duyguyu yurtdışında, İngiltere, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde katıldığım toplantılarda da gördüm...

Duygu bazen dokunulabilecek, hatta elle tutulacak hale gelir. Seçmen bunu yaşıyor. Muhalif seçmenin hafızasında 2019 yerel seçimlerindeki başarı halen diriliğini koruyor. Seçimlere 5-6 ay kala bu duyguyu ve inanmışlığı büyütmek muhalefetin elinde. Muhalif seçmen, hatta “kararsız seçmen” Erdoğan iktidarının ne yapacağını ezbere biliyor ama muhalefetin ne yapacağını tam bilemiyor! 

İmamoğlu davasındaki hukuksuz ve vicdansız karar da, HDP Eş Başkanlarına hem de kendi ilçe binaları önünde uygulanan ambargo da seçimler yaklaştıkça Erdoğan iktidarın da yumuşama bir yana sertleşmenin daha da artacağını açıkça gösteriyor. Nitekim İmamoğlu’nun “terörle iltisaklı elemanları işe alma” yalanıyla görevden alınması bile konuşuluyor hale gelmesi bunu gösteriyor. Belli ki bugün ülkenin en statükocu partisi haline gelen AKP iktidara tutunmak için her şeyi yapacak, devletin her tülü olanağını da kullanarak örgütlü kötülüğü büyütecek!

O halde asıl mesele muhalefetin tavrında! Türkiye’de değişim olacaksa bu yalnızca yaşanan ekonomik ve siyasi krizin bir sonucu olmayacak. Ekonomik kriz iktidarı yıpratır ama örgütlü ve inanmış bir kitle hareketi yoksa iktidardan düşmez. Üstelik göç, savaş, enerji gibi alanlarda popülist politikalar bu kadar ayyuka çıktığı bir ortamda hiçbir iktidar kendiliğinden düşmez! En son İtalya, İsveç, Brezilya seçimlerine bu gözle de bakmak gerekir! İtalya ve İsveç’te faşizmden beslenen aşırı sağ, Brezilya’da merkez sağdan da beslenen sol kazandı!

YARININ TÜRKİYE’Sİ

İmamoğlu’na verilen cezanın asıl olarak iki amacı olduğunu geçen haftaki yazımda belirtmiştim. İmamoğlu’nu cezalandırma hamlesinin birinci nedeni, seçimle İstanbul kaybeden Erdoğan’ın hukuk hilesi ile İstanbul’u alma hamlesi iken, ikincisi de İmamoğlu üzerinden CHP’de ve 6’lı Masa’da tartışma yaratma hamlesiydi.  

Bir çok komplo teorisiyle beslenerek Türkiye gündemini birkaç gün meşgul eden bu iktidar hamlesi, Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nu CHP Grup Toplantısı’na davet etmesiyle geliştirdiği hamleyle boşa düştü. Bu hamle, iktidara ters köşe yaptığı gibi, adaylık tartışmalarını geçici olarak durdurarak CHP seçmenin de bir rahatlama yarattı!

Çok açık ki değişim isteyen seçmen liderler arasında da, Büyük Şehir Belediye Başkanları arasında da kesintiye uğramayacak bir güven ilişkisi istiyor. 6’lı Masanın adımlarını hızlandırmasını istiyor. En önemlisi de ötelendikçe daha büyük sorunlar yaratma potansiyeli taşıyan Cumhurbaşkanı adayının artık belirlenmesini istiyor. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na yönelik “baba-oğul” hamlesi bu nedenle önemliydi ama yetmez! Akşener başta olmak üzere Erdoğan’ın arzuladığı şekilde olmasa da gerilen-yıpranan ilişkiler hızla tamir edilmeli, ortak aday en kısa sürede belli olmalı!

Açık ki, Haziran’da otokrasi ile demokrasi arasında geçecek seçimin demokrasi lehine sonuçlanması, muhalefet blokunun kararlılığından geçiyor. Kime yapılırsa yapılsın haksızlığa aynı refleksi gösteren bir muhalefet hareketi, geniş kitlelerin motive olmasını sağlar ve ortak aday Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanır. İmamoğlu’na yapılan haksızlığa kürsüde yan yana gelemeseler de ortak tavır koyan muhalefetin aynı tavrı HDP Eş Başkanları için de koyabilmesi gerekiyor.

“Ahmak” lafına 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası veren bir yargı Demirtaş’a “Katil, iğrenç, aşağılık” diyen İçişleri Bakanı Soylu için dava bile açamıyorsa muhalefet buna Demirtaş HDP’li diye kayıtsız kalamaz. Haklı olarak her ortak açıklamada “Yarının Türkiye’si” vurgusu yapan ve hukuk, demokrasi, özgürlükler adına “Başka bir Türkiye” hedefi koyan 6’lı Masa bu hedefe uygun daha cesur olabilmeli.

Türkiye’nin değişimini isteyen muhalefet bir bütün olarak Emekli Korgeneral Vural Avar’ın 85 yaşında hasta bir tutuklu olarak cezaevinde ölmesine de, Maraş katliamının vahşetine ve siyasal sonuçlarına da, 19 Aralık 1999’da cezaevlerinde yaşanan “Hayata Dönüş Operasyonu”ndaki drama da, Roboski’ye de hukuk ve vicdan olarak aynı mesafeden bakamazsa Türkiye’yi değiştiremez!

Otokrasi karşısında demokrasinin kazanmasının kriteri etnik yada dini kimlikler de, tek başına parti tercihi de olamaz, hepsini aşan bir demokrasi ve özgürlük arayışı olur! Yarının Türkiye’si böyle kurulur.

Aylardır dile getiriyorum; Yarının Türkiye’sini bugünden kurmak için atılması gereken ilk önemli adım da bellidir, hem de akıl ve bilim adına: 6’lı Masa başta olmak üzere muhalefet partileri Genel Başkanları önümüzdeki Pazartesi’den tezi yok iktidarın dayatmasını da, kayyumunu da tam 718 gündür #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz sloganıyla reddeden ve tam 487 kez sırtlarını rektörlüğe dönen  Boğaziçi Üniversite’sinin öğretim üyeleriyle yan yana gelmelidir!

21 Aralık 2022, İstanbul

Necdet Saraç

">

Geçen hafta Saraçhane’de, önceki gün de grup toplantısında da gördüğümüz gibi CHP’nin neredeyse her toplantısında “iktidar iktidar” sesleri yükseliyor. Çünkü iktidar son yirmi yılda ilk kez el uzatıldığında ulaşılacak kadar muhalefete yakınlaşmış durumda! Kılıçdaroğlu’nun ittifak politikası da tuttuğu için parti üyesi de, seçmeni de bunu açıkça görüyor. Adaylıktan kaynaklanan tartışmalar zamana zaman yan yana yürüme duygusuna irtifa kaybettirse de değişim isteyen seçmen, partisi ne olursa olsun 6’lı Masa’nın parçalanması bir yana daha da genişlemesinden yana. Son bir-iki aydır çeşitli toplantılar, söyleşiler nedeniyle gittiğim Adana, Malatya, Bursa, Erzincan, Bitlis gibi şehirlerde bunu gördüm… Aynı duyguyu yurtdışında, İngiltere, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde katıldığım toplantılarda da gördüm...

Duygu bazen dokunulabilecek, hatta elle tutulacak hale gelir. Seçmen bunu yaşıyor. Muhalif seçmenin hafızasında 2019 yerel seçimlerindeki başarı halen diriliğini koruyor. Seçimlere 5-6 ay kala bu duyguyu ve inanmışlığı büyütmek muhalefetin elinde. Muhalif seçmen, hatta “kararsız seçmen” Erdoğan iktidarının ne yapacağını ezbere biliyor ama muhalefetin ne yapacağını tam bilemiyor! 

İmamoğlu davasındaki hukuksuz ve vicdansız karar da, HDP Eş Başkanlarına hem de kendi ilçe binaları önünde uygulanan ambargo da seçimler yaklaştıkça Erdoğan iktidarın da yumuşama bir yana sertleşmenin daha da artacağını açıkça gösteriyor. Nitekim İmamoğlu’nun “terörle iltisaklı elemanları işe alma” yalanıyla görevden alınması bile konuşuluyor hale gelmesi bunu gösteriyor. Belli ki bugün ülkenin en statükocu partisi haline gelen AKP iktidara tutunmak için her şeyi yapacak, devletin her tülü olanağını da kullanarak örgütlü kötülüğü büyütecek!

O halde asıl mesele muhalefetin tavrında! Türkiye’de değişim olacaksa bu yalnızca yaşanan ekonomik ve siyasi krizin bir sonucu olmayacak. Ekonomik kriz iktidarı yıpratır ama örgütlü ve inanmış bir kitle hareketi yoksa iktidardan düşmez. Üstelik göç, savaş, enerji gibi alanlarda popülist politikalar bu kadar ayyuka çıktığı bir ortamda hiçbir iktidar kendiliğinden düşmez! En son İtalya, İsveç, Brezilya seçimlerine bu gözle de bakmak gerekir! İtalya ve İsveç’te faşizmden beslenen aşırı sağ, Brezilya’da merkez sağdan da beslenen sol kazandı!

YARININ TÜRKİYE’Sİ

İmamoğlu’na verilen cezanın asıl olarak iki amacı olduğunu geçen haftaki yazımda belirtmiştim. İmamoğlu’nu cezalandırma hamlesinin birinci nedeni, seçimle İstanbul kaybeden Erdoğan’ın hukuk hilesi ile İstanbul’u alma hamlesi iken, ikincisi de İmamoğlu üzerinden CHP’de ve 6’lı Masa’da tartışma yaratma hamlesiydi.  

Bir çok komplo teorisiyle beslenerek Türkiye gündemini birkaç gün meşgul eden bu iktidar hamlesi, Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nu CHP Grup Toplantısı’na davet etmesiyle geliştirdiği hamleyle boşa düştü. Bu hamle, iktidara ters köşe yaptığı gibi, adaylık tartışmalarını geçici olarak durdurarak CHP seçmenin de bir rahatlama yarattı!

Çok açık ki değişim isteyen seçmen liderler arasında da, Büyük Şehir Belediye Başkanları arasında da kesintiye uğramayacak bir güven ilişkisi istiyor. 6’lı Masanın adımlarını hızlandırmasını istiyor. En önemlisi de ötelendikçe daha büyük sorunlar yaratma potansiyeli taşıyan Cumhurbaşkanı adayının artık belirlenmesini istiyor. Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na yönelik “baba-oğul” hamlesi bu nedenle önemliydi ama yetmez! Akşener başta olmak üzere Erdoğan’ın arzuladığı şekilde olmasa da gerilen-yıpranan ilişkiler hızla tamir edilmeli, ortak aday en kısa sürede belli olmalı!

Açık ki, Haziran’da otokrasi ile demokrasi arasında geçecek seçimin demokrasi lehine sonuçlanması, muhalefet blokunun kararlılığından geçiyor. Kime yapılırsa yapılsın haksızlığa aynı refleksi gösteren bir muhalefet hareketi, geniş kitlelerin motive olmasını sağlar ve ortak aday Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanır. İmamoğlu’na yapılan haksızlığa kürsüde yan yana gelemeseler de ortak tavır koyan muhalefetin aynı tavrı HDP Eş Başkanları için de koyabilmesi gerekiyor.

“Ahmak” lafına 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası veren bir yargı Demirtaş’a “Katil, iğrenç, aşağılık” diyen İçişleri Bakanı Soylu için dava bile açamıyorsa muhalefet buna Demirtaş HDP’li diye kayıtsız kalamaz. Haklı olarak her ortak açıklamada “Yarının Türkiye’si” vurgusu yapan ve hukuk, demokrasi, özgürlükler adına “Başka bir Türkiye” hedefi koyan 6’lı Masa bu hedefe uygun daha cesur olabilmeli.

Türkiye’nin değişimini isteyen muhalefet bir bütün olarak Emekli Korgeneral Vural Avar’ın 85 yaşında hasta bir tutuklu olarak cezaevinde ölmesine de, Maraş katliamının vahşetine ve siyasal sonuçlarına da, 19 Aralık 1999’da cezaevlerinde yaşanan “Hayata Dönüş Operasyonu”ndaki drama da, Roboski’ye de hukuk ve vicdan olarak aynı mesafeden bakamazsa Türkiye’yi değiştiremez!

Otokrasi karşısında demokrasinin kazanmasının kriteri etnik yada dini kimlikler de, tek başına parti tercihi de olamaz, hepsini aşan bir demokrasi ve özgürlük arayışı olur! Yarının Türkiye’si böyle kurulur.

Aylardır dile getiriyorum; Yarının Türkiye’sini bugünden kurmak için atılması gereken ilk önemli adım da bellidir, hem de akıl ve bilim adına: 6’lı Masa başta olmak üzere muhalefet partileri Genel Başkanları önümüzdeki Pazartesi’den tezi yok iktidarın dayatmasını da, kayyumunu da tam 718 gündür #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz sloganıyla reddeden ve tam 487 kez sırtlarını rektörlüğe dönen  Boğaziçi Üniversite’sinin öğretim üyeleriyle yan yana gelmelidir!

21 Aralık 2022, İstanbul

Necdet Saraç

Tüm yazılarını göster