Yanan Adam = Burning Man

'Yahu canım abicim biz çoktan yanmışız. Bu konuda yazmaya ne gerek var?’ hazır...

Engin Civan engin.civan@haber3.com

'Yahu canım abicim biz çoktan yanmışız. Bu konuda yazmaya ne gerek var?’ hazır cevabıyla analizi boşa çıkarmak kolay.

Bu coğrafyanın kültüründe ‘lafı gediğine koyma’ ya da ‘laf çakma/sokma’ meziyeti bir zeka göstergesi olarak kabul edildiği için, birçok önemli diyalog da hayata geçmeden ölü doğuyor.

Toplumsal diyalog yokluğunda, şiddet diyaloğu da podyumdaki yerini alıyor. 

Olmayan diyalog toplumsal demokrasi anlayışının olgunluk çağına erişmesine engel olurken, sivil toplum erdemi (perma-ergenlik) çağında takılıp kalıyor.

Bunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Bulvar gazetelerine göz atmak yeterli.

Neyse konuyu fazla dağıtmayalım.

Bugün size ‘Yanan Adam’ fenomeni olayını aktaracağım/tanıtacağım.

Hemen akabinde ise bahse konu hareketin doğuş ve gelişme nedenleri üzerinde biraz ahkam keseceğim.

HAREKETİN DOĞUMU

Kaliforniya'dayız. Hippi hareketi bitmiş. Gençler arasında bir arayış ve boşluk var.

İki genç sanatçı beraber yaptıkları ahşap bir sanat eserini -ki bir erkek heykeli- sahilde ateşe verip cayır cayır yakıyorlar.

Toplam bir düzine insan bu ‘ayine’ katılıyor.

Gösteride yakılan tahta heykel iki küsur metre.

Olay tamamen spontane.

Herhangi bir ideoloji, bir inanç ya da bir siyasi mesaj içermiyor.

Yakma olayı her sene aynı tarihlerde, artan katılımla devam ediyor.

Ve sonunda sayıları birkaç bini bulunca, polis duruma müdahale ediyor ve kamu güvenliği açısından toplanma ve yakma gösterisini yasaklıyor.

HAYDİ ÇÖLE 

Getirilen yasak üzerine organizatörler derhal harekete geçiyor ve o gösteriyi Kaliforniya sahiline 4 saat mesafedeki Nevada Çölü'nde bir mekana taşıyorlar.

Mekan çölde olsa bile, Milli Emlak Bürosu'nun mülkiyetinde olduğu için, Washington’dan özel izinle yakma festivali hayatına devam ediyor. Hem de giderek artan katılımla... 

Nevada Çölü'nde katılım rakamları arttıkça, Devlet de dişini göstermeye başlıyor.

Toplanan kalabalığın güvenliğini gerekçe gösteren Milli Emlak, belirli altyapı şartlarını yerine getirmek kaydıyla alanı vakfediyor.

BAZI PRENSİPLER OLUŞTURULUYOR

Topluluğun kendine göre prensipleri var.

10 maddeden oluşan anayasasında aslında ırkçılığı-ötekileştirmeyi yasaklayan, yerküreyle insanı entegre eden, doğaya saygıyı vurgulayan ve ‘bulduğun gibi bırak’ prensibiyle çevreyi koruyan bir duruş sergiliyorlar.

Biraz hümanist, biraz çevreci ve biraz da ‘ferdiyetçi’..

Yani müesses düzene tavır koyan bir harman oluşturuyorlar.

BİR HAFTA İÇİN BİR İLÇE İNŞA EDİLİYOR 

Düşünsenize, 2 Eylül'de (bu pazartesi) 70 bin kişi çölde geçici bir kent kuracak ve burada  bir hafta boyunca çeşitli sanat ve kültürel etkinlikler yapılacak.  

'Büyük buluşma' 20 metre yüksekliğinde ahşap bir sanat eserinin yakılmasıyla taçlandırılacak.

Bu zaman zarfında insanlar banyo, tuvalet, içme suyu gibi medeni ihtiyaçlarını kesintisiz karşılayabilecek.

Bütün bu organizasyon bitip dağıldığında geride bir üzüm çöpü bile kalmayacak.

Katılımcılar ‘küllerinden doğdu’ misali, geri dönüp normal hayatlarına devam edecekler.

DÜNYA GÖRÜŞÜ DEĞİŞİYOR

Katılımcılar arasında sizlerin günlük hayatınızı değiştiren ve etkileyen birçok sosyal medya yapımcısı ve sahibi var. Facebook, Tweeter, Instagram mensupları tam takım.

Büyük buluşma Silikon Vadisi'nde de çok popüler.

Katılımcıların bir çoğunun ifadesi; ‘Yaşam değiştiren tecrübe' yönünde... 

‘Dünyanın en zengin adamı olduğumu anladım, çünkü hiç param yok’ diyen de var.

NEDEN TUTTU? 

Çobanın yağı çok olunca neresine süreceğini bilemezmiş misali...

Bu toplumsal davranışı düz mantıkla ve/veya bakış açısıyla açıklamak kolay değil.

Evet, Amerika gibi kişisel gelir düzeyi yüksek bir ülkede, hemen her konuda doyuma ulaşmış bir toplumun/vatandaşların bu tür ‘çılgınlıklar’ yapması normal diyenler de çıkabilir.

Hatta bu buluşma ve davranış, "inanç dünyalarındaki boşluk, itikadı zayıflamış toplumlardan beklenen bir tutum..."  şeklinde de yorumlanabilir.

Kişi başına gelirin Türkiye’den altı-yedi kat fazla olduğu bir ülkede bu tür sosyal davranışlar normal karşılanabilir.

ACABA..?

İleri kapitalizm insanları giderek daha fazla köleleştirmekte.

İnsanlar eğitim borcu, kredi kartı borcu, mortgage borcu, ve sair borcu derken, büyük bulanım içine düşmüş bulunuyorlar. Adeta etten-kemikten yapılmış bir robot haline dönüşüyorlar.

Fazladan İklim değişikliği, giderek yıpranan dünya ve benzeri kontrol dışı olaylar insanları arayışa zorluyor.

Bugün Hippilik öldü, öldü ama, artık günlük yaşamın bir parçası olan doğal gıda maddeleri, vegan yaşam ve organik yiyecekler konsepti gibi çeşitlemeler, Hippilerin tohumlarını ektikleri toplumsal olaylardır. Hatta ilk çevre bilincini de Hippilere borçluyuz diyebiliriz.

SADECE KAR YETMİYOR 

Klasik kapitalizm, ortakların kar etmekten başka düşüncesi olmayan sistem olarak, belki küçük şirketler için halen geçerli olabilir.

 Ama... Big Money-Big Market gibi modernizeler de klasik kapitalizmin dikişlerini zorluyor.

G 20 grubunun bir üyesi olmakla birlikte dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde birine sahip bir ülke olan Türkiye de Big Money, Big Market’den etkilenmeden yaşamına devam edemez.

Tesadüf! Fransız polisi, aylardır süren Sarı Yelekliler Hareketi ve sonuçlarına yönelik bir deklarasyon yayınladı bugün.

Polise el kaldıran göstericilerin mahkemeler tarafından cezalandırılmaması, verilen cezaların da ertelenmesi kınandı.

Özetle, hapis cezalarının uygulanmasını istedi polisler.

Bu hafta Nevada çölünde 70 bin kişinin toplanıp sonunda her şeyi yakması, aylardır devam eden Sarı Yeleklilerin hareketi, İtalya’da aşırı sağın göçmenleri bahane edip iktidarı ele geçirmesi, Boris’in Kraliçe'den Parlamento'yu feshetme talebi, aslında 7 milyar insanın sıkışıp kaldığı yerkürede bir huzursuzluğun farklı şekillerde temayüz etmesinden başka bir şey değildir.

Küresel bir arayış var.

Öyle gözüküyor ki değişim bir gecede olmayacak ve sancılı geçecek. 

Temennimiz, ülke olarak değerli büyüklerimizin esen rüzgarlar şiddetlenip dalgalar yükselmeden bu konulara kafa yormaları ve uzun vadeli stratejileri oluşturmaları ki toplum fırtınaya hazır olsun.

NOT: "Yanan Adam" fenomeninden Türkiye'de ilk defa Engin Civan okurlarının haberdar olmasının verdiği gururla birlikte, yazımı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.

">

'Yahu canım abicim biz çoktan yanmışız. Bu konuda yazmaya ne gerek var?’ hazır cevabıyla analizi boşa çıkarmak kolay.

Bu coğrafyanın kültüründe ‘lafı gediğine koyma’ ya da ‘laf çakma/sokma’ meziyeti bir zeka göstergesi olarak kabul edildiği için, birçok önemli diyalog da hayata geçmeden ölü doğuyor.

Toplumsal diyalog yokluğunda, şiddet diyaloğu da podyumdaki yerini alıyor. 

Olmayan diyalog toplumsal demokrasi anlayışının olgunluk çağına erişmesine engel olurken, sivil toplum erdemi (perma-ergenlik) çağında takılıp kalıyor.

Bunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Bulvar gazetelerine göz atmak yeterli.

Neyse konuyu fazla dağıtmayalım.

Bugün size ‘Yanan Adam’ fenomeni olayını aktaracağım/tanıtacağım.

Hemen akabinde ise bahse konu hareketin doğuş ve gelişme nedenleri üzerinde biraz ahkam keseceğim.

HAREKETİN DOĞUMU

Kaliforniya'dayız. Hippi hareketi bitmiş. Gençler arasında bir arayış ve boşluk var.

İki genç sanatçı beraber yaptıkları ahşap bir sanat eserini -ki bir erkek heykeli- sahilde ateşe verip cayır cayır yakıyorlar.

Toplam bir düzine insan bu ‘ayine’ katılıyor.

Gösteride yakılan tahta heykel iki küsur metre.

Olay tamamen spontane.

Herhangi bir ideoloji, bir inanç ya da bir siyasi mesaj içermiyor.

Yakma olayı her sene aynı tarihlerde, artan katılımla devam ediyor.

Ve sonunda sayıları birkaç bini bulunca, polis duruma müdahale ediyor ve kamu güvenliği açısından toplanma ve yakma gösterisini yasaklıyor.

HAYDİ ÇÖLE 

Getirilen yasak üzerine organizatörler derhal harekete geçiyor ve o gösteriyi Kaliforniya sahiline 4 saat mesafedeki Nevada Çölü'nde bir mekana taşıyorlar.

Mekan çölde olsa bile, Milli Emlak Bürosu'nun mülkiyetinde olduğu için, Washington’dan özel izinle yakma festivali hayatına devam ediyor. Hem de giderek artan katılımla... 

Nevada Çölü'nde katılım rakamları arttıkça, Devlet de dişini göstermeye başlıyor.

Toplanan kalabalığın güvenliğini gerekçe gösteren Milli Emlak, belirli altyapı şartlarını yerine getirmek kaydıyla alanı vakfediyor.

BAZI PRENSİPLER OLUŞTURULUYOR

Topluluğun kendine göre prensipleri var.

10 maddeden oluşan anayasasında aslında ırkçılığı-ötekileştirmeyi yasaklayan, yerküreyle insanı entegre eden, doğaya saygıyı vurgulayan ve ‘bulduğun gibi bırak’ prensibiyle çevreyi koruyan bir duruş sergiliyorlar.

Biraz hümanist, biraz çevreci ve biraz da ‘ferdiyetçi’..

Yani müesses düzene tavır koyan bir harman oluşturuyorlar.

BİR HAFTA İÇİN BİR İLÇE İNŞA EDİLİYOR 

Düşünsenize, 2 Eylül'de (bu pazartesi) 70 bin kişi çölde geçici bir kent kuracak ve burada  bir hafta boyunca çeşitli sanat ve kültürel etkinlikler yapılacak.  

'Büyük buluşma' 20 metre yüksekliğinde ahşap bir sanat eserinin yakılmasıyla taçlandırılacak.

Bu zaman zarfında insanlar banyo, tuvalet, içme suyu gibi medeni ihtiyaçlarını kesintisiz karşılayabilecek.

Bütün bu organizasyon bitip dağıldığında geride bir üzüm çöpü bile kalmayacak.

Katılımcılar ‘küllerinden doğdu’ misali, geri dönüp normal hayatlarına devam edecekler.

DÜNYA GÖRÜŞÜ DEĞİŞİYOR

Katılımcılar arasında sizlerin günlük hayatınızı değiştiren ve etkileyen birçok sosyal medya yapımcısı ve sahibi var. Facebook, Tweeter, Instagram mensupları tam takım.

Büyük buluşma Silikon Vadisi'nde de çok popüler.

Katılımcıların bir çoğunun ifadesi; ‘Yaşam değiştiren tecrübe' yönünde... 

‘Dünyanın en zengin adamı olduğumu anladım, çünkü hiç param yok’ diyen de var.

NEDEN TUTTU? 

Çobanın yağı çok olunca neresine süreceğini bilemezmiş misali...

Bu toplumsal davranışı düz mantıkla ve/veya bakış açısıyla açıklamak kolay değil.

Evet, Amerika gibi kişisel gelir düzeyi yüksek bir ülkede, hemen her konuda doyuma ulaşmış bir toplumun/vatandaşların bu tür ‘çılgınlıklar’ yapması normal diyenler de çıkabilir.

Hatta bu buluşma ve davranış, "inanç dünyalarındaki boşluk, itikadı zayıflamış toplumlardan beklenen bir tutum..."  şeklinde de yorumlanabilir.

Kişi başına gelirin Türkiye’den altı-yedi kat fazla olduğu bir ülkede bu tür sosyal davranışlar normal karşılanabilir.

ACABA..?

İleri kapitalizm insanları giderek daha fazla köleleştirmekte.

İnsanlar eğitim borcu, kredi kartı borcu, mortgage borcu, ve sair borcu derken, büyük bulanım içine düşmüş bulunuyorlar. Adeta etten-kemikten yapılmış bir robot haline dönüşüyorlar.

Fazladan İklim değişikliği, giderek yıpranan dünya ve benzeri kontrol dışı olaylar insanları arayışa zorluyor.

Bugün Hippilik öldü, öldü ama, artık günlük yaşamın bir parçası olan doğal gıda maddeleri, vegan yaşam ve organik yiyecekler konsepti gibi çeşitlemeler, Hippilerin tohumlarını ektikleri toplumsal olaylardır. Hatta ilk çevre bilincini de Hippilere borçluyuz diyebiliriz.

SADECE KAR YETMİYOR 

Klasik kapitalizm, ortakların kar etmekten başka düşüncesi olmayan sistem olarak, belki küçük şirketler için halen geçerli olabilir.

 Ama... Big Money-Big Market gibi modernizeler de klasik kapitalizmin dikişlerini zorluyor.

G 20 grubunun bir üyesi olmakla birlikte dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde birine sahip bir ülke olan Türkiye de Big Money, Big Market’den etkilenmeden yaşamına devam edemez.

Tesadüf! Fransız polisi, aylardır süren Sarı Yelekliler Hareketi ve sonuçlarına yönelik bir deklarasyon yayınladı bugün.

Polise el kaldıran göstericilerin mahkemeler tarafından cezalandırılmaması, verilen cezaların da ertelenmesi kınandı.

Özetle, hapis cezalarının uygulanmasını istedi polisler.

Bu hafta Nevada çölünde 70 bin kişinin toplanıp sonunda her şeyi yakması, aylardır devam eden Sarı Yeleklilerin hareketi, İtalya’da aşırı sağın göçmenleri bahane edip iktidarı ele geçirmesi, Boris’in Kraliçe'den Parlamento'yu feshetme talebi, aslında 7 milyar insanın sıkışıp kaldığı yerkürede bir huzursuzluğun farklı şekillerde temayüz etmesinden başka bir şey değildir.

Küresel bir arayış var.

Öyle gözüküyor ki değişim bir gecede olmayacak ve sancılı geçecek. 

Temennimiz, ülke olarak değerli büyüklerimizin esen rüzgarlar şiddetlenip dalgalar yükselmeden bu konulara kafa yormaları ve uzun vadeli stratejileri oluşturmaları ki toplum fırtınaya hazır olsun.

NOT: "Yanan Adam" fenomeninden Türkiye'de ilk defa Engin Civan okurlarının haberdar olmasının verdiği gururla birlikte, yazımı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürlerimi sunarım.

Tüm yazılarını göster