Ünlü ekonomist Türkiye'yi bekleyen yeni tehlikeyi açıkladı

Ünlü ekonomist Türkiye'yi bekleyen yeni tehlikeyi açıkladı
Güncelleme:

Akademisyen Prof. Dr. Mehmet Şişman, yüksek döviz kurunun ardından Türkiye'yi bekleyen yeni tehlikeyi "son sürat geliyor" diyerek açıkladı: Hiperenflasyon!

Akademisyen, iktisatçı Prof. Dr. Mehmet Şişman, Türkiye’nin ne yazık ki hiperenflasyona doğru yol aldığını vurgulayarak yıllık enflasyonun mayıs ayına kadar, yüzde 50’lere sıçrama olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

Cumhuriyet'ten Şehriban Kıraç, Mehmet Şişman ile ekonomideki son gelişmeleri konuştu.

- Görüyoruz ki iktidarın ekonomide istikrarlı bir modeli yok. İktidarın ekonomide model arayışı neye mal olacak?

Ülkenin ekonomide yeni bir modele ve bakış açısına ihtiyacı olduğu gerçek, fakat ortaya konan bu model gerçeği kavramıyor. Üstelik dört başı mamur bir model değil. Ayrıntı zenginliği yok, geniş bir yelpazede Neoliberal politikaya karşı etki içermiyor. Sadece TL mevduatına verilecek faiz ve ihracat dövizi odaklı.

Öte yandan, finansallaşmanın sermaye girişine dayalı bir büyüme modeliyle devam ettirilebildiği Türkiye bacağı, 2016’dan bu yana sancılı. 2018 sonrası bu sancı daha da arttı ve gelinen yer, giderek ivme kazanan çok yüksek enflasyon, düşürülemeyen çift haneli işsizlik. 2020’de başlayan faiz indirimiyle kredi genişlemesi süreci para politikasını faiz, döviz ve enflasyon üçgenine soktu.

Döviz rezervindeki hızlı erimenin döviz kuru artışıyla olumsuz etkisi geldi. TL, ticaret yaptığımız ülkelere göre en değersiz dönemini yaşıyor. Bankalar uzun vadeli kredi vermekte isteksiz. TL mevduatın kur korumalı kısmı toplam TL mevduatının yüzde 10’u düzeyinde bile değil. Negatif reel faiz eksenli model arayışı para politikasında istikrarı sağlayamadığı gibi, hızla yükselen maliyet enflasyonu kanalından, yeniden faiz artışını zorluyor, üstelik yararı da tartışmalı. Halbuki, tüm dünyada olduğu gibi Covid çıkışı kapitalizmin normalini anlamaya çalışmalı, ona göre politika üretmeliyiz.

Mevcut iktisat politikasıyla tüketici yoksullaşması yaygınlaştığı gibi, ekonomide maliyetler yükseliyor, enflasyonu düşürecek politik seçenek ortaya konulamıyor.

- Düşük faiz ısrarı döviz kuruna zirve yaptırdı. Şimdi kur korumalı ürün ekonomiyi nasıl etkileyecek?

Güven en temel unsur burada. Psikolojik etkiler aşılmadan yatırım tasarruf dengesi beklenmemeli. Tasarrufların üretken yatırımlara kanalize olması isteniyorsa, bu demokratik ve psikolojik olarak sorunu ortaya koyan bir güvence sağlanmasıyla mümkündür. Bu da daha saydam ve farklı görüşleri dikkate alan demokratik bir bakışla olabilir kanısındayım. Yastık altı, banka kiralık kasaları ve döviz tevdiattaki birikimler belirsizliğin ve güven sorununun en temel göstergesidir. Kur korumalı mevduat uygulaması ilk üç ay içinde anlaşılacağını düşündüğüm ve güven tazeleme unsuru olamayacak derecede zayıf bir araçtır. Bu hesaplara ilgi ilk ay düşük düzeydedir.  

- Şu anda ekonomide gördüğünüz en temel riskler nelerdir, çözüm için neler önerirsiniz?

Hiperenflasyon çok büyük bir risk olarak ortada duruyor. Bu modelle de çözülmesini beklemiyoruz. Ayrıca toplumdaki ayrışma, kutuplaşma had safhada ve krize giden bütün yollar açık. İhracattan gelen döviz ve kısa vadeli sermaye girişleri yetersiz kalmaya devam ederse, dış borç ödemeleri için sermaye kontrolü veya kambiyo kontrolü getirilmesi olasılığı önemli bir risktir. Öte yandan, Fed faiz artırma sürecine girecek. Bu gelişmeye hazırlıksız yakalanıyoruz. Kafa kafaya verip genel krizi önleyebilecek zamanı ve kurumsal hafızayı ortaya çıkaracak ortamı yaratmazsak, 2022 hiç de iyi bir deneyim olmayacak.

BIÇAK SIRTINDA İLERLİYORUZ

- 2022 yılı için kur, faiz, büyüme, işsizlik tarafında neler öngörüyorsunuz?

2022’de de geçen yıl olduğu gibi, sadece büyüme amaçlı ve emeğin gelirden aldığı payı reel olarak artırmayan bir modelle, gelinecek yer işsizliği de önleyemez. Zira bu durumda iç talep aşağıya çeker ve kârlılık da düşer. Büyüme bu yıl sadece ihracatın çekmesiyle ancak yüzde 3’leri bulursa, kriz derinleşmemiş demektir. Mayısa kadar yüksek enflasyonu durduramazsak, kur ve faizi de durduramayız.

Kurdaki dalgalanma devam edecek. Varlık fiyatlarındaki (konut, otomobil) artışın devam edemeyeceği noktada para arzı da artırılamayacağından, kritik eşiğe gelinebilir. Cari açıkta bir miktar küçülme gerçekleşse bile bütçe açığı yoluyla dengenin bozulacağını ve TL cinsinden tasarruf açığı ve dolarizasyon sorununun çözülemediğini gözleyeceğiz. Dünya ekonomisinde merkez bankalarının, başta ABD Fed’in açıkladığı gibi faiz artışı (2022 de üç kez olmak üzere, martta başlayacak) sürecine girmesi de dolar endeksi artışı yoluyla yaratılabilecek olan önemli bir risktir. Bıçak sırtında ilerliyoruz.

HİPERENFLASYONA SON SÜRAT GİDİŞ

- Enflasyon resmi rakamlara göre bile yüzde 36’yı aştı. Enflasyonda öngörüleriniz nedir, yurttaşı nasıl günler bekliyor?

Eğer topyekûn değişiklik öneren iktisadi model getirilmezse ve/veya öngörülebilir bir seçim tarihi açıklanmazsa yıllık enflasyonun mayıs ayına kadar, TÜFE’de yaklaşık yüzde 40’lardan yüzde 50’lere sıçraması olasılığı yüksektir. Zira ÜFE’deki aylık yaklaşık yüzde 20’lik yıllık yüzde 80’lik enflasyon bu süreci tetiklemekte. Bu da hiperenflasyona doğru yol aldığımız anlamına gelmektedir ne yazık ki.. Politik alan ekonomiyi belirleyecek bir çerçeve sunmalıdır. Aksi halde iktisadi ve siyasi krizin oluşması engellenemez bir hal alıyor.

Yüksek elektrik zammı bütün sektörleri petrol fiyatlarına benzer bir biçimde etkileyecektir. Sadece seçim tarihi açıklaması da bizi kurtarmıyor bu saatten sonra, aynı zamanda geniş katılımlı bir ekonomi konseyi toplanarak acil önerileri hayata geçirilmeli. Vatandaş 2022’de ilk iki ayı yükselten nominal ücretleri dikkate alarak yanılsama içinde geçirebilir. Mart ayından itibaren yeniden enflasyonun ağırlığı daha fazlasıyla kendisini hissettirecektir. Zira reel ücretler yükselmedi. Özellikle sabit gelirli çok derin bunalım halini deneyimlediği bir zaman dilimine girmiştir.

- Bu volatilitede iş, yatırım yapmak mümkün olur mu?

Dövizdeki oynaklık ve maliyetlerin belirsizliği sektörlerdeki fiyat sözleşmelerinin belirsizliğini artırıyor ve iş yapma kabiliyetini azaltıyor. Fiyatlardaki bu oynaklık yabancıyı da ürkütmüş anlaşılan; geçen hafta swap pozisyonlarını bile 279 milyon dolar azalttılar. Borsadaki yabancı payı yüzde 40’lara düşmüş vaziyette. Ayrıca geçen hafta gelen 41 milyon dolar da yüksek tahvil faizini tercih etti. Neoliberal modelde yabancı sermaye kur riskini üstlenmek istemez. 

BELİRSİZLİK ARTACAK

- Reel sektör ve bankalar tarafında nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız, bu belirsizlik ortamı onları nasıl etkiler?

Artık faiz artırsak bile faydası belirsiz. Kur korumalı mevduat biçiminde kur çok artsa bile bankaların kur riski Hazine tarafından karşılanacağından, neoliberal finansallaşmanın temel kurumu bankalar yine kârlılığını koruyacaklar. Bankalar uzun vadeli ticari kredi vermekte isteksiz.

Zira sanayi ve ihracatçı ithalat girdi maliyeti yanında elektrik ve ücret artışlarının getirdiği maliyet artışlarıyla da baş etmek ve dolar cinsinden yükselen maliyetlerine çare bulmak zorundalar.

Bu olgu da işsizliği düşüren istihdam artışlarının ve yatırımların hızını kestiği gibi, belirsizliği ve öngörülemezliği daha da artırmaktadır.

Tarımda işler çok karışık. Devlet yardımları döviz bazında küçülüyor, Girdi maliyetleri gıda fiyatlarını sürekli artırdığından, tarım kesimini düze çıkaramıyor bir türlü.

(Kaynak)