Evlenmeden önce böyle değildin !

Evlenmeden önce böyle değildin !
Güncelleme:

Ne yazık ki evlilik, flört dönemindeki gibi heyecanlı ve eğlenceli gitmiyor...

 

Bir çok insan, ilişkisinin başlangıcında eşinin kendisine özgü bazı alışkanlıklarını, özelliklerini, davranışlarını eskiden onda görüp de son derece hoşlandığı bazı kişilik özelliklerini sıkıcı bulmaya, aslında bunların onunla ilişkiyi sürdürmek için yeterli olmadığını düşünmeye başlar. Mesela önceden eşinin cömertliğinden son derece memnun olan bir eş daha sonra onu savurganlıkla, müsriflikle suçlamaya başlayabilir ve bunu sorumsuzlukla ilişkilendirebilir. Ya da daha önce son derece kuralcı ve disiplinli olan eşinin bu özelliğini ilk başlarca ‘’ prensiplilik ve kararlılık’’ gibi görürken belli bir zaman sonra baskı gibi algılamaya başlar ve özgürlüğünün ne kadar fazla kısıtlandığını düşünüp bunalmaya başlar. Eşinin bir zamanlar hayat dolu bulduğu atılgan,girişken tavırları belli bir zaman sonra kendi üzerinde istila edilme duygusu yaşamasına neden olabilir. Ve buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.

Bu dönüşlerin bu değişen düşüncelerin bir açıklaması olmalı. Bizler kendilerini şu veya bu şekilde eksik hisseden varlıklarız. Ve var oluş amacımızın en ön planda olanı ise kendimizi bir şekilde tam ve kusursuz hissedebilme arzumuzdur. Bizler eşlerimizi bu ruhsal bütünlüğümüzü tamamlama arzumuzla seçer onun bizi tamamlayacağını umut ederiz. Çünkü çocukken hepimizin travmaları ve bu travmadan kaynaklanan yaraları söz konusudur. Bu yüzden evlilikle ve eş seçimi ile ‘’birbirimizi tamamlıyoruz’’ yada ‘’biz bir elmanın iki yarısıyız’’, ‘’ruh ikiziyiz’’ vs gibi tamamlanma arzumuza yönelik sözler sarf ederiz ve bu beklentiyle ilişkilerimize başlarız. Yani çocukluktaki bütünleşmemiş olan taraflarımızın tamamlayıcısını ararız. Düşünme ve hissetme konusundaki yetersizliğimizi giderecek ve dengeleyecek birini seçmeye çalışırız.Yani bazen bir regülatör (ayarlayıcı, dengeleyici), bazen bir gaz pedalı, bazen bir fren ararız. Ve eşlerimizle bütünleşme yoluyla, eksik ve gizli kalıp doyrulmamış taraflarımızla tekrar bağlantı kurmayı ümit ederiz.

İnsanlar eşlerinde ilk başta onlarla ilgili olarak gurur duyduğu bazı özellikleri belli bir zaman sonra bir tehdit gibi algılanmaya başlayabilir. İlişkinin ilk başında tanıştığı kız arkadaşının seksi giyiminden etkilenen erkek daha sonra bunlardan rahatsız olmaya başlayıp eleştirmeye ve belli bir zaman sonra bunları yasaklama yoluna gidebilir. Ya da eşinin ilk başlardaki yaratıcı ve bilge tarafları ile ilgili olarak eşini idealize ederken ilişkinin belli bir sürecinden sonra bu özellikleri çok bilmişlik gibi düşünceye dönüşüp eşine sinirlenme nedeni olabilir. Bunun nedeni olarak ise her insanın kendisini özel hissetmeye, ötekinin karşısında öne çıkmaya yani kendisinde aslında çok istediği ama geçmişte bastırmak zorunda kaldığı özelliklerinin ötekinin özelliklerinin gölgesinde kalmak istememe gibi bir ihtiyaç taşır. Yani belli bir zaman sonra bunlar bir var oluş mücadelesine dönüşmeye başlar. Çünkü bunları artık sinir bozucu, bilmişlik, taşkınlık, aşırıcılık gibi tanımlamanın nedeni bireyin kendisindeki bastırılmış duyguların ortaya çıkmak istemesidir. İlişkinin en başında tamamlanacağını düşünen birey belli bir noktada ötekinin (eşinin) bazı özelliklerinin kendi özelliklerini bastıracağını ve onu silik bırakacağını düşünür. Ve bundan hareketle nasıl kendisinin ebeveynleri, geçmişte kendisinin bir takım kişilik özeliklerini bastırmak zorunda bıraktıysa o da aynı şekilde kendi ebeveynleri gibi ötekine (eşine) davranır ve onu baskılamaya başlar. Yani rol değişimi yaşanır kendisi ,bir zamanlar altında ezilen ebeveyn gibi, eşi ise bir zamanlar ezilen, bastırılan kendisi gibi olur. Yani bir rövanştır aslında. Burada anlaşılması gereken en önemli nokta bu davranış ve hamlelerin kesinlikle bilinç dışı olması ile alakalıdır. Bireyler bunları yaparken asıl nedenlerinin farkında olmayıp bilinç düzeyinde açıklama getirirler. İlk başlarda hoşumuza giden özellikler artık varlığımızı tehdit eder ve varlığımızı korumak için eşimizdeki gerçekliği azaltmaya başlarız. Fakat bunun kendi gerçekliğimizle alakası olduğunun farkında olmadığımız için de belli bir zaman sonra da eşimizdeki bu azalttığımız gerçeklikleri biz yapmamışız gibi eşimizi değersizleştirmeye ve onu silik, bakımsız, olmakla suçlarız. Yani tam bir kısır döngü içine gireriz. İlk başlarda arzuladığımız eşinizin tamamlayıcı kişilik özeliklerine dair artarak katlanan huzursuzluğumuz belli bir zaman sonra evlilikteki büyük ve yıkıcı dalgalanmanın zeminini oluşturmaya başlar. İlk başlarda onun tamamlayacağını zannettiğimiz kişilik özellikleri ile uğraşmaktan daha sonra onun gerçekten evlilik ve ilişkide sorun yaratacak özellikleri göz ardı eder ve eşinizin kronik depresyon hastası, alkolik, cimri ya da sorumsuz diye tanımlayacağınız özelliklerini görmeye başlarsınız.Böylece isteklerimizin gerçekleşemeyeceğini, çocukluk yaralarınızı saramayacağını anlar, hayal kırıklığına uğramaya başlarsınız. Bu defa da nasıl çocukken incitildiğiniz gibi eşiniz tarafından da incitilebileceğinizi ya da incitildiğinizi anlar ve bunalım döneminin başlangıcı olur. Yani acı gerçeğin görüntüsüyle yüz yüze, baş başa kalırsınız. Bazen bu acı gerçeğin anlık görüntüsüne, ilişkinin en başında bile rastlanabilir. Bazı danışanlar bunu balayında bile rastladıklarını ama görmezden geldiklerini söylerler. Bu anlık görüntüler daha sonra çok netleşir. Zaman ilerledikçe ve ilişki derinleştikçe bu görüntüler artık silik kalamaz. Evliliklerde eşler zaman zaman geçmişte ebeveynleriyle yaşadıkları ilişki biçimlerini tekrar yaşadıklarına dair hisler yaşarlar. İlişkilerinde geçmişteki ilişki biçimlerini hatırladıklarını hatta neredeyse bire bir olduğunu söylerler.

Bir çok insan eşine, kişilik özellikleri benzerlik göstermese de, o sanki ebeveynlerinin bir kopyası gibi ilişki kurar ve onlarla mücadele verir. Yarım kalmış tarafları üzerinde çalışma ihtiyacının getirdiği zorunlulukla, ebeveynlerine ait bazı özellikleri eşler üzerine yansıtılarak, sonra da eşler sanki onlarmış gibi onları geçmişte hoşnutsuz olduğu ya da yeterince cevap alamadığı konularda tahrik edip onlardan arzuladıkları cevabı almaya çalışarak bir nevi yarım kalmış tamamlanamamış ve istenilen bir şekilde sonlanmasını istedikleri senaryoları tekrarlarlar ve bunun içinde senaryolarına uygun insanları seçerler. Bu yüzden bazı çiftler ‘’hep aynı konuda kavga ediyoruz’’ ifadesini kullanmaları tesadüf değildir.

Her ne kadar insanlar ilişkilerin en başında tavlamak, kabul edilmek, kabul görmek, kabullenilmek adına bazı özeliklerini gizlese de aslında her seçilen kişi, her seçilen eş, tesadüf olmadığı gibi, geçmişin yankılanmasına uygun düşen ve aşina ya da yansıtmaya ve yansıtılmaya müsait birilerini seçerler.

Kimisi, geçmişte yeterince ilgi gösteremeyen ebeveynini tedavi etmek adına, kimisi geçmişinde sürekli baskı gördüğü ebeveynini cezalandırmak adına, kimisi ise geçmişteki ilgisizliği ve yarım kalmış çocuksu ihtiyaçlarını giderebilmek adına birilerini seçer, Evlilik bilinç dışı bir tercih olup, bilinç dışı süreçlerin işlediği ve hakim olduğu bir deneyimdir.

Bazen aynı konular üzerinde tartışır, bazen tartışma zemini yaratacak davranışlar sergiler ve tahrik eder ve geçmişteki yaraları deşip bu şekilde tedavi olacağını bekleriz.

Psikolog Fatih Sönmez