Berat Albayrak'ın istifası sonrası Erdoğan'dan flaş açıklamalar

Berat Albayrak'ın istifası sonrası Erdoğan'dan flaş açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Milli Egemenliğin 100. Yılında Türk Diplomasisi: Gelenekten Geleceğe" teması kapsamında 12. Büyükelçiler Konferansı'nda bir konuşma gerçekleştirirken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın istifasıyla ilgili açıklama yapmadı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, dün akşam saatlerinde Instagram hesabından yaptığı açıklamayla sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakma kararı aldığını duyurdu. İstifanın üzerinden 20 saat geçmesine rağmen resmi açıklama yapılmadı. İstifanın kabul edilip edilmeyeceği merak edilirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe'de kameraların karşısına geçti. Ancak istifaya ilişkin beklenen açıklama gelmedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları;

Koronavirüs salgını sebebi ile maalesef sizleri bu sene Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde istediğimiz gibi ağırlamak mümkün olmadı. Gerek büyükelçilerimiz, gerekse Cumhurbaşkanlığı danışmanlarım hep birlikte şu anda bu salonda bir aradayız.

Her birinizi gayretlerini emekleriniz için gönülden tebrik ediyorum.

Büyükelçilerimiz bu sene olağan görevlerinin yanında son asrın en büyük sağlık krizi olan koronavirüs salgınıyla da mücadele etmek zorunda kaldılar. Şimdiye kadar 1 milyon 300 bin insanın hayatına mal olan bu salgın, dünya genelinde birçok çarpıklığın da gün yüzüne çıkmasını sağladı.

Türkiye bu zorlu süreçte başarılı bir sınav vermiştir.

Yurt dışında bulunan vatandaşlarımızı da sahipsiz, çaresiz bırakmadık. Cumhuriyet tarihimizin en büyük tahliye operasyonunu gerçekleştirerek 141 ülkeden 100 binden fazla vatandaşımızı ailesi ile buluşturduk.

Yaşadığı ülkelerde tedavi imkanı bulamayan 233 vatandaşımızı ambulans uçaklarla ülkemize getirdik.

Türkiye’den memleketlerine dönmek isteyen 90 ülkeden 38 bin yabancıya da destek çıktık.

Dost kara günde elli olur anlayışı ile ülkemizde yardım talep eden 155 ülkeye ve 9 uluslararası kuruluşa tıbbi yardımda bulunduk. Bu yardımlarımızı inancımızın, kültürümüzün gereği olarak yaptık. Hazreti Mevlana’nın tıbbi yardım paketlerimizin üzerine eklediğimiz şu sözleri bizlere umut olmuştur. “Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır, karanlığın ardında nice güneşler vardı”.

Dışişleri Bakanlığı koordinasyon ve destek merkezlerimizin birçok ülke tarafından örnek alınan mekanizmaya dönüşmesi bizim için önemli bir referanstır.

Bayrağımızın dalgalandığı 248 yurt dışı temsilciliğimizi hem vatandaşlarımız hem de zorda kalanların sığınacağı bir liman haline getirdiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Hastalığın ne zaman biteceği belli değil, bilhassa son haftalarda vaka, hasta ve vefat sayılarının tekrar ürkütücü rakamlara ulaştığını görüyoruz. Karamsarlığa kapılmadan, rehavete de düşmeden uygulanabilir dengeli bir anlayışla hareket ediyoruz. Millet devlet dayanışması ile TAMAM diye sloganlaştırdığımız temizlik, maske, mesafe kurallarına riayet ederek inşallah bu sıkıntılı sürecin de üstesinden geleceğimize inanıyorum.

Salgınla birlikte dünyanın yeni bir yol ayrımına geldiğini görüyoruz. Uluslararası kuruluşlar bu yeni dönemi okumakta etkisiz ve çaresiz kaldılar. Eskiler ‘Dünün güneşi ile bugünün çamaşırı kurutulmaz’ der biz de kurumlarımızı yeni dönemin şartlarına göre düzenlemeden uluslararası alandaki itibar kaybının önüne geçemeyiz.

Türkiye olarak bu acı gerçeği yıllardır BM kürsüsünde ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyerek ifade ediyoruz.

Bu tespitlerimizi ilk gündeme getirdiğimizde bize mesafeli yaklaşanlar bile artık Türkiye’nin tezlerini desteklemeye başladılar.

Bunun yanında İslam İşbirliği Teşkilatı, D8 gibi ülkemizin üyesi olduğu örgütlerin etkinliğinin artması için de çaba sarf edeceğiz.

Tedarik zincirlerinin yeniden paylaşıldığı yeni bölgesel ittifakların kurulduğu, siyasi ve ekonomik arenanın yeniden şekillendiği bir kavşaktayız. Bu kritik kavşakta Türkiye’nin avantajlarını ne ölçüde kullanabileceği bugün atacağımız adımlara bağlıdır.

Ülkemize ve milletimizi yeni pişmanlıklar yaşatmamakta kararlıyız.

Dış politikada adımlarımızı atarken ilkelerimizden kadim değerlerimizden taviz veremden milli menfaatlerimizi savunuyoruz.

Suriye’de icra ettiğimiz harekatların sadece DEAŞ’lı ve PKKYPG’li teröristleri sınırlarımızdan uzaklaştırmakla kalmadık aynı zamanda Türkiye’ye sığınan 411 bin Suriyeli kardeşlerimizin de memleketlerine geri dönüşünü temin ettik.

Irak’ta gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla bölücü terör örgütünün belini orada da kırdık.

Bugün Libya’da siyasi çözüm umutları yeniden yeşerdiyse bunda Türkiye’nin zamanında yaptığı müdahalenin çok ciddi katkısı oldu.

Doğu Akdeniz’deki her türlü gelişmenin yükünü taşıyan ülkemizin doğal kaynaklar söz konusu olduğunda yok sayılmasına elbette rıza gösteremezdik. Bu meselede haklı olmanın ülkemize sağladığı özgüvenle hareket ediyor müzakere masasından asla kaçmıyoruz.

AB’nin Türkiye’yi kendinden uzaklaştıran stratejik körlükten bir an önce uzaklaşmasını istiyoruz.

Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ve Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı konferans önerimiz sorunu diyalogla çözme çabamızın tezahürüdür.

Doğu Akdeniz’deki araştırma faaliyetlerinden de yakında müjdeli haberler alacağımıza da inanıyorum.

Türkiye sade çekendi çıkarlarını korumak için dost ve kardeşlerinin de hukukunu korumak için güçlü olmak zorundadır. Biz Topkapı Sarayı’nın yanı başında şu ifade yer alıyor ‘Büyün mazlumlar ona sığınır’ yazan bir devletiz, biz böyle bir devletiz. İspanya’daki Yahudilerden Sovyetlerdeki muhaliflerden Afrika’daki gariplere kadar herkes başı dara düştüğünde ilk ülkemize sığınmıştır.

Türkiye istese de gönül coğrafyasındaki kardeşlerinin sorumluluğundan kaçamaz. Türkiye istese de Filistin’e Somali’ye, Pakistan’a Arakan’a sırtını dönemez.

Azerbaycan topraklarının işgal edilmesine sessiz kalamazdık ve sessiz kalmadık.

Biz şu anda Afganistan’dayız şu anda Azerbaycan’dayız, niye? Bunlar bizim soydaşlarımız kardeşlerimiz.

MİNSK 3’lüsü hep oyalamaca, çünkü çözüm üretmek gibi bir dertleri de yok. Şimdi Azeri kardeşlerimiz kendi göbeklerini kendileri kesti ve işi bitirdi. Biz gözleri yaşlı olarak dün İlham Aliyev kardeşimizin Şuşa’nın düşüşünden sonra yaptığı açıklamaları ekranda izledik. İşte 2 devlet tek millet olmanın aşkı budur da onun için.

Dün Şuşa’nın işgalden kurtarılması ile beraber sevincimiz ve umutlarımız daha da artmıştır. Merhum Mehmet Emin Resulzade’nin dediği gibi ‘Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez’ inmeyecektir.

Dağlık Karabağ’daki işgal bitene kadar da inşallah mücadele bitmeyecektir.

Aynı şekilde Filistin halkını tüm baskılara ve işgale karşı verdikleri onurlu mücadelede yalnız bırakmayacağız.

Hemen her gün Türklere ve Müslümanlara ait camilere, okullara yapılan tacizlerin haberini alıyoruz. İslam düşmanlığı devlet başkanlığı seviyesinde destekleniyor. İslam düşmanlığı ile mücadele etmek hem inancımızın hem de yurtdışındaki vatandaşlarımıza karşı bir sorumluluğumuzdur.

Türkiye’nin sınır dışlı ettiği yabancı terörist savaşçıların yurt dışında elini kolunu sallayarak eylem yapmasını anlayamıyoruz.

Diplomatlarımız sadece BM’de değil NATO, AGİT, UNESCO’da da üst düzey görevler üstleniyorlar. Sadece bu yıl 7 farklı uluslararası örgütün dönem başkanlığını biz üstlendik.

Önümüzdeki yılsonu New York’taki daimi Başkonsolosluk binamızı inşallah bitirmiş olacağız. Oradaki dev hizmet binamızla bu hizmetlerimizi çok daha etkin çok daha farklı bir şekilde sürdüreceğiz. 32 kat yüksekliğinde BM binasının tam karşısında hakikaten mimarisi ile her yönü ile muhteşem bir eseri ülkemize ve milletimize kazandırmış olduk.

Seçiniz...