İşte yeni Hükümet'in Kürt politikası !

AK Partili Miroğlu, yeni başbakan olacak olan Binali Yıldırım'ın Kürt politikası hakkında konuştu.

A+ A-

AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, AK Parti'de Binali Yıldırım dönemiyle birlikte 'Milli ve yerli bir Kürt politikası' döneminin başlayacağını söyledi. Miroğlu, yeni politikaların detaylarını anlattı.

AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, Binali Yıldırım'ın başbakanlığıyla Kürt sorusunun çözümünde yeni bir döneme gireleceğini söyledi. 

Kürt sorununun çözümünde 'tüm halkın ve Kürt toplumununun farklı kesimlerinin' muhatap alınacağının altını çizen Miroğlu, “Milli ve yerli bir Kürt politikası geliyor. Herkes makbul vatandaş olarak görülecek” dedi.

Habertürk'e konuşan Orhan Miroğlu, yeni hükümetin Kürt politikasına ilişkin detayları açıkladı. 

"Dolmabahçe önemli bir kırılma noktasıdır" diyen Miroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dolmabahçe mutabakatını yok sayma nedenini açıkladı.

"Dolmabahçe önemli bir kırılma noktasıdır, çünkü Dolmabahçe’de karşılıklı olarak okunan iki metin, bu muhataplık ve müzakere meselesini HDP ve PKK’nın lehine yorumlamaya müsait bir tablo ortaya çıkarmış oldu. Orada çıkan fotoğraf bir siyasi hataya işaret ediyordu. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı’mız da çok büyük isabetle bunu fark etti ve o saatten sonra da itirazlarını açık şekilde dile getirdi."

Miroğlu, yeni kabine döneminin politikalarıyla ilgili ise şöyle devam etti:

"Şöyle bir döneme giriyoruz:

Milli ve yerli bir Kürt politikası geliyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı herkes, devletin muhatabı olacak. Siyasi aktörler mevzilenmesine gelince, devlet birinci derece misyon üstlenecek."

Orhan Miroğlu'nun açıklamalarının detayları şöyle:

"Yeni bir sürecin zaten içindeyiz. Bu süreç, yeni Anayasa ve başkanlık sisteminin bütün Türkiye’de tartışılacağı, yeni bir Anayasa’nın yapılacağı bir süreç olacak. PKK bin bir emek ve çabayla 2012’de hayata geçen çözüm sürecini 2 yıl sonra terk etti ve yüzünü şiddete, teröre döndü. Hendek siyasetinin ağır bir maliyeti oldu. Yüzlerce şehit verdik. 400 bin insan yaşadıkları şehirleri terk etmek zorunda kaldılar. HDP’nin siyasi zemini şiddet ve terör söyleminin gölgesinde kaldı. Yani HDP için siyasi zemin daraldıkça daraldı.

BİRİLERİ PKK'YA CAN SİMİDİ UZATMAYA ÇALIŞIYORDU

Böyle bir aşamada tekrar masaya dönmek ve müzakere etmek gibi laflar duymaya başladık. Birileri sanki yenilgiye uğrayan PKK’ya yeniden bir can simidi uzatmaya çalışıyordu. Geçmişte hiçbir şey olmamış, yüzlerce şehit vermemişiz gibi davranamayız ve böyle davranmaya kimsenin hakkı yok. Muhataplık konusunda, çok farklı yaklaşımlarla karşı karşıya kaldık. Bunun, bir algı operasyonu olarak sürdürüldüğünü gördük. Sanki elinde silah tutan birileri var ve silahı bırakmaları için yeni Anayasa, demokratikleşme talep ediyorlar. Devlet de sanki oturmuş bu insanlarla'Nasıl bir Anayasa yapacağız, nasıl bir demokrasi olacak, Türkiye ve bölgenin şartlarında ne gibi değişiklikler öngörüyoruz?' konularını müzakere ediyormuş gibi yansıtıldı.

HDP VE KANDİL ÖCALAN'A CAYDIRMAYA ÇALIŞTI

Dolmabahçe önemli bir kırılma noktasıdır, çünkü Dolmabahçe’de karşılıklı olarak okunan iki metin, bu muhataplık ve müzakere meselesini HDP ve PKK’nın lehine yorumlamaya müsait bir tablo ortaya çıkarmış oldu. Orada çıkan fotoğraf bir siyasi hataya işaret ediyordu. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı’mız da çok büyük isabetle bunu fark etti ve o saatten sonra da itirazlarını açık şekilde dile getirdi. Dolmabahçe’de yaşananlar bize şunu gösterdi ki ne PKK ne de HDP çözüme ve kalıcı bir barışa hiçbir şekilde hazır değil. Başlangıçta PKK’yı ve HDP’yi demokratik bir geçiş sürecine hazırlama çabası içinde olan bir Öcalan var, ama onu bu çabadan caydırmaya gayret eden HDP ve Kandil yöneticileri var.

BİNALİ YILDIRIM DÖNEMİDE ATILACAK ADIMLAR

Yeni süreç, yeni politikalara ve referanslara ihtiyaç duyuyor. Şöyle bir döneme giriyoruz: Milli ve yerli bir Kürt politikası geliyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı herkes, devletin muhatabı olacak. Siyasi aktörler mevzilenmesine gelince, devlet birinci derece misyon üstlenecek. Bilindiği gibi 6551 sayılı yasa, çözüm sürecini zaten bir devlet politikası haline getirdi. Bu devlet politikasında AK Parti, son derece önemli reformlara imza attı. Meselenin demokratikleşmesi, siyasi zeminin korunması, inkâr sürecinin bitmesi, 2014’te başlayan reform süreci ve devlete belli bir sorumluluk yükleyen yasanın Meclis’ten geçirilmesi. Muhataplık dediğimiz zaman, devlet ve halk arasındaki sorunların giderilebileceği yeni bir zemini kastediyoruz. Çok basit söylemek gerekirse, bu yeni anlayışta, vatandaşların tümü bu meselenin asli muhataplarıdır.

Bugün elinde silah tutan bir örgütle, askerlerimizi, polislerimizi, sivil insanlarımızı katleden bir örgütle görüşülecek hiçbir şey yoktur. Ancak mücadele edilir ki Türkiye şimdi bu mücadeleyi yürütüyor. Ama terörle mücadelenin çok farklı boyutları da vardır. Terörün yarattığı muazzam mağduriyetler söz konusudur. Siyasal, sosyal ve kültürel programlar derken ifade etmek istediğimiz budur. Ama kamuoyunun haklı olarak merak ettiği bir soru var:

'PKK silah bırakmayı çeşitli konjonktürel sebeplerle kabul ederse ne olacak?' Elbette bu örgütle siyasi hiçbir mesele konuşulamaz. Ama bu örgütün saflarında olan, Avrupa’da, şurada burada çalışmalar yürüten binlerce Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı var. Normalleşme olabilmesi ve bir dönemin kapanabilmesi açısından devlet elbette gerekli rehabilitasyon programlarını uygular ve hayata geçirir.

ULUSLARARASI KUŞATMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ

PKK ile mücadele ettiğimizi düşünüyoruz ama aslında Türkiye’ye karşı açılmış bir uluslararası kuşatma ve savaşla karşı karşıyayız. Ve bu manada'Zaten PKK diye bir şey yok artık' derken ifade ettiğimiz şey şudur: PKK yok ama Türkiye’yi sanki gözden çıkarmış, Batılı ülkeler ve Ortadoğu’nun köhnemiş rejimleri var. Türkiye’yi etkisizleştirmek, yorgun düşürmek ve Türkiye’yi bölmek istiyorlar. PKK onlar için artık sadece bu amaçla kullanılan bir enstrüman. Bu örgüt hep söylendiği gibi Abdullah Öcalan’ın örgütü değil artık. İranlıların, Suriyelilerin, Avrupalıların, Amerikalıların, Esad’ın örgütü.

MİLLİ VE YERLİ NE DEMEK?

Milli ve yerli politikalar demek, Türkiye’nin beka sorunu yaşadığı bu dönemde, demokratik sistemin güçlenmesi ve üniter birliğin korunması demek. Yeni sürecin aktörleri, toplumun siyasi ve sosyolojik hayatında güven duyulan, hatırı sayılır siyasi ve sivil aktörler, dini kanaat önderleri, aşiretlerin liderleri. Milli ve yerli politikalar Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde üretilecek ve bu politikalar bir bakıma arka bahçemizdeki Kürt nüfusu da kapsayacaktır. Milli ve yerli politikalar kavramını, üretilmiş bir kavram, cazibesi güçlü bir entelektüel tanımlama gibi değil, bizim tarihi gerçekliğimizi ifade eden bir kavram gibi görmek gerekir. Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki münasebetlerden başlayarak, Türk-Kürt ilişkilerinde 300 yıllık devri saadet dönemini hatırlamak gerekiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı döneminde yine Doğu ve Güneydoğu’da Kürt halkının desteğini kazanmak için gösterdiği çabalar, Erzurum ve Sivas kongreleri sonrasında da 23 Nisan 1920’de toplanan Meclis’in ve 1921 Anayasası’nın ruhu...

Anayasa, her şeyden önce, ‘makbul vatandaş’ anlayışından uzak durulması gereken bir metin olmak zorunda. Derdimiz yeni tanımlar yapıp yeni makbul vatandaşlar yaratmak değil, herkesi makbul vatandaş olarak görmektir. Bu bakımdan Anayasa’da, etnisite ve kimliğe dayalı vurguların olmaması gerekir."