Evliliğinizi koruyun

Evliliğinizi bu fırtınalı dönemlerden koruyabilirsiniz.

A+ A-

Fırtına 1: Cicim ayları bittikten hemen sonra

Aslında ruh ikinizi buldunuz. Uzun bir zamandır birbirinizi tanıyor, aynı şeylere ilgi duyuyorsunuz. Değerleriniz, ilkeleriniz uyuşuyor; birbirinizde sevdiğiniz özellikleri çok iyi biliyorsunuz. Ama aniden, bulaşık makinesine fazla bulaşık yerleştirilmesi veya birinizin televizyon seyrederken diğerinin uyuyamaması gibi ceviz kabuğunu bile doldurmayacak ayrıntılar yüzünden her dakika kavga etmeye başladınız. Bu anlaşmazlıklar giderek canınızı sıkmaya başladı ve artık merak etmeye ediyorsunuz: "Aşkınız nereye gitti?"

Rahatlayın

Aşkınız her zaman olduğu yerde, bu konuda hiçbir değişim yok. Yalnızca ortak yolculuğunuzun "birbirinizi gerçekten tanımaya başlama" sürecinin en tehlikeli virajlarından geçiyorsunuz. Her evliliğin özellikle ilk yıllar boyunca devam eden eşlerin birbirlerine uyum sağlamaya çabaladıkları dönemi vardır ve bu dönemde zaman zaman çeşitli çatlakların oluşması çok normaldir. Araştırmalar şaşırtıcı biçimde, çoğu çiftin tartışma zamanlarını önceden tahmin edebildiklerini göstermektedir. Anlaşmazlıklar artmaya başlar başlamaz, çiftler ilişkide aksayan çok büyük bir yanın olduğunu düşünmeye başlarlar. Ancak tartışmalara bakıldığında, her 10 tartışmanın 9'unda bu tarz büyük bir uyumsuzluğa rastlanmamaktadır. Tıpkı yeni alınmış, mükemmel görünen ama burnu biraz fazla sert bir ayakkabı gibi, evliliğinizin de bazı kırılmalara, yıpranmalara ihtiyacı vardır.

Çözüm: Bu dönemler gelmeden önce, birbirinize karşılıklı saygı duyarak dinleme ve konuşma becerilerinizi geliştirin. Bunu yapabilen çiftler, tartışmaların çoğunluğunun sonunda birbirlerine teşekkür ederler. Evliliğinizin ilk birkaç yılında aranızdaki farklılıklarla baş edebilme şekliniz, ileriki yıllarda da size model olacaktır.

Fırtına 2: İlk bebek geldiğinde

Bu nedenle bir an önce büyüyün. Tartıştığınız kişi eşiniz, küçük kardeşiniz değil. Konuşmalar alevlenmeye başladığında, bir adım geri çekilin ve hangi konuda tartıştığınızı fark etmeye çalışın. Tartışmaların ardında, derinlerde yatan asıl nedeni anlayabilirseniz, bunu ele alın ve çözmeye çalışın. Kişisel eleştirilerde bulunmaktan, eşinizi taşlamaktan (laf sokmaktan da diyebiliriz) ve suçlamalardan kaçının. Eğer bağırmadan konuşamıyorsanız, tartışmaya devam etmek için sinirinizin geçmesini bekleyin. Daha sonra eşinizden, sizinle birlikte oturmasını isteyin ve sakin bir biçimde sizi rahatsız eden şeyi anlatın. Hangi davranışlarının ardından, kendinizi nasıl hissettiğinizi ona anlatın. Kimin haklı, kimin haksız olduğu sorusuna cevap arayan bu zorlu savaşın sonlarına doğru, kendinize sorun: Gerçekten, tüm içtenliğimle dönüp kendime baktığımda, bu benim için çok önemli mi? Olay haline getirmeye gerçekten değer mi? Cevabınız hayır ise, yaratıcılığınızı kullanın. İçinde bulunduğunuz koşullarda, sizin de eşinizin de mutlu olmasını sağlayacak çözümler bulun.

Evliliğiniz artık rahat bir ev ortamına dönüştü ve bir evi paylaşmaya alışmış durumdasınız; birlikte geçirilen zaman ve yalnız olmak istediğiniz zamanlar arasında da bir denge tutturmuş gibi görünüyorsunuz. Her şey inandırıcı olamayacak kadar mükemmel. Ve tek eksiğiniz; birbirinize daha da yakınlaşmanızı sağlayacak o küçük güzel yaratık – aynı zamanda tahmin edemeyeceğiniz kadar çok kavganın nedeni olacak bebeğiniz geliyor. İşte gerçek: İlk bebeğin doğumu neredeyse tüm evliliklere bir şok dalgası halinde yansır.

Bir anda bir sürü yeni kuralla yaşamaya başlarsınız. İş dışında geçirilecek zaman, para ve kariyer hedeflerinizle ilgili, şimdiye kadar yoluna koyduğunuz tüm ayrıntıları yeniden programlamanız gerekiyor. Ancak bunları yapmak, bir yandan bir bebeğin varlığına alışmaya çalışırken gerçekten çok zor. Enerjinizin en büyük kısmını, bakıma muhtaç küçük bebeğiniz için harcamalısınız. Dolayısıyla diğer bebeğinizin (eşinizin) istekleri bir anda dayanılmaz gelmeye başlayabilir. Üstüne üstlük, cinsel arzunuz da tamamen ortadan kalkarsa şaşırmayın.

Çözüm: Siz ve eşiniz aslında bu zamanlara kadar hep ateşli bir çift oldunuz; ancak evlilikler için çılgın bir dönem olan ilk bebek sendromunu yaşarken, aşkınızın ateşini söndürmemek için normalden biraz daha fazla çaba sarf etmelisiniz. İlişkiniz, eskiden olduğu gibi doğal ritminde yaşanmayacaktır; bu nedenle titizlikle birbirinize zaman ayırmanız, her ne kadar zor gibi görünse de, çok önemlidir. Buna, ilk zamanlarda, her gün sadece baş başa konuşmak için 15 dakika ayırmakla başlayın. Ne zaman yaptığınız önemli değil; eğer ayarlayabileceğiniz tek zaman, süpermarkette alışveriş yaparken telefonda konuşmaksa bu da olur; ancak bu sürenin, yalnızca ikinizden bahsettiğiniz bir zaman olmasına özen gösterin. Eğer aranızdaki romantizm sizden yeteri ilgiyi görmezse, çocukların altında ezilir ezilir ve sonunda tamamen toprağa gömülür.

Çocuğunuz bir bakıcıyla evde bırakılabilecek yaşa erişir erişmez, yeniden randevulaşmaya, dışarı çıkmaya başlayın. Ayda bir kez de olsa, baş başa dışarıda vakit geçirmeyi ihmal etmeyin. Mum ışığında yenen akşam yemekleri olmak zorunda değil; yalnızca birlikte eğlenin. Ve tabii ki, sevişmeyi önceliğiniz haline getirin. Bir aydır bacaklarınızdaki tüyleri alamamış olsanız da, eşinizle çırılçıplak kalmak için kendinizi zorlayın. Aranızdaki yakınlığı korumanın ve bu zorlu zamanları ilişkiye yara vermeden geçirmenin en iyi yolu budur. Unutmayın ki; evliliğinizi sağlam tutmak, çocuğunuz için yapabileceğiniz en önemli şeydir.

Fırtına 3: İşten çıkarıldığınız zamanlar

Ülkemizde en sık rastlanan boşanma nedenlerinden, dolayısı ile eş tartışmalarından biri de maddi sorunlardır. Bu gerçeklik sizin ailenizi vurduğunda, siz de aynı döngünün içine girebilirsiniz. İş kaybetmek, en büyük stres kaynaklarından biridir ve bir evliliği gerçekten sarsabilir. Yarattığı güçlükler çok serttir; düzenli bir maaş olmadan, borçlanıp durmadan, özellikle de buna hazırlıklı değilseniz, geçinebilmek neredeyse imkansızdır. Aynı zamanda büyük bir duygusal boşluğa da neden olur, özellikle işten atılan tek kişi eşinizse. Erkeklerin kimlikleri yaptıkları işle özdeşleşmiş gibidir; bu nedenle işten çıkarılmak kendine olan güvenlerini temelinden sarsar ve onları çabucak dibe indirir. İçine kapanabilir; size veya başkalarına karşı kızgın davranabilir. Bunun yanı sıra, onun hatası olmadığını bilmenize rağmen, siz de ona karşı sinirli davranabilir veya içten içe öfkelenebilirsiniz. Tüm bu gerilim stres seviyesini tepe noktasına taşıyacağından; eşiniz, siz, bebeğiniz, hatta köpeğiniz bile bir anda kendinizi içinden çıkılamayacakmış gibi görünen bir karabulut içinde bulabilirsiniz.

Çözüm: Bu işsizlik dönemi ile baş edebilmenizi sağlayabilecek somut bir plan ortaya koyun: Bir bütçe çıkarın ve yeniden iş bulabilme süresini gerçi bir zaman olarak tayin edin. Bir planınızın olması, olayların daha fazla kontrolünüz altında olduğunu hissetmenizi sağlar ve bu plan bile tek başına kaygının önemli bir bölümünü ortadan kaldırabilir.

İşi kaybetmenin getirdiği duygusal yoğunluğun ağırlığı gerçekten bir hayli fazladır; bu nedenle birbirinizi sıkmamaya dikkat edin. Durumun netleşmesi için zaman tanıyın. Böyle zamanlarda ikiniz de kendinizi bitap hissedebilirsiniz. Çiftler için kilit nokta, zorlu zamanlarda iletişim kanallarını açık tutmaktır. Eşinizi, neler hissettiğini sizinle paylaşması konusunda cesaretlendirin; hissettiği hayal kırıklığı, öfke gibi duyguları sizin yanınızda, güvenli bir ortamda ortaya dökmek onu rahatlatacaktır. Dinleyin ve duygularını anlamaya, paylaşmaya çalışın; ama aynı zamanda kendi endişelerinizi de sonuna kadar paylaşın. Siz içten oldukça, o da olacaktır; unutmayın ki aynı endişeleri yaşıyorsunuz. Bu süreç içinde kendinize ve ilişkinize zaman ayırmayı da unutmayın.

Fırtına 4: Anneler işe başladığında

İlk çocuğunuz dünyaya gelmeden bir süre önce çalışmayı bırakıp, memnuniyetle, öncelikli sorumluluğunuzu –küçük bebeğinize bakmayı- üstlendiniz. Ama şimdi yeniden çalışanlar grubuna katılmaya karar verdiniz ve bu kez çalışan anneler tarafındasınız. Bir süredir zaten yapmakta olduğunuz işlerin üstüne, bir de çalışan bir kadın kimliği ekleneceğinden, bu ustalıkla dikilmiş "süper anne" forması bedeninizi sıkmaya, ruh eşiniz de gözünüze tam bir serseri gibi görünmeye başlayabilir. Pek çok çift bu dönemi, yerleşen dengelerin yeniden bozulduğu zorlu bir zaman olarak tanımlıyorlar.

Çözüm: İlk bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, eşinizle birlikte oturun ve ev işlerini nasıl paylaşacağınıza dair bir görev dağımı belirleyin. Ev işlerinin ve bebeğin yükünü paylaşmak için işe başlamayı beklemeniz, dengeleri gerçekten alt üst edebilir; çünkü eşiniz bugüne kadar, her şeyi zaten doğru yaptığını düşünerek, siz işe başladıktan sonra değişiklik yapmayı aklına getirmeyebilir.

Etkili bir diğer yaklaşım da evde yapılması gereken işlerin bir listesini yapmak olabilir. Her gün yapılması gereken birkaç işi siz, birkaçını da eşiniz üstlensin. Gerçekten katlanılmaz olan işleri aranızda paylaşın ve aynı zamanda yapmaya başlayın ki; işleri hallederken birlikte konuşma fırsatınız olsun. Bu yeni planı bir ay boyunca deneyin. Eğer bu evdeki huzuru artırmada işe yaramazsa, her ikinizin de hoşnut olabileceği bir durum yaratana kadar yeni listeler yapmaya gayret edin.

Fırtına 5: Başınıza gerçekten kötü bir şey geldiğinde

Ebeveynlerinizden birinin ölümü, bir bebeğin ölümü, ailedekilerden birinin ciddi bir kaza geçirmesi, kalıcı sakatlanmalar... Bu olayların, çiftleri birbirlerine daha da sıkı sıkıya bağlayabileceği gibi; çoğu durumda evlilikleri parçaladığı da görülmektedir. Ölüm ve benzeri büyük krizler hayata ciddi darbeler indirirler ve bir anda, evliliğimiz de dahil olmak üzere her şeyi katı sorgulamalara tabi tutmamıza neden olurlar. Aniden bu güne kadar görmezden geldiğiniz, hoşunuza gitmeyen ayrıntılar gözünüze büyük bir çirkinlik olarak çarpmaya başlar. Yaşamdaki travmalara verilen tepkiler kişiden kişiye değişir; tepkileriniz arasındaki farklılıklar ne kadar fazla ise, aranızda açılan uçurum o kadar derin olacaktır. Eğer bu güne kadar aranızdaki bağı sağlamlaştırabilmek için yeterli zaman ve enerji harcamadıysanız, birbirinizi tamamıyla iki yabancı olarak algılayabilir; birbirinize zarar verebilecek kırıcı tutumlarda bulunabilirsiniz.

Çözüm: Bu kez, bu kara bulutlardan çıkabilmek için çok daha aşağıya derinlere inmeniz gerekebilir. Şefkat bu zamanlar için en önemli anahtarınız olacaktır. Eşinizin ilgisizliği, onun bu durumla başa çıkma şekli olabilir. Sizin ilgisiz ve soğuk tavırlarınızdan şikayet ediyorsa, eşinize neye ihtiyaç duyduğunuzu belirtin. Bu durumlarda onun için de, sizin için de en önemli şey, gelen yardım ve paylaşma isteklerine, arzu etmeseniz de, açık olmaya çalışmanızdır. Neler hissettiğinizden eşinize bahsedin. Onun neler hissettiğini, düşündüğünü sorun; cevaplardan kaçınmak yalnızca aranızdaki mesafeyi genişletecektir. Bu ilgili ve şefkatli çabalarınızı haftalar, aylar, gerekirse yıllar boyunca devam ettirin; yeniden dengenin sağlanması çok uzun zaman alabilir.

Birbirinize, bunun da geçeceğini hatırlatmayı unutmayın. Kendinize ve bedeninize iyi davranın, aynı şeyi eşinize de hatırlatın ve onun da bunu yapmasını sağlayın. Daha iyi zamanlarınızı hatırlayın ve belirli aralıklarla onlardan bahsedin. Birlikte yaşanan anlar, evliliğin omega-3'ü gibidir; sevginizi daha iyi besleyebilecek bir başka nokta yoktur. Birlikte yaşadıklarınızı paylaşmanız, ilişkinizi güçlendirecek ve aranızdaki mesafeyi en kısa sürede aşmanızı sağlayacaktır.

Karşılıklı saygı ve ilgiye dayalı bir ilişki, eskilerin de söylediği gibi, en uzun ömürlü olanıdır. Ortak yolculuğunuzun her aşamasında bunu, aklınızdan çıkarmayarak uygulamanız, üstünüzdeki gökyüzünün her zaman masmavi kalmasını sağlayacaktır.