Akşener’den Erdoğan’a: ''Herkesi kandırabileceklerini sandılar''

İYİ Parti lideri Akşener, "Sayın Erdoğan aylardır, 'Çok iyi durumdayız. Zaten şehir hastanelerimiz var' diye caka satarken iyiydi de dünyadaki duruma işaret etmek, şimdi milletimiz virüsten kırılırken mi aklına geldi" ifadelerini kullandı.

Akşener’den Erdoğan’a: ''Herkesi kandırabileceklerini sandılar''
A+ A-

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

Türkiye’de artan corona virüsü vakaları ile ilgili uyarılardan bulunan Akşener, AK Parti iktidarını salgının yönetememekle suçladı.

Tedbirler noktasında geç kalındığı belirten Akşener, şunları söyledi:

 Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden değerli Muş İl Başkanımız, Ramazan Aşık'a yüce Allah'tan rahmet, sevenlerine ve camiamıza başsağlığı diliyorum. Türkiye'de cesaretin bir bedeli var.

 Bunu bilerek yola çıktık. Bedelleri ödeye ödeye, bugünlere geldik. Ama Türkiye'de, bazı bölgelerde, cesaretin bedeli daha da ağır .Vatandaşımızın, iki yumruk arasına sıkıştırıldığı yerlerde, iyi ve cesur olmanın bedeli daha da ağır. Ramazan Başkanım, Muş'ta, iyilerin, cesurların bayrağını taşıdı. Biz kendisinden razıyız, Allah da ondan razı olsun.

 Bu vesileyle, Ramazan Başkanım'ın şahsında, Covid sebebiyle yitirdiğimiz, tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Ruhları şad, mekânları Cennet olsun. Aziz milletim; Şubat ayından bu yana, dünyayı saran pandemiyle ilgili iktidarı uyarıyoruz.

 Bazı ülkelerin hatalarından ders çıkarırlar diye umduk, olmadı. Dar günde, vatandaşlarının yanında olurlar diye bekledik, olmadı. Vatandaşımızın sağlığı, canı için yaptığımız önerilere kulak asar, adımlar atar diye bekledik, olmadı. Salgının ikinci dalgasının ayak sesleri geldiğinde, uyarı ve önerilerimizi tekrarladım.

 Pandeminin başından bu yana gayretli gördüğümüz Sağlık Bakanı'nı da, Alınan her karara tebelleş olan Sayın Erdoğan'ı da uyardım. “Bu işin bedeli ağır olacak.

 Milletimizi bu belaya karşı, korumasız bırakıyorsunuz. Önerilerimizi yerine getirin.” dedim. Ama maalesef, Sayın Erdoğan, ekonomiden teknolojiye, hukuktan tarihe, sanayiden sağlığa, her konuyu en iyi bilen olduğu için, yaptığımız hiçbir uyarıyı, hiçbir önerimizi dinlemedi.

 Aylarca, vaka sayılarını saklayıp, sadece hasta sayılarını açıklayarak, herkesi kandırabileceklerini sandılar. O da olmadı. Sadece kendilerini kandırdılar. Memlekette pandemi başını alıp, dünyada üçüncü sıraya çıkınca,

 Bu sefer dönüp dünyayı işaret edip, dediler ki, “Bakın her yerde tablo vahim. ”Sayın Erdoğan; aylardır, “Çok iyi durumdayız. Zaten şehir hastanelerimiz var” diye, caka satarken iyiydi de dünyadaki duruma işaret etmek, şimdi milletimiz virüsten kırılırken mi aklına geldi?

Ayıptır, günahtır. 83 milyonun vebalini taşıyorsunuz. Ama daha bunun ağırlığını bile kavrayamıyorsunuz. Evet, dünyada durumu kötü olan ülkeler var. Ama, ikinci dalgaya karşı, kendini koruyabilmiş ülkeler de var.

 Sizin işiniz, kötü olan ülkeleri göstermek değil, Türkiye'yi durumu iyi olan ülkeler arasına sokmaktı. Ama söz konusu olan vatandaşlarımızın canıyken bile; siyaset iletişimiyle, algı yönetimiyle, propagandayla sorumluluktan kaçabileceğinizi sandınız.

 Canı yanan milletimizin, yaşadığı gerçek ortadayken, yalanların yatsıya kadar süreceğini, gerçeğin kapımızı çalacağını görmediniz.

 Artık yüzlerinizde, milletine yalan söylemiş bir iktidarın, kapkara lekesi var. İlk seçimde milletimizin karşısına bu lekeyle çıkmak zorunda kalacaksınız.

Dava arkadaşlarım; Peki sonunda ne oldu? Pandemi ülkemizi sardı. Onlarsa işi götürüp, varlıklarıyla gurur duyduğumuz, sağlık ordumuzun sırtına yıktılar. Sorumluluğu, önerilerine kulak asmadıkları, Bilim Kurulu'nun üzerine yıktılar. Ardından da vatandaşlarımızı suçladılar.

 Sen mitingler yapıp, millete çay atmakta sakınca görmeyince,  elbette, her şeyin yolunda olduğunu düşünüp, kurallara uymayan vatandaşlarımız oldu.

 Ama iktidar olarak senin görevin, bütün vatandaşlarımızı koruyacak önlemleri almaktı. Hayatı paradan puldan, yönetmeyi de, eşi dostu zengin etmekten ibaret sanan bir zihniyetin, ülkemize faturası ağır oluyor. Bakıyorsunuz, yine ellerini yıkamışlar, yine hiçbir suçları yok…Yok öyle yağma Sayın Erdoğan!

Ekonomiyi damadının, Pandemi'yi de vatandaşın üzerine yıkıp, Bu işten elini yıkayıp çıkamazsın. Madem tek adam düzenini kurdun, o zaman tek sorumlu var, o da sensin!

 Madem siyasi rantın, kırıntısını görünce üzerine atlıyorsun, Başarısızlıkları da bir zahmet üstleneceksin. Aziz milletim; Pandeminin ikinci dalgası

 Türkiye'ye pahalıya mal oldu. Bu süreçte, laf kalabalığıyla günü geçiştirmek yerine, somut adımlar atılması gerekiyor. Bu amaçla milletvekillerimiz, salgının başından beri yaptıkları gibi, Süreci yakından takip ettiler, soru önergeleri verdiler, kanun teklifleri verdiler.

Milletin sesi olmaya, milletin gerçeklerini iktidara anlatmaya çalıştılar.

 Mesela dediler ki; “Türkiye'ye getirilecek aşılar, tüm vatandaşlarımıza ücretsiz yapılsın. “Hepimizin sağlığı için yaptığımız bu öneri, Cumhur ittifakının oylarıyla reddedildi. İktidarın vekilleri reddetti ama, Sayın Erdoğan dün akşam çıkıp, “Aşılar ücretsiz yapılacak” dedi. Güler misin, ağlar mısın?

 Mesela milletvekillerimiz dedi ki;“Pandemi nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kalan işletmelere, 2021 yılı bütçesinde ödenek konulmadı

Esnafımıza 6 ay süreyle, aylık 2 bin lira destek ödemesi yapılsın.” Esnafımızı ferahlatmak için yaptığımız bu öneri, Cumhur ittifakının oylarıyla reddedildi.

 Peki dün akşam bu konularda tek bir söz duyan oldu mu? Yok. Siyasi ranta gelince, topa giren Sayın Erdoğan, esnafa gelince ıslık çalmayı tercih etti. Dava arkadaşlarım; Milletimiz için istedik, Cumhur ittifakı reddetti. Esnafımız için önerdik, Cumhur ittifakı reddetti.

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti devleti, milletine ücretsiz aşı yapabilecek bir devlettir. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti, zordaki esnafına, aylık 2 bin lira destek verebilecek bir ülkedir. Ama maalesef Türkiye'yi yöneten bu iktidar, milletimizi önemsemiyor, esnafımızı önemsemiyor.

Millet namına iyi olan ne varsa, küçük ortağıyla birlikte, parmak kaldırıp engel oluyorlar. Tek dertleri var, o da koltukları…

 Bunun son örneğine Sayın Erdoğan'ın dün akşamki konuşmasında hep beraber şahit olduk. Milletimiz dün akşam Cumhurbaşkanı'nın konuşmasını bekledi. Ne diyecek, nasıl önlemler açıklayacak, merak etti.

Çünkü bütün bilgiler onda. Yetki onda. İmkan onda. Ama o gitti, yine yarım yamalak önlemler açıkladı. Siyasi hesaplarla, ürkek adımlar atıp, milletin sağlığını, canını riske atmaya devam ediyorlar.

“DERHAL 14 GÜNLÜK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI UYGULAYIN”

 Bilim insanlarının tamamı en az 14 günlük kapanma diye ısrar ediyor. Sayın Erdoğan'ın umurunda değil. Millet canının derdinde, ülkenin birliğinin sembolü olması gereken Cumhurbaşkanı, hâlâ siyasi kavga peşinde. Bıkmadın mı Sayın Erdoğan? Millet canının derdinde, canının.

 Önce birlik diyorsun, sonra o birliği sen parçalıyorsun .Böyle bir dönemde, en son ihtiyacımız olan kamplaşmak, kavga etmek. Ama sen hâlâ ötekileştirme, kamplaştırma peşindesin. Böyle olmaz Sayın Erdoğan! Böyle devlet yönetilmez. Yapma!

 Gün, siyaset yapma günü değil. Gün, topyekûn mücadele günü. Felaket geldi kapımıza dayandı. Yaraları sarmak yerine, kafa göz yarmak, devlet insanlığına sığmaz.

 Sana düşen, millete örnek olmak, rehber olmak, bu cendereden en az hasarla çıkmamızı sağlamak. Sana düşen, nasıl ölmeyeceğiz, onu anlatmak. Sana düşen, esnafımıza, çalışanlarımıza hangi destekleri vereceksin, onu anlatmak.

 Sana düşen, vatandaşlarımızdan ne bekliyorsun, sen onlara ne vereceksin, bunları anlatmak. Masal anlatmayı bırak Sayın Erdoğan! Bu millet tarihini de, değerlerini de, senden önce olduğu gibi, senden sonra da korumasını bilir.

 Şimdi bütün mesele, milletin canını, birliğini, dirliğini, sağlığını korumak. Bunları nasıl yapacaksın sen asıl onu anlat! Buradan ilan ediyorum; Bu iktidarın millete verecek hiçbir şeyi kalmamıştır .Bu iktidar, ömrünü tamamlamıştır. Bu iktidar, millet iradesine değil, sarayzadelerin keyfine teslim olmuştur. Bu iktidar, milletimiz için, pandemi kadar tehlikeli bir hale gelmiştir.

KATAR TEPKİSİ: ANAHATAR KELİME ‘SATIŞLAR’

 Dünyanın alışveriş çılgınlığına sahne olduğu sırada Türkiye’de bir başka alışveriş çılgınlığı oldu. Sadece mağazalarda değil, sayın Erdoğan ve Katar emirinin huzurunda çok daha büyük satışlar oldu. Anahtar kelime ‘satışlar’… Çok daha büyük satışlar oldu. İstanbul’daki önemli bir alışveriş merkezi ile Varlık Fonu’na devredilmiş olan Borsa İstanbul’un yüzde 10 hissesi Katar devletinin fonu tarafından satın alındı.

 Bu satışların yanında içeriği henüz açıklanmayan bir dizi anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaların konuları arasında; limanlar, Haliç, su kaynaklarımız hatta aile ve kadınlarla ilgili bir mutabakat bile var.

 Altını önemle çizmek istiyorum; birçok devlet ya da şirket yabancı borsalara ortak oluyor, yatırımlar yapıyor biz yabancı sermayaye ya da yatırımlara karşı değiliz. Ancak gelişmiş ülkelerde bu tür satışlar ya da yatırımlarla ilgili kamuoyuna bilgi verilir. Şu nedenle, şu şartlarla anlaşma yaptık diye açıklama yapılır. Devlet ticari sır maskesinin altına saklanamaz.

 Acilen istihdam yaratan bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızı borçlandırmadan, ihtiyaçlarını karşılayacak bir ekonomik modeli uygulamamız gerekiyor. Herkesi memnun edecek bir asgari ücret düzenlemesini uygulamaya koymamız şart.

 Rantla değil, üretimle kalkınsın diyoruz. İş verenlerimizin üzerindeki yükü hafifletip, onların yeniden istihdam yaratmalarını sağlarken, dar gelirli vatandaşımızı da borç sarmalına sürüklemeyecek, kayıt dışı istihdamı kayıt altına alacak, hakkaniyetli bir asgari ücret modeli üzerinde çalıştık.