Mutluluk ve zenginlik endeksleri

Doğası normalliğin sınırlarında olan her insan, mutluluğa koşar, acıdan kaçar.Toplumlar için de...

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

Doğası normalliğin sınırlarında olan her insan, mutluluğa koşar, acıdan kaçar.

Toplumlar için de bu, böyledir.

Ne ki, giderek azalan kaynaklar ile çeşitlenerek artan isteklerin kıskacındayız.

Farkındayız! Biraz iletişim çağında, bir büyük ölçüde çağ-dışındayız…

21.yy’da: beslenme, barınma, güvenlik, gibi temel ihtiyaçlarının peşinde olan milyarlarca insana karşılık, teknolojinin nimetlerinden, modern üretimin veriminden yararlanabilen milyonlar var.

Eşitsiz başlayan ve ama belki de çok eşitsiz biten bir yarıştayız.

Yine de hayat akıp gidiyor ve “insan merakı” bu ya “mutluluk” ve ‘refah’ı ölçmeye kalkıyor…

"Mutlu insanların ülkesi miyiz?" "İnsanımıza yeterince zenginlik sağlayabiliyor muyuz?"

Sorular bizeyse eğer; -Anadolu’dan ve Trakya'dan bakılınca- her ikisinin de yanıtı çok olumlu olmasa gerekir.

Devam edelim...

"Refah" nasıl zenginlikten daha temel bir kavramsa, kuşkusuz mutluluk da bire bir zenginlikle ilgili değil; ondan çok daha aşkın bir kavrayıştır.

İşte bu konularda, Dünya Ekonomik Forumu tarafından iki ayrı araştırma yayınlandı…

Satın alma gücü paritesinin de bir parametre halinde denklemde yer aldığı ve esasen kişi başına milli gelirin temel alındığı “Dünya’nın en zengin ülkeleri” araştırmasına göre; Katar, Lüksemburg, Singapur, ilk üçte.

ABD, Katar’a göre yarı yarıya, yaklaşık 50 bin dolar kişi başına gelirle Dünya’da 7’inci.

Ancak gerçek zenginliği aritmetik anlamda (yıl boyunca toplanan gelirlerin nüfusa bölünmesi) değil de (yollar, köprüler, hastaneler, okullar) donanımıyla geometrik boyutuyla ele almalı ve “refah toplumu” olarak değerlendirmeliyiz.

Öte yanda, yaşamda kalma beklentisi, sosyal destekler, bireyin özgürce davranabilmesi gibi bileşenlerle tanımlanan “Dünya’nın en mutlu ülkeleri” araştırmasında da ilk ellide bile görünmediğimizi belirtelim.

Yine devam edelim...

Bu araştırmaya göre 2. sıradan başlarsak; İzlanda, Danimarka, Norveç, Kanada, Finlandiya, Hollanda, İsveç ve Avusturya’da yaşayan vatandaşlar, "dünyanın en mutlu insanları"…

İlk sırada ise İsviçre var... İsviçre en zenginler arasında 46 bin dolarla 9’uncu, mutluluk endeksinde ise 1’inci… Yani her iki "ölçümde" de başlarda...

İşte şimdi yeni bir endeksi de biz belirlemiş oluyor ve zenginlik daha doğru deyimiyle refah endeksi artı mutluluk endeksi diye bakıyoruz.

Zaten insan yaşamı da maddi üretim ile sosyal doyumun toplamı değil midir? 

Ve bizim her iki eksende de daha almamız gereken oldukça uzun bir yol olduğu çok açıktır…

">

Doğası normalliğin sınırlarında olan her insan, mutluluğa koşar, acıdan kaçar.

Toplumlar için de bu, böyledir.

Ne ki, giderek azalan kaynaklar ile çeşitlenerek artan isteklerin kıskacındayız.

Farkındayız! Biraz iletişim çağında, bir büyük ölçüde çağ-dışındayız…

21.yy’da: beslenme, barınma, güvenlik, gibi temel ihtiyaçlarının peşinde olan milyarlarca insana karşılık, teknolojinin nimetlerinden, modern üretimin veriminden yararlanabilen milyonlar var.

Eşitsiz başlayan ve ama belki de çok eşitsiz biten bir yarıştayız.

Yine de hayat akıp gidiyor ve “insan merakı” bu ya “mutluluk” ve ‘refah’ı ölçmeye kalkıyor…

"Mutlu insanların ülkesi miyiz?" "İnsanımıza yeterince zenginlik sağlayabiliyor muyuz?"

Sorular bizeyse eğer; -Anadolu’dan ve Trakya'dan bakılınca- her ikisinin de yanıtı çok olumlu olmasa gerekir.

Devam edelim...

"Refah" nasıl zenginlikten daha temel bir kavramsa, kuşkusuz mutluluk da bire bir zenginlikle ilgili değil; ondan çok daha aşkın bir kavrayıştır.

İşte bu konularda, Dünya Ekonomik Forumu tarafından iki ayrı araştırma yayınlandı…

Satın alma gücü paritesinin de bir parametre halinde denklemde yer aldığı ve esasen kişi başına milli gelirin temel alındığı “Dünya’nın en zengin ülkeleri” araştırmasına göre; Katar, Lüksemburg, Singapur, ilk üçte.

ABD, Katar’a göre yarı yarıya, yaklaşık 50 bin dolar kişi başına gelirle Dünya’da 7’inci.

Ancak gerçek zenginliği aritmetik anlamda (yıl boyunca toplanan gelirlerin nüfusa bölünmesi) değil de (yollar, köprüler, hastaneler, okullar) donanımıyla geometrik boyutuyla ele almalı ve “refah toplumu” olarak değerlendirmeliyiz.

Öte yanda, yaşamda kalma beklentisi, sosyal destekler, bireyin özgürce davranabilmesi gibi bileşenlerle tanımlanan “Dünya’nın en mutlu ülkeleri” araştırmasında da ilk ellide bile görünmediğimizi belirtelim.

Yine devam edelim...

Bu araştırmaya göre 2. sıradan başlarsak; İzlanda, Danimarka, Norveç, Kanada, Finlandiya, Hollanda, İsveç ve Avusturya’da yaşayan vatandaşlar, "dünyanın en mutlu insanları"…

İlk sırada ise İsviçre var... İsviçre en zenginler arasında 46 bin dolarla 9’uncu, mutluluk endeksinde ise 1’inci… Yani her iki "ölçümde" de başlarda...

İşte şimdi yeni bir endeksi de biz belirlemiş oluyor ve zenginlik daha doğru deyimiyle refah endeksi artı mutluluk endeksi diye bakıyoruz.

Zaten insan yaşamı da maddi üretim ile sosyal doyumun toplamı değil midir? 

Ve bizim her iki eksende de daha almamız gereken oldukça uzun bir yol olduğu çok açıktır…

Tüm yazılarını göster